'Türkiye'nin AB'ye katılmasına kati suretle karşıyız'
Alman siyasetçi Jürgen Walter, Ayrıcalıklı ortaklık, Türkiye'nin AB üyeliğine karşıyız anlamına geliyor' dedi.
Almanya Sosyal Demokrat Parti (SDP) eski Milletvekili Avukat Jürgen Walter, Avrupa Birliği'ne (AB) tam üyelik yerine önerilen 'Ayrıcalıklı Ortaklık' kavramının "Biz Türkiye'nin AB'ye katılmasına kati süratle karşıyız." anlamına geldiğini söyledi.
Adana Barosu'nun Seyhan Oteli'nde düzenlediği "Tam Üyelik Sürecinde Avrupa Birliği Türkiye İlişkileri" konulu konferansa konuşmacı olarak katılan Walter, bu konunun tamamen 'kandırmaca' olduğunu ve daha 'ciddi' davranılması gerektiğini kaydetti. 'Ayrıcalıklı ortaklık eşittir siz hiçbir zaman AB'ne üye olamayacaksınız.' demek olduğunun altını çizen Walter, "Eğer ben hedeflediğim noktaya ulaşamayacaksam neden kendimi yorayım?" sorusunu sordu. Türkiye'nin AB için yola çıktığını ve başarılı adımlar attığını dile getiren Jürgen Walter, şu anda AB üyesi olup da Türkiye kadar çaba sarf etmeyen ülkelerin varlığına dikkat çekti. Tüm girişimlerine rağmen halen Avrupa'nın Türkiye'ye önyargılı yaklaşımının araştırılması gerektiğine işaret eden Walter, şunları söyledi: "Türkiye coğrafi ve tarihi bakımdan Avrupa'ya mensup bir ülkedir. Ayrıca dini açıdan Avrupa Hristiyan'dır. Almanya'da yaşayanların yüzde 15'i Müslüman'dır. Eğer biz dini bir Avrupa istiyor olsaydık, bu yüzde 15'lik kısım Avrupalı sayılmamalıydı."
BİR ÜLKEDE DİNİ ÖZGÜRLÜK YOK İSE AB'DE İŞİ OLMAZ
Türkiye'nin AB'ye tam üye olabilmesi için demokratik açıdan yeterli olup olmadığı sorusunu gündeme getiren Walter, bazı problemlere rağmen ülkede son 10 yılda bu hususta ciddi ilerlemeler sağlandığını hatırlattı.
İsviçre'de yaşanan minare yasağını din başlığı altında değil, demokratik açıdan değinmek istediğini anlatan Walter, şöyle konuştu: "Açık yüreklilikle söylüyorum, eğer bir ülkede dini özgürlüğü yok ise, o devletin AB'de işi olamaz. Burada kastettiğim Türkiye değil, İsviçre'dir. Bu İsviçre için bir fakirlik, zayıflık göstergesidir. Çünkü orda halkın büyük bir çoğunluğu dinin özgür uygulamalarına karşı çıkıyor. Bu başlıkların tamamını bir araya getirdiğimizde Türkiye'nin AB'ye girişine karşı olanların tutumunu, birtakım veriler üzerinden değil, daha önce kalıplaşmış önyargılarına bağlıyorum."
Demokratikleşme sürecine devam eden Türkiye'ye gelecekte AB içinde daha fazla ihtiyaç duyulacağına dikkat çeken Walter, şöyle devam etti: "Türkiye AB'ye ortaklık için 1959'da başvurmuş. 50 yıldır bu mücadeleyi veriyor. Şu ana kadar AB'ye üye olmuş hiçbir ülkenin katılım süreci bu kadar uzun olmamıştır. 2006'da tam üyelik için verilen tarihlerin -Türkiye için değil- Avrupa için son bir şanstır. Çünkü bu sürecin çok uzun olduğunu düşünüyorum. -Bilinçli bir şekilde söylüyorum- Türkiye'nin AB'ye girmesi büyük bir zenginlik olur."
