Başbakan HDP'li bakanların istifasını değerlendirdi

Başbakan Ahmet Davutoğlu seçim hükümetinde yer alan HDP’li Ali Haydar Konca ve Müslüm Doğan bakanlıktan istifa etmesini değerlendirdi.

Başbakan HDP'li bakanların istifasını değerlendirdi
Başbakan Ahmet Davutoğlu, HDP'li Ali Haydar Konca ve Müslüm Doğan'ın seçim hükümetindeki bakanlık görevinden istifa etmesinin ardından yaptığı açıklamayla ilgili olarak, 'Ellerine verilen bir metni okumak milletvekiline, hele hele bakanlık yapmış milletvekiline yakışmaz. İçeride gayet nazik konuşan arkadaşlarımızın birden HDP Genel Merkezi'nde kimlik değiştirmişçesine bir tavırla Cumhurbaşkanımıza, bana, hükümetimize açık hakaret içeren bir açıklama yapmasını yakıştıramadım' dedi.

Başbakan Ahmet Davutoğlu, Kurban Bayramı nedeniyle gittiği Konya'da gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Davutoğlu'nun sözleri şöyle:

İki HDP'li bakan istifa etti, hükümete yönelik eleştiriler vardı. Bir tartışma yaşandı mı, muhalefetten gelen bir eleştiri var, seçim hükümetinin tamamen bağımsız olmadığına dair...
Bu hükümet anayasal zorunluluk hükümetidir. Dolayısıyla burada AK Parti, HDP, MHP, CHP gibi ilişkilerden çok, yönetim boşluğu oluşturmadan seçime götürme sorumluluğu var. AK Parti Genel Başkanı olarak kabine başında değilim, AK Parti ya da koalisyon kabinesi değildir. Tamamıyla usulüne uygun şekilde, teklifimizi bütün partilerin milletvekillerine yaptık. Bazıları kabul etti. CHP ve MHP kurumsal olarak girmeyeceklerini ifade ettiler.

Şimdi bu iki bakan arkadaşımız kendi iradeleriyle geldiler. Kimse baskıda bulunmadı. Mektupla davet yaptım. İcabet ettiler. Dün de kendi iradeleriyle ayrıldılar. Beni üzen, bu ayrılma kararı bize açıklanırken son derece medeni, bize saygı içinde izah etmeye çalıştılar. Cizre'deki olayları bahane ederek. Hiçbir bakan arkadaşımız konuşmadı, muhatapları benim. Bazı bakan arkadaşlarımız söz almak istedi, hayır ben izahatta bulunacağım dedim. Türkiye'de kamu güvenliğini tesis etmekten sorumlu bir hükümetin üyeleri olduklarını hatırlattım. Orada niye tedbir alındığını değil, niye hendek kazıldığını, niye mayın yerleştirildiğini sordum. Bu tür illegal yapılanmalar varken, bakanların sorumlulukları vatandaşlara karşıdır. O tedbiri alan güvenlik güçlerini sorgulamak değil, terör örgütü mensuplarının yaptığını sorgulamaktır. Varto'da mezarlık gibi gösterilen, cami, cemevi sözleri de geçti, bazı yapılarla ilgili birçok kaleşnikof ele geçirildi. 4 terörist etkisiz hale getirildi.

Hiç kimse kamu düzenini bozanları meşru gösterecek bir tavırda olamaz. Çok medeni konuştuk. Teşekkür ettik, onlar da bize teşekkür etti. Müsteşarımıza rica ettim, dış kapıya kadar uğurladılar.

Daha sonra yaptıkları açıklama, her ikisine de saygı duymakla beraber, kendilerinin yazmadığı şart. Ellerine verilen bir metni okumak milletvekiline, hele hele bakanlık yapmış milletvekiline yakışmaz. İçeride gayet nazik konuşan arkadaşlarımızın birden HDP Genel Merkezi'nde kimlik değiştirmişçesine bir tavırla Cumhurbaşkanımıza, bana, hükümetimize açık hakaret içeren bir açıklama yapmasını yakıştıramadım. Ellerine verilen metni okuyan bakanlar nasıl Bakanlar Kurulu'nda medenice konuşan bakanlar, metin ellerine verilmeye kalktığında keşke aynı şekilde “Biz kendi açıklamamızı yaparız” deseydi. Üzüldüğüm husus budur, yoksa meşru siyaset içinde herkes görev alır, iade eder.

Muhalefete gelince, söz söyleme hakları yok. Kendilerine bu hükümete katılın dedik. CHP katılmayız dedi, şimdi ne hakla hükümeti sorgularlar. Türkiye hükümetsiz mi kalacaktı? Tüm partilere çağrıda bulunduk. İcabet edene, “Sen kimsin, niçin geldin?” demedik. CHP'nin MHP'nin söz söyleme hakkı olabilir mi?

HDP'nin arkasına saklanmasın kimse. Bu mübarek gün polemik yapmak istemem ama haksızlığa da sessiz kalmayız... AK Parti'nin hakkı kadar bakanı var. Kalanlar dışarıdan... Örneğin Beril Hanım. Herkesin tanıdığı bir akademisyen. Hangi partiye oy verdiğini bilmem, bilmek de istemem.