'Türk-Amerikan İlişkileri' konulu panele konuşmacı olarak katıldı.
New York'ta temaslarda bulunan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Dış İlişkiler Konseyi isimli düşünce kuruluşunda 'Türk-Amerikan İlişkileri' konulu panele konuşmacı olarak katıldı.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, İran sorununun ya savaşla ya da diplomasiyle çözüleceğini belirterek Türkiye'nin bütün gayretinin bu meselenin diplomasiyle çözülmesi olduğunu söyledi. Gül, bir savaş olursa bunun Türkiye'nin komşusunda olacağını ve neticelerinin Türkiye'ye olacağını söyledi.
Cumhurbaşkanı Gül, Türkiye-ABD ilişkilerinin stratejik ilişkinin ötesine geçip 'Model ortaklık' haline dönüştüğünü belirtti. Türkiye'nin ABD'nin güvenilir bir ortağı olduğunu belirten Gül, "Irak, Afganistan, Ortadoğu, Balkanlar, Kafkaslar, Orta Asya, NATO, terörizmle mücadele konularında Türkiye ile ABD'nin ortak gündemi bulunmaktadır" dedi.
Panelin soru-cevap kısmında soruları yanıtlayan Gül, İran hakkında "Nükleer meseleyi biz hafife alan bir ülke değiliz. Kesinlikle komşumuzda, bölgemizde bir nükleer silaha tahammülümüz yoktur, buna kesinlikle karşıyız" dedi. Türkiye'nin girişimleriyle diplomasi penceresinin açık olduğunu ifade eden Gül, İran’ın tarihi ve kültürel olarak büyük bir ülke olduğunu belirterek, "Bir inatlaşmaya girildiğinde her şeyi göz önüne alıp o da sonuna kadar gider. Ama bunun böyle olmaması lazım, bizim yaptığımız şey bu yolu açmak" dedi. BM Güvenlik Konseyi'ndeki İran'a yaptırımlar oylamasından bugüne işin içinde olanların iyi şeyler olduğunu bildiğini söyleyen Gül, "Ve çok yakın gelecekte yine iyi şeyler olacak, bunu biliyorum" dedi.
Gül bir soru üzerine ise, "Eğer bir nükleer silah söz konusu olursa, İran veya başka ülke, bu Amerika'dan çok bana tehdittir. Geçenlerde de söyledim, arkadaş olan iki kişinin birinin belinde silah varsa diğerinin yoksa, belinde silah olan daima farklı davranır. Belinde silah olmayan da daima farklı hisseder kendisini. Onun için biz bunu hafife alan bir ülke değiliz. Bunun altını tekrar çiziyorum, Amerika'ya mı tehdit olacak, veyahut da Avrupa'ya mı, veya Ortadoğu'da başka bir yere mi tehdit olacak? Önce bölgeye olacak. Onun için ben şunu genel kurul konuşmamda da söyledim. 1991 yılında BM'de 687 sayılı bir karar kabul edildi Güvenlik Konseyi'nde. Ortadoğu'nun nükleer silahlardan arındırılmasına yönelik... Ortadoğu, bütün bölge nükleer silahlardan arındırılırsa ki bununla ilgili Güvenlik Konseyi kararı var, geçenlerde NPT (Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması) ile ilgili yapılan toplantıda başkan Obama 2012 yılında tekrar toplantı çağrısında bulundu. Bu konu dikkate alınırsa ve enerji buraya sarf edilirse ben neticeye ulaşılabileceğine inanıyorum. Çünkü burada İran'ın kendi güvenlik algılamaları var. Bütün bunların hep anlaşılarak çözülebileceği kanaatindeyim" ifadelerini kullandı.
İran üzerine sorulan bir başka soru üzerine ise Cumhurbaşkanı Gül, "İran Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'na üye, NPT'ye taraf ve karşılığında yeteri kadar şeffaf olması gerekiyor. Olmadı deniliyor ve bunun için bir problem var ortada. ªimdi bu problem nasıl çözülür. Bu problem sonunda ya savaşla çözülür ya diplomasiyle çözülür. Bizim bütün gayretimiz bu meselenin diplomasiyle çözülmesi. Bunu herkes, Amerika dahi diplomasiyle çözümünü ister ama biz daha çok isteriz. Çünkü bir savaş olursa bu bizim komşumuzda olacak, bölgemizde olacak, neticeleri bize olacak. Irak savaşı 1990'dan bu yana Türkiye'ye güvenlik, siyaset, ekonomi, o kadar büyük problemler açtı ki biz onun için çok gayret sarf etmek zorundayız bu diplomasiyle hallolsun diye. Bizim tek amacımız bu" cevabını verdi.
