Hüzünle Mutluluğu Bir Arada Yaşadılar

12 Kasım 1999 Düzce depremi nedeniyle dünyaevine çadırda girerek, hüznü ve mutluluğu bir arada yaşayan çift, aradan geçen sürede iki çocuk sahibi olmasına rağmen o günlerde yaşadıklarını unutamıyor.


Merkez üssü Kaynaşlı olan depremin üzerinden 14 yıl geçmesine rağmen acılar, tazeliğini koruyor. Depremin meydana geldiği hafta dünyaevine giren ve balayını çadırda geçiren Mustafa ve Ayşe çifti, hem acının hem de mutluluğun resmini çiziyor.

Baba Keleş, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 12 Kasım'daki deprem öncesinde Marmara bölgesini sarsan 17 Ağustos'taki felaketten çok etkilenmediklerini, o süreçte nişanlandıklarını, ardından düğün yapmaya karar verdiklerini söyledi.

"12 Kasım depreminden birkaç gün sonra düğünümüz vardı" diyen Keleş, şöyle konuştu:

"Salonu kiralamıştık. Cuma akşamı deprem olduğu için düğünü ertelemek zorunda kaldık. Bizim için gerçekten hüzünlü anlardı. 12 Kasım'da hem hüznü hem de sevinci yaşadık. Düğünü ya çok erteleyecektik ya da hemen yapacaktık. Düğün salonlarının açılması iki seneyi bulacaktı. Zaten o dönemde herkes çadırda kaldığı için farklılık olmayacaktı. Eşim de ailem de çadırda kalıyordu, gelini çadırdan aldık, başka bir çadıra götürdük."

- "Deprem sonrası kurduğumuz çadırı düğün çadırına dönüştürdük"

Yaşadıklarından çok şey öğrendiğini aktaran Keleş, "Depremden önce önceliklerimiz farklıydı. Çok eşyamız ve güzel bir evimiz olsun istiyorduk. 13 Kasım'a uyandığımızda bizim için en önemli şey çadırdı. Depremin etkisiyle eve çıkamıyoruz. Zenginin de fakirin de o esnada istediği tek şey Kızılay çadırının olmasıydı. Babam köye bir çadır yapmıştı. Biz de süsledik onu. Lüks geliyordu bize. Evlendikten sonra bir süre çadırda kaldık. Daha sonra prefabrik eve geçtik" diye konuştu.

Keleş, yeni evlendikleri için kendilerine prefabrik ev tahsis edildiğini anlatarak, "Zorluk yaşadığımız anlarda dönüp geriye bakıyoruz, o günler bize güç katıyor. Evlendiğimizden itibaren çok sıkıntılar yaşadık. Bugün şükrediyoruz. İşin en güzel yanı ise düğünün masrafsız olmasıydı çünkü alsak bile koyacak yer yoktu. Çadıra ne sığarsa onu aldık" ifadesini kullandı.

- "Çocuklarımıza anlatıp bilinçlendiriyoruz"

"Çocuklarımıza o günleri anlatıyoruz" diyen Keleş, "Özellikle kızım eski hikayeleri dinlemeyi seviyor. Biz ne kadar anlatsak da depremi yaşamadıkları için tahayyül edemiyorlar. Yeni nesil çok daha bilinçli. Deprem esnasında ben ne olduğunu anlayamadım. Şimdi ev yaptırırken kızımız bizi uyarıyor. 'Zamanında bunları yaşayıp kayıplar vermişsiniz, şimdi daha sağlam yapalım' diyor" şeklinde konuştu.

Keleş, o dönemde büyük bir kargaşa yaşandığını anlatarak. "Hayat devam ediyor, yapacak çok şeyimiz yoktu ve herkes benzer acılar yaşıyordu ancak o dönemde demek ki acı sınırımız hayli yüksekti ki oradan da bir mutluluk çıkardık" dedi.

- "Çadıra gelin gitmek biraz hüzünlüydü"

Ayşe Keleş ise çadıra gelin gitmenin asla aklına gelmeyeceğini dile getirerek, "Hafızamda beni yaralayan tek şey düğünümün olmamasıydı. Çadırda kına gecesi yaptık. Çevremizdekilerin çoğunun kayıpları vardı. Kimisi eşini, çocuğunu kaybetmişti. O mutluluğun tadına varamadık. Kına gecem oldu, ertesi gün gelin almaya çadıra gittik" diye belirtti.

Genelde evliliklerin ilk aylarının normalden daha farklı olduğuna dikkati çeken Keleş, sözlerini şöyle tamamladı:

"Evliliğin ilk aylarında kimse size dokunmaz, istediğiniz gibi gezer tozarsınız. Biz sıkıntıyla evlendik zaten. Çadırda kalıyoruz. Eşim işsizdi. Düzce'de herkes işsizdi. O günlerde sıkıntıları göğüslemek bugün bize yarıyor. 'Daha önce de yaşadık' diyoruz. Kötü günde birbirimizin yanında olmayı biliyorduk."

Kaynak: AA