Yumurtalık Kanserinde Erken Tanı Yüzde 90 Hayat Kurtarıyor

Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Ana Bilim Dalı Jinekolojik Onkoloji Bölümü uzmanı Prof. Dr. Hüsnü Çelik, sinsi bir kanser türü olan yumurtalık kanseri hastalarının yüzde 75’ine ileri evrelerde tanı konulduğunu, bunun da ölüm oranını artırdığını belirterek, erken evrelerde tanı konulması durumunda sağ kalma oranının yüzde 90’ın üzerinde olduğunu söyledi.

Yumurtalık Kanserinde Erken Tanı Yüzde 90 Hayat Kurtarıyor
Prof. Dr. Çelik, yumurtalık kanserlerinin, kadın kanserleri içerisinde ölüm oranı en yüksek kanser türlerinden biri olduğunu ifade etti.

Gerek cerrahi gerekse kemoterapi alanında yaşanan gelişmelere rağmen hastalığa yakalananların 5 yıl ve daha fazla yaşama oranının ortalama yüzde 50 civarında olduğunu aktaran Çelik, “Sağ kalımda en önemli parametre tanı konulduğu andaki hastalık evresidir. Erken evrelerde sağ kalım yüzde 90’ların üzerindedir. Ancak bu hastaların yaklaşık yüzde 75’i ileri evrelerde tanı almaktadır” dedi.

“SİNSİ BİR KANSER TÜRÜ”

Bu sinsi hastalığın, hastaları doktora erken getirecek özel bir semptomun da bulunmadığını ifade eden Prof. Dr. Hüsnü Çelik, şunları söyledi:

“Yine de karında şişkinlik, hazımsızlık, pelvik ağrı, akıntı gibi genel semptomlar olduğunda over kanserlerinin akılda tutulması gerekir. Hastalık öncelikle karın boşluğuna yayıldığı için ağrıdan ziyade bağırsak ve mide semptomları ön planda olabilmektedir. Bu nedenle bu hastalar, öncelikli olarak dahiliye veya gastroenteroloji kliniklerine başvururlar ve o bölümlerdeki meslektaşlarımızın dikkatli değerlendirmeleri sonucu yumurtalık kanseri tanısı konularak jinekolojik onkoloji kliniklerine gönderilirler. Bu doğal bir durumdur. Bir hasta problemlerine çare ararken elbette şikayeti olan bölüme gidecektir.”

Yumurtalık kanserinin tedavisinde etkin ve detaylı bir cerrahi uygulamanın gerekli olduğuna işaret eden Prof. Dr. Hüsnü Çelik, “Cerrahide tüm karın boşluğu detaylı bir şekilde gözden geçirilir. Ana hedef, cerrahi bitiminde gözle görülür tümör dokusunun kalmamasıdır. Bu amaçla gerektiği durumlarda mevcut tümörlerden arındırılması için bağırsak, mesane, karaciğer, diafragma gibi organların bir kısmı çıkarılabilir. Gözle görülür tümör dokusu olmadığında muhtemel yayılma potansiyeli olan alanlar ki bunlar; büyük damarların etrafındaki lenf bezleri, karın içerisindeki omentum dediğimiz yağ dokusudur” diye konuştu.

“CERRAHİ MÜDAHALE ÖMRÜ UZATIYOR”

Tamamen çıkarmanın mümkün olamadığı durumlarda ikincil hedefin tümörün küçültülmesi olduğunu vurgulayan Çelik, şöyle devam etti:

“Buradaki hedef tümör dokusunun 0.5 cm, bu da mümkün değilse 1 cm altına indirilmesidir. Eğer ameliyat sonrası tümör dokusu 2 cm altına indirilemiyorsa hasta bu cerrahiden over kanseri tedavisindeki güncel parola; ‘kanser neredeyse cerrah orada olmalıdır’ şeklinde özetlenmiştir. Bunun anlamı; vücudun neresinde olursa olsun, kanserin öncelikli olarak cerrahi ile çıkarılmasıdır. Gerektiğinde beyin, akciğer gibi organlarda olduğunda bile kanser odaklarının cerrahi olarak çıkarılması hastanın ömrünü uzatmaktadır. Buradaki ana unsur, organın ya da bir bölümünün çıkarılmasının hayatla bağdaşır olmasıdır.”

AKILLI İLAÇLARLA TEDAVİ DÖNEMİ

Yumurtalık kanserlerinin oldukça erken evreleri hariç, tedavisinin cerrahiden sonra mutlaka kemoterapi verilmesi şeklinde olduğunu kaydeden Çelik, “Bugün, kemoterapide müthiş ilerlemeler kaydedildi. Artık akıllı tedaviler dediğimiz targeted tedaviler dönemi başladı.

Akıllı ilaçlar tümör hücresindeki hedef mekanizmayı bularak tümörü imha etmektedir. Bu alan önümüzdeki günlerde daha popüler hale gelecektir. Bir diğer durum, henüz tüm dünyada kabul görmeyen, lokal bazı ülkelerde ve merkezlerde uygulanan karın içi sıcak kemoterapi uygulamalarıdır. Bu metotla ilgili hasta seçim kriterleri, mevcut tedaviye bağlı komplikasyonlar büyük çalışmalarda net değerlendirilmemiştir. İleri ki dönemlerde konu daha da netleşecektir” ifadelerini kullandı.

Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Ana Bilim Dalı Jinekolojik Onkoloji Bölümü uzmanı Prof. Dr. Hüsnü Çelik, 10-20 yıl öncesine göre bir değerlendirme yapıldığında, gerek cerrahi gerekse kemoterapi alanında kaydedilen ilerlemeler ile bu hastaların tedavi ve takiplerinin özelleşmiş merkezlerde yapılıyor olmasının, yaşam oranlarını belirgin olarak artırdığını kaydetti.

Kaynak: İHA