Avrupa'da İslamiyet'e karşı takınılan tavır hakkında sorulan bir soruyu yanıtlayan Gül, "ªimdi farklı bir dünyada yaşıyoruz, eski dünyada yaşıyor olsaydık her din, her kültür kendi evinde yaşamaya devam ederdi. Şimdi madem ki dünya küçük bir köy malum tabirle, herkes her yere gidecek ve yerleşecek. Onun için farklı dinler ve farklı dinlerle karşılaşınca çeşitli problemler çıkıyor. Ama İslam Avrupa'da yabancı değil, Avrupa'nın dinlerinden bir tanesi de Müslümanlıktır. Tarih boyunca baktığınızda 400-500 yıl Avrupa'nın ortalarında Müslümanlık vardır. Kiliseler gibi camiler vardır. Yani yeni gelip de işte New York'a bir cami yapalım dedikleri gibi değil, Avrupa'nın her tarafında camiler vardır. Dolayısıyla İslam yabancı bir şey değildir. Bununla ilgili bugünkü tartışmalar ve tolerans içerisinde herkes de yaşamıştır. Kilise ve cami yan yana, sinagog yan yana olmuştur. Saraybosna'ya giderseniz göreceksiniz yan yana duvarlar, İstanbul'da da öyle. Kilise, cami, sinagog yan yana, aynı duvarı paylaşıyorlar. Bugünkü problem politik. Bugünkü toleranssızlık politik sebeplerden kaynaklanıyor ve bu tehlikeli doğrusu. Amerika her bakımdan, Avrupa'dan veya dünyanın her tarafından daha güvenli toleranslı, karşılıklı herkesin inancına, dinine, düşüncesine, kılığına-kıyafetine saygılı bir yer. Amerika böyle, böyle bilinir. Ama burada da bu tip tartışmalar görüyoruz, tabii ben hep bunların politik şeyli olduğu kanaatindeyim ki tehlikeli. Onun için hepimiz, herkes bu tip ekstrem şeylere anında cevap verip susturmamız lazım. Avrupa'da, burada veya İslam ülkelerinde, nerede olursa olsun" diye konuştu.
Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne (AB) kabul edilmesi yönündeki beklentilerinin sorulduğu bir soruya Gül, "Avrupa Birliği ile tam üyelik Türkiye için stratejik bir konu. AB ile bizim ilişkilerimiz yeni de değil aslında, ta 1960'larda daha birlik haline gelmeden başlamış ilişkilerimiz. Ama siz de biliyorsunuz müzakereler resmen 2005 yılında başladı. 15 yıl önce de Avrupa'nın Gümrük Birliği'ne girdik biz Türkiye olarak. Biz müzakere sürecini başarıyla bitirme azmindeyiz. Bununla ilgili reformlar kararlılıkla devam ediyor, devam edecek. Maalesef AB zaman zaman bu süreci yavaşlatıcı politik bir tavır alıyor. Bunun da sebebi şu; Avrupa Birliği üyesi ülkeler o kadar çok iç politikayla meşguller ki, stratejik vizyonları noksan açık söylüyorum. Burada açıkça söylüyorum Avrupa'nın stratejik bakışı çok noksan. 50 sene sonrasını, 60 sene sonrasını hiç düşünmeyen bir Avrupa var bugün karşımızda. Eminim ki bu değişecek. Bu da bizim bu sürecimizi hızlandıracaktır. Biz otomatik bir şekilde girelim demiyoruz, biz şartları yerine getirdikten sonra girelim diyoruz. Ama bu şartları yerine getirme konusunda bizi engellememeleri lazım, şimdi engelliyorlar. Biz ne yapıyoruz, Avrupa Birliği hukukunu, standartlarını adapte ediyoruz. Bunu adapte etmemizi adeta engelliyorlar açıkçası. Böyle bir şey olmaz, bu çok büyük bir tezat" dedi.
Avrupa Birliği ile yürütülen müzakerelerde önemli olan fasıllardan birinin enerji olduğunu ifade eden Gül, "Biz enerji konusunu AB ile hala konuşmadık. Halbuki Avrupa'ya en güvenli enerjiyi taşıyan ülke Türkiye ve enerji kaynaklarını çeşitlendiren ülke Türkiye. Şimdi sadece bir tarafa bağlılar, Rusya'ya bağlılar. Onun için en önemli konusu da Avrupa'nın enerji çeşitliliğidir ve güvenilir enerji temin etmektir. Bunu Türkiye yapıyor. Nereden yapıyor, Kafkaslardan yapıyor. Nereden yapıyor, Orta Asya'dan yapıyor. Kazak petrolleri Türkiye üzerinden akıyor şimdi. Nereden yapıyor, Irak'tan yapıyor. Nereden yapıyor, Arap gazı Türkiye'ye geliyor, yapıyor. Eğer işler normalleşirse İran'ın da yine bütün kaynakları Türkiye üzerinden gidecek. Türkiye ve Yunanistan arasındaki boru hattı bütün geçen seneki enerji krizine rağmen hiç kesilmedi. Enerji sıkıntısı çekmeyen tek ülke Yunanistan oldu. Çünkü Türkiye kendi sıkıntı çekti, Yunanistan'a çektirmedi. Şimdi bu kadar stratejik önemi var Avrupa için. Biz hala bu konuları konuşmuyoruz, işte politik sebeplerden engeller çıkartıyorlar. Ben de siz bilirsiniz diyorum" dedi.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, daha sonra Columbia Üniversitesi'ni ziyaret etmek ve bir konuşma yapmak üzere Dış İlişkiler Konseyi'nden ayrıldı
Kaynak: İHA
Cumhurbaşkanı Gül, Türkiye-ABD ilişkilerinin stratejik ilişkinin ötesine geçip 'Model ortaklık' haline dönüştüğünü belirtti. Türkiye'nin ABD'nin güvenilir bir ortağı olduğunu belirten Gül, "Irak, Afganistan, Ortadoğu, Balkanlar, Kafkaslar, Orta Asya, NATO, terörizmle mücadele konularında Türkiye ile ABD'nin ortak gündemi bulunmaktadır" dedi.