CEYHUN: AB YOLUNDA CİDDİ ADIMLAR ATILDI
Avrupa Parlamentosu eski Milletvekili Ozan Ceyhun da Türkiye'de sorumluluk taşıyanların AB'ye girme konusunda eski coşku ve beklentilerini yitirmişse bunun sorumlularının Brüksel'de oturduğunu ifade etti. Türkiye'nin AB yolunda çok büyük adımlar attığını vurgulayan Ceyhun, bu çalışmaların AB için, ülkenin kendisi için hayata geçirildiğini kaydetti.
Ülkede kimsenin aklının ucundan geçmeyen idam cezasının bir gecede kaldırıldığını anlatan Ceyhun, işkence ve benzeri alanlarda da önemli gelişmelerin yaşandığını belirtti. 12 Eylül döneminde 20 yaşında bir genç olarak Türkiye'yi terk etmek zorunda kaldığına değinen Ceyhun, "12 Eylül ile bu günün Türkiye'si arasında çok büyük farklar vardır. Bu beni çok mutlu ediyor. Var olan sorunlara rağmen bugünleri görmek çok güzel. O açıdan bakıldığında AB-Türkiye ilişkilerinde duraksama var dendiğinde bunun sorumlularını Ankara'da aramıyorum." dedi.
İSVİÇRE'DEKİ MİNARE KAVGASI BUZ DAĞININ UCU
Atılan dev adımlara rağmen AB'nin ülkeye 'çifte standart' uyguladığını dile getiren Ceyhun, sözlerine şu şekilde devam etti: "AB Türkiye'ye ihtiyaç duymak zorundadır. Sadece NATO üyeliği ve önemli bir pazar olmasından dolayı değil, Avrupa'nın geleceği açısından da bu zorunludur. Balkanlar'da, Kafkaslar'da, Ortadoğu'da barış istiyorsunuz, Türkiye olmadan olmuyor. Afganistan'da terörizmle mücadele etmek istiyorsunuz, sadece Obama'nın talep etmesi yetmiyor. Türk Silah Kuvvetleri orada çok değerlidir. Onlar olmadan huzuru sağlamak mümkün değildir."
İsviçre'de 'minare yasağıyla' halkın demokrasi sınavını geçemediğini ifade eden Ozan Ceyhun, Türkiye'nin her alanda önemli roller oynadığını aktardı.
"BARAKALARDA İBADET ETMEKTEN BIKTIK, BİZİM DE GÜZEL CAMİLERİMİZ OLSUN"
Ceyhun, şu açıklamaları yaptı: "İsviçre'deki minare kavgası sadece buz dağının sivri bir ucudur. Yarın Müslümanlar ile Hristiyanlar arasında çok daha büyük sorunları tartışmak zorunda kalacağız. Biz Almanya'da yaşayan Türkler, diyoruz ki 'yaşadığımız kentin çok güzel bir kilisesi var.' diyoruz. Ama öbür taraftan 'Biz Müslümansız. Camiye ihtiyacımız var. Artık barakalarda, eski fabrika köşelerinde, atölyelerde uyduruk camilerde ibadet etmekten bıktık. Biz Almanya'ya, Fransa'ya veya İsviçre'ye; yaşadığımız kasabaya yakışır camilerimiz olsun istiyoruz. Alevi isek güzel cemevlerimiz olsun diyoruz. Nasıl ki Museviler Sinagogları ile Katolikler kiliseleriyle gurur duyuyorlarsa bizler de camilerimizle, cemevlerimizle gurur duymak istiyoruz. Bu tartışmalar derinleştikçe İsviçre'de gördüklerimizi çok daha sert bir şekilde yaşayacağız. AB, bir kez daha farkına varacak ki Türkiye ne kadar değerlidir. Çünkü Türkiye dünyada İslam açısından AB için büyük bir şanstır. Avrupa'da Müslüman nüfusun sayısı her geçen gün artıyor. Genç kuşakların büyük bir çoğunluğu gelecekte AB'de Müslüman olacak. Doğal olarak haklı talepleri olacaktır. Bu taleplerde çok daha kötü sorunlarla boğuşmak zorunda kalacağız."
