Çukurova'da Turizm Çıkış Yolu Arıyor
İçel Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi ve Anavarza Arkeolojik Çalışmaları Bilimsel Danışmanı Murat Durukan, Adana ve İçel’deki turizm kaynaklarının yeterince değerlendirilmediğini, bu kaynaklarla ilgili farkındalık oluşturulmasının bölgede turizmin kalkınmasında önemli katkılar sağlayacağını söyledi.

"BÖLGENİN TURİZM MERKEZİ OLMASI İÇİN DENİZ ŞART DEĞİL"
Turizm kavramının geniş bir alana yayıldığını vurgulayan Durukan, ülkemizde en çok deniz turizmi popüler olsa da bunun dışında ‘kültür, inanç, spor, sağlık, eğitim, yaya, alışveriş, kongre ve kaplıca’ turizmlerinin de bulunduğunu ifade etti.
Adana ve İçel illerinde tescil edilmiş arkeolojik alanlarının yoğun olmasına rağmen kazılıp restore edilmiş antik kentlerin olmadığına dikkat çeken Durukan, “Bilimsel çalışması yapılmamış arkeolojik alanlara sadece çok az sayıda turist ilgi gösterir. Ancak bu durum büyük hedeflerin çok uzağında bir sonuçtur. Bu karşılaştırmalar Adana ve İçel’in hangi turizm kulvarında ilerlemesi gerektiğine işaret etmektedir. Turizmde iddialı bir noktaya gelmek hedefleniyorsa, en güçlü rezervlerimiz olan arkeolojik ve kültürel konulara hassasiyet gösterilmelidir. Nitekim her iki kent de kültürel miras konusunda önemli bir potansiyele sahiptir” diye konuştu.
Ülkemizdeki ve dünyadaki en önemli turizm merkezleri ele alındığında bir bölgenin turizm destinasyonu olması için deniz kıyısında bulunmasının şart olmadığının altını çizen Durukan, dünyada Roma, Paris, Viyana gibi şehirleri örnek verirken, ülkemizde de Kapadokya’nın buna en güzel örnek olduğunu söyledi.
Durukan, Adana ve İçel’deki eski kent dokusunun ve geleneksel mimarinin restorasyon çalışmaları ve farkındalık oluşturulmasıyla turizmin bölge hayatının içine sokulması gerektiğini belirterek “Adana’da şehrin ortasından geçen nehir ve baraj gölü önemli estetik fırsatlar olarak düşünülmeli ve gözümüzün önünde olmalarına rağmen yeterince değerlendirilmeyen bu yerlerle ilgili farkındalık yaratılmalıdır. Bu tür kaynakların nasıl değerlendirildiği konusunda hem Avrupa’da hem de Türkiye’de güzel örnekler mevcuttur. Geçtiğimiz günlerde Adana Tiyatro Festivali'nde Seyhan Nehri üzerinde yapılan su gösterileri isabetli tercihler yapıldığında bu nehrin nasıl ilgi odağı olabileceğinin iyi bir örneği olmuştur” ifadelerini kullandı.
“İKİ KÜLTÜRÜN AYNI ANDA SUNULMASI TEŞVİK EDİLMELİ”
Büyük bir arkeoloji müzesinin kurulmasının da akla gelebilecek diğer projeler arasında olabileceğine değinen Durukan, kültürel değerlerle ilişkili başka müzelerin de kurulmasının önemli olduğunu dile getirdi. Durukan, Adana’daki Sinema Müzesi’nin bu duruma en güzel örneklerden biri olduğunu aktararak, “Gelişmiş ülkelerin büyük kentlerinde müze sayısı bazen 100’e yaklaşmaktadır. Yiyecekten giyeceğe, sanattan bilime kadar birçok konuda müze kurmak mümkündür. Pek çok batı kentinde ‘Matematik Müzesi’ bile bulunmaktadır. Adana’daki ‘Sinema Müzesi’ de bunun güzel örneklerinden biridir. Bunu bir başlangıç olarak görüp kentin yetiştirdiği önemli karakterlerle ilgili veya kentin kültürüyle özdeşleşmiş yemeklerle ilgili müzeler kurmak da Adana’ya farklı bir zenginlik kazandıracaktır. Bazı eski mekanlarda ‘geleneksel mimari içinde geleneksel yemekler’ anlayışıyla bu iki kültürün aynı anda sunulması teşvik edilebilir” şeklinde konuştu.
Adana’nın merkezinde bulunan Tepebağ’ın da hem arkeolojik açıdan hem de kentin tarihi dokusu açısından önemli adreslerden biri olduğuna dikkat çeken Durukan, burada başlatılan kentsel dönüşümün istikrarla devam etmesi gerektiğine de vurgu yaptı.