Panelin soru-cevap kısmında soruları yanıtlayan Gül, İran hakkında "Nükleer meseleyi biz hafife alan bir ülke değiliz. Kesinlikle komşumuzda, bölgemizde bir nükleer silaha tahammülümüz yoktur, buna kesinlikle karşıyız" dedi. Türkiye'nin girişimleriyle diplomasi penceresinin açık olduğunu ifade eden Gül, İran’ın tarihi ve kültürel olarak büyük bir ülke olduğunu belirterek, "Bir inatlaşmaya girildiğinde her şeyi göz önüne alıp o da sonuna kadar gider. Ama bunun böyle olmaması lazım, bizim yaptığımız şey bu yolu açmak" dedi. BM Güvenlik Konseyi'ndeki İran'a yaptırımlar oylamasından bugüne işin içinde olanların iyi şeyler olduğunu bildiğini söyleyen Gül, "Ve çok yakın gelecekte yine iyi şeyler olacak, bunu biliyorum" dedi.
Gül bir soru üzerine ise, "Eğer bir nükleer silah söz konusu olursa, İran veya başka ülke, bu Amerika'dan çok bana tehdittir. Geçenlerde de söyledim, arkadaş olan iki kişinin birinin belinde silah varsa diğerinin yoksa, belinde silah olan daima farklı davranır. Belinde silah olmayan da daima farklı hisseder kendisini. Onun için biz bunu hafife alan bir ülke değiliz. Bunun altını tekrar çiziyorum, Amerika'ya mı tehdit olacak, veyahut da Avrupa'ya mı, veya Ortadoğu'da başka bir yere mi tehdit olacak? Önce bölgeye olacak. Onun için ben şunu genel kurul konuşmamda da söyledim. 1991 yılında BM'de 687 sayılı bir karar kabul edildi Güvenlik Konseyi'nde. Ortadoğu'nun nükleer silahlardan arındırılmasına yönelik... Ortadoğu, bütün bölge nükleer silahlardan arındırılırsa ki bununla ilgili Güvenlik Konseyi kararı var, geçenlerde NPT (Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması) ile ilgili yapılan toplantıda başkan Obama 2012 yılında tekrar toplantı çağrısında bulundu. Bu konu dikkate alınırsa ve enerji buraya sarf edilirse ben neticeye ulaşılabileceğine inanıyorum. Çünkü burada İran'ın kendi güvenlik algılamaları var. Bütün bunların hep anlaşılarak çözülebileceği kanaatindeyim" ifadelerini kullandı.
İran üzerine sorulan bir başka soru üzerine ise Cumhurbaşkanı Gül, "İran Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'na üye, NPT'ye taraf ve karşılığında yeteri kadar şeffaf olması gerekiyor. Olmadı deniliyor ve bunun için bir problem var ortada. ªimdi bu problem nasıl çözülür. Bu problem sonunda ya savaşla çözülür ya diplomasiyle çözülür. Bizim bütün gayretimiz bu meselenin diplomasiyle çözülmesi. Bunu herkes, Amerika dahi diplomasiyle çözümünü ister ama biz daha çok isteriz. Çünkü bir savaş olursa bu bizim komşumuzda olacak, bölgemizde olacak, neticeleri bize olacak. Irak savaşı 1990'dan bu yana Türkiye'ye güvenlik, siyaset, ekonomi, o kadar büyük problemler açtı ki biz onun için çok gayret sarf etmek zorundayız bu diplomasiyle hallolsun diye. Bizim tek amacımız bu" cevabını verdi.
Avrupa'da İslamiyet'e karşı takınılan tavır hakkında sorulan bir soruyu yanıtlayan Gül, "ªimdi farklı bir dünyada yaşıyoruz, eski dünyada yaşıyor olsaydık her din, her kültür kendi evinde yaşamaya devam ederdi. Şