Bakanlar Kurulu Toplantısı

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, "Türkiye'nin bağımsız yargıya ihtiyacı var ama en az onun kadar da tarafsız yargıya ihtiyacı var. Bağımsızlıkta evelallah onların elini tutan yok, ne isterlerse yapıyorlar. Biraz da tarafsız olmaları gerekiyor. Biz bu mekanizmaları kurmaya çalışırsak emin olun Türkiye'de kötü bir şey olmaz" dedi

Arınç, Bakanlar Kurulu Toplantısı'nın ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı.
HSYK ile ilgili teklifin mevcut şekliyle kanunlaşması halinde Adalet Bakanı'na verilen yetkiler nedeniyle kurulun tamamen yürütmenin kontrolü altına gireceğine yönelik eleştiriler hatırlatılarak yapılacak değişiklikle kurulun daha demokratik bir hale gelip gelmeyeceği konusundaki görüşlerinin sorulması üzerine Arınç, daha önceki toplantılarda da yasama, yürütme ve yargının işlevini ortaya koymaya çalıştıklarını söyledi.

Bir kanun teklifinin yasalaşması halinde önünde iki barikat bulunduğunu anlatan Arınç, bunların Cumhurbaşkanı ve Anayasa Mahkemesi olduğunu bildirdi. Anayasa Mahkemesine gidilmesi için sadece anamuhalefet partisi ve 110 milletvekilinin bir araya gelmesinin de şart olmadığını belirten Arınç, herhangi bir mahkemeye dava açılabileceğini, mahkemenin Anayasa'ya aykırılığı ciddi bulması durumunda onun da Anayasa Mahkemesine gidebileceğini hatırlattı.
Daha önce hazırladıkları kanun ve anayasa değişikliklerinin Anayasa Mahkemesinden döndüğünü anımsatan Arınç, "Yasamanın üzerinde en azından anayasal, yargısal denetim var. Yürütmenin üzerinde onu denetleyen Meclis var. Bütün eylem ve işlemlerinin yargısal denetime tabi olduğu Anayasa hükmü var" diye konuştu.

Bir bölge müdürünü görevden almak istemeleri halinde İdare Mahkemesine giderek yürütmeyi durdurma kararı aldırdığını örnek olarak gösteren Arınç, "Yani benim bir tasarrufum, bir bürokrat üzerindeki tasarrufumu yargı hemen tersine çeviriyor" ifadesini kullandı.
-"Yargının üzerinde hangi denetim var"-
RTÜK'te 20 yıldır yapılamayan frekans ihalelerini iyi bir hazırlıktan sonra yaptıklarını dile getiren Arınç, burada da dosya almayan, ihaleye girmeyen bir şirket üzerinden dava açılarak yürütmeyi durdurma kararı aldırdıklarını söyledi.