Programa Adana Vali Yardımcısı Fikret Deniz, Cumhuriyet Başsavcısı Sabri Beytorun, Bölge İdare Mahkemesi Başkanı Ali Yaşar Yurdabak, Adana Barosu Başkanı Aziz Erbek ve çok sayıda avukat katıldı.
Adana Barosu'nun Seyhan Oteli'nde düzenlediği "Tam Üyelik Sürecinde Avrupa Birliği Türkiye İlişkileri" konulu konferansa konuşmacı olarak katılan Walter, bu konunun tamamen 'kandırmaca' olduğunu ve daha 'ciddi' davranılması gerektiğini kaydetti. 'Ayrıcalıklı ortaklık eşittir siz hiçbir zaman AB'ne üye olamayacaksınız.' demek olduğunun altını çizen Walter, "Eğer ben hedeflediğim noktaya ulaşamayacaksam neden kendimi yorayım?" sorusunu sordu. Türkiye'nin AB için yola çıktığını ve başarılı adımlar attığını dile getiren Jürgen Walter, şu anda AB üyesi olup da Türkiye kadar çaba sarf etmeyen ülkelerin varlığına dikkat çekti. Tüm girişimlerine rağmen halen Avrupa'nın Türkiye'ye önyargılı yaklaşımının araştırılması gerektiğine işaret eden Walter, şunları söyledi: "Türkiye coğrafi ve tarihi bakımdan Avrupa'ya mensup bir ülkedir. Ayrıca dini açıdan Avrupa Hristiyan'dır. Almanya'da yaşayanların yüzde 15'i Müslüman'dır. Eğer biz dini bir Avrupa istiyor olsaydık, bu yüzde 15'lik kısım Avrupalı sayılmamalıydı."
BİR ÜLKEDE DİNİ ÖZGÜRLÜK YOK İSE AB'DE İŞİ OLMAZ
Türkiye'nin AB'ye tam üye olabilmesi için demokratik açıdan yeterli olup olmadığı sorusunu gündeme getiren Walter, bazı problemlere rağmen ülkede son 10 yılda bu hususta ciddi ilerlemeler sağlandığını hatırlattı.
İsviçre'de yaşanan minare yasağını din başlığı altında değil, demokratik açıdan değinmek istediğini anlatan Walter, şöyle konuştu: "Açık yüreklilikle söylüyorum, eğer bir ülkede dini özgürlüğü yok ise, o devletin AB'de işi olamaz. Burada kastettiğim Türkiye değil, İsviçre'dir. Bu İsviçre için bir fakirlik, zayıflık göstergesidir. Çünkü orda halkın büyük bir çoğunluğu dinin özgür uygulamalarına karşı çıkıyor. Bu başlıkların tamamını bir araya getirdiğimizde Türkiye'nin AB'ye girişine karşı olanların tutumunu, birtakım veriler üzerinden değil, daha önce kalıplaşmış önyargılarına bağlıyorum."
Demokratikleşme sürecine devam eden Türkiye'ye gelecekte AB içinde daha fazla ihtiyaç duyulacağına dikkat çeken Walter, şöyle devam etti: "Türkiye AB'ye ortaklık için 1959'da başvurmuş. 50 yıldır bu mücadeleyi veriyor. Şu ana kadar AB'ye üye olmuş hiçbir ülkenin katılım süreci bu kadar uzun olmamıştır. 2006'da tam üyelik için verilen tarihlerin -Türkiye için değil- Avrupa için son bir şanstır. Çünkü bu sürecin çok uzun olduğunu düşünüyorum. -Bilinçli bir şekilde söylüyorum- Türkiye'nin AB'ye girmesi büyük bir zenginlik olur."
CEYHUN: AB YOLUNDA CİDDİ ADIMLAR ATILDI
Avrupa Parlamentosu eski Milletvekili Ozan Ceyhun da Türkiye'de sorumluluk taşıyanların AB'ye girme konusunda eski coşku ve beklentilerini yitirmişse bunun sorumlularının Brüksel'de oturduğunu ifade etti. Türkiye'nin AB yolunda çok büyük adımlar attığını vurgulayan Ceyhun, bu çalışmaların AB için, ülkenin kendisi için hayata geçirildiğini kaydetti.