Arınç, "Şunu söylemek istiyorum: Yasamanın üzerinde denetim var, yürütmeninin üzerinde denetim var. Peki yargının üzerinde hangi denetim var? Görevleriyle ilgili olsun, olmasın, kendi mensupları hakkında yargılama yetkisini ancak kendileri verebiliyor. Bu Yargıtay için de böyle diğerleri için de böyle" değerlendirmesini yaptı.
-"Denetleyecek bir mekanizma olsa fena mı olur?"-
Refah Partisi hakkında kapatma davası açıldığını ve kendisinin sanıklardan birisi olduğunu anlatan Bülent Arınç, dönemin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Vural Savaş'ın iddianamesinde kendilerine hakaret ettiğini bildirdi. Savaş'ın iddianamede kendileri için "metastaz yapan urlar", "vampir" gibi ifadeler kullandığını belirten Arınç, şunları söyledi:
"Ben yüzlerce, binlerce iddianame okudum, annesini öldüren katile bile hiçbir savcı, 'vay alçaksız adam, vay şerefsiz adam' demez, sadece olayı anlatır, Türk Ceza Kanunu'nun hangi maddesine göre yargılanıp ceza giyeceğini gösterir. Adam bizim partimizi kapatmak istiyor, bir de bize hakaret yapıyor. Biz kanser hücresiyiz, biz kan emen vampirleriz, bunu kabul etmek mümkün değil. Yargıtay 1. Başkanlığını, bu eylemi sebebiyle bu kişi hakkında dava açılmasını istedik. Hemen toplandı 1. Başkanlar Kuruludur zannediyorum, 'Gerek yoktur savcı nitelendirme yapabilir' dediler. O zaman 'manevi tazminat davası açalım' dedik, davamızı reddettiler. 'Ceza davası yok, hüküm de giymemiş manevi tazminat da veremeyiz' dediler. Bu kısır döngüleri yaşadık biz. Beş kişilik HSYK'nın Türkiye'ye neye mal olduğunu bildiğimiz için Anayasa referandumuna gittik. Şunu söylemek istiyorum: Bugün sadece 'layüsel ve layemut' olan yargıdır, hiçbir hesabın sorulması mümkün değildir. Peki onun üzerinde, onun hukuk aykırı eylemlerini ve işlemlerini denetleyecek bir mekanizma olsa fena mı olur, bu açıdan bir bakalım."
Adalet Bakanı'nın kurulun başkanı olduğunu ve bunun her dönemde böyle olduğunu dile getiren Arınç, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Yani kurul başkanı başka bir gezegenden gelmedi. HSYK var olduğu müddetçe Türkiye'de Adalet Bakanı o kurulun başkanıdır, müsteşar da mutlaka kurulun üyesidir. Yeni bir şey getirmiyoruz. Peki 'Adalet Bakanı şu yetkileri alsa kötü mü olur?' Tartışılır. Yürütmenin yargıya müdahalede bulunmaması lazım, temel prensip budur. Ama bu üç erkin birbirine göre üstünlüğü yoktur. Yasama, yargı ve yürütme kendi alanlarında bağımsızdır ve birbirlerine müdahaleyi kabul etmez. Ama kurulun zaten başkanı olan bir Adalet Bakanı'nın 'iş bölümünü de ben yapacağım' demesinin anayasaya aykırı neresi var Allah aşkına. Böyle bir şey mümkün değil. Bunu kabul etmeyiz. Dolayısıyla müsterih olun arkadaşlar, siz yargı üzerine titriyorsunuz, biz de sizin kadar titreyelim. Türkiye'nin bağımsız yargıya ihtiyacı var ama en az onun kadar da tarafsız yargıya ihtiyacı var. Bağımsızlıkta evelallah onların elini tutan yok, ne isterlerse yapıyorlar. Biraz da tarafsız olmaları gerekiyor. Biz bu mekanizmaları kurmaya çalışırsak emin olun Türkiye'de kötü bir şey olmaz."
-"Çözüm süreci başarıya ulaşmazsa daha çok Uludereler yaşanabilir"-
Uludere davasıyla ilgili askeri mahkemenin kararına ilişkin değerlendirmesinin sorulması üzerine, askeri yargının soruşturmasını tamamladığını hatırlatan Arınç, şunları kaydetti:
"Bu olay çok acı bir olaydır, trajik bir olaydır, 34 tane insan bombalanma neticesinde hayatını kaybetmiştir. Bu konu üzerine belki onlarca defa konuştuk. Bence bundan sonra konuşulması gereken, terörle mücadelede 30 sene veya daha fazlası yaşadığımız acı olaylardan birisi olarak bunu hatırlamamız lazım. Yani bunu terörle mücadele kapsamında düşünebilirseniz olan biteni çok daha iyi anlayacaksınız. Bir yerde bir hareketlilik var sınırın dışında, daha önce de buradan giriş çıkışlar olmuş, daha önce eylemler yapılmış, insansız hava araçlarıyla şunlarla bunlarla bilgiler toplanmış, bir yere nakledilmiş ve onun neticesinde bu olay meydana gelmiş. Uçaklar uçmasaydı bombalar atılmasaydı bu insanlar hayatta olacaktı. Ama bu işte görevli olan kişilerin de 'ben görevimi yapmak zorundayım' demesini çok acı bir olay olarak hatırlayalım ve hep beraber çözüm sürecine destek verelim. Çözüm süreci başarıya ulaşmazsa daha çok Uludereler yaşanabilir, asıl acı olan da budur."
(Sürecek)
Kaynak: AA