Ülkede kimsenin aklının ucundan geçmeyen idam cezasının bir gecede kaldırıldığını anlatan Ceyhun, işkence ve benzeri alanlarda da önemli gelişmelerin yaşandığını belirtti. 12 Eylül döneminde 20 yaşında bir genç olarak Türkiye'yi terk etmek zorunda kaldığına değinen Ceyhun, "12 Eylül ile bu günün Türkiye'si arasında çok büyük farklar vardır. Bu beni çok mutlu ediyor. Var olan sorunlara rağmen bugünleri görmek çok güzel. O açıdan bakıldığında AB-Türkiye ilişkilerinde duraksama var dendiğinde bunun sorumlularını Ankara'da aramıyorum." dedi.
İSVİÇRE'DEKİ MİNARE KAVGASI BUZ DAĞININ UCU
Atılan dev adımlara rağmen AB'nin ülkeye 'çifte standart' uyguladığını dile getiren Ceyhun, sözlerine şu şekilde devam etti: "AB Türkiye'ye ihtiyaç duymak zorundadır. Sadece NATO üyeliği ve önemli bir pazar olmasından dolayı değil, Avrupa'nın geleceği açısından da bu zorunludur. Balkanlar'da, Kafkaslar'da, Ortadoğu'da barış istiyorsunuz, Türkiye olmadan olmuyor. Afganistan'da terörizmle mücadele etmek istiyorsunuz, sadece Obama'nın talep etmesi yetmiyor. Türk Silah Kuvvetleri orada çok değerlidir. Onlar olmadan huzuru sağlamak mümkün değildir."
İsviçre'de 'minare yasağıyla' halkın demokrasi sınavını geçemediğini ifade eden Ozan Ceyhun, Türkiye'nin her alanda önemli roller oynadığını aktardı.
"BARAKALARDA İBADET ETMEKTEN BIKTIK, BİZİM DE GÜZEL CAMİLERİMİZ OLSUN"
Ceyhun, şu açıklamaları yaptı: "İsviçre'deki minare kavgası sadece buz dağının sivri bir ucudur. Yarın Müslümanlar ile Hristiyanlar arasında çok daha büyük sorunları tartışmak zorunda kalacağız. Biz Almanya'da yaşayan Türkler, diyoruz ki 'yaşadığımız kentin çok güzel bir kilisesi var.' diyoruz. Ama öbür taraftan 'Biz Müslümansız. Camiye ihtiyacımız var. Artık barakalarda, eski fabrika köşelerinde, atölyelerde uyduruk camilerde ibadet etmekten bıktık. Biz Almanya'ya, Fransa'ya veya İsviçre'ye; yaşadığımız kasabaya yakışır camilerimiz olsun istiyoruz. Alevi isek güzel cemevlerimiz olsun diyoruz. Nasıl ki Museviler Sinagogları ile Katolikler kiliseleriyle gurur duyuyorlarsa bizler de camilerimizle, cemevlerimizle gurur duymak istiyoruz. Bu tartışmalar derinleştikçe İsviçre'de gördüklerimizi çok daha sert bir şekilde yaşayacağız. AB, bir kez daha farkına varacak ki Türkiye ne kadar değerlidir. Çünkü Türkiye dünyada İslam açısından AB için büyük bir şanstır. Avrupa'da Müslüman nüfusun sayısı her geçen gün artıyor. Genç kuşakların büyük bir çoğunluğu gelecekte AB'de Müslüman olacak. Doğal olarak haklı talepleri olacaktır. Bu taleplerde çok daha kötü sorunlarla boğuşmak zorunda kalacağız."
Programa Adana Vali Yardımcısı Fikret Deniz, Cumhuriyet Başsavcısı Sabri Beytorun, Bölge İdare Mahkemesi Başkanı Ali Yaşar Yurdabak, Adana Barosu Başkanı Aziz Erbek ve çok sayıda avukat katıldı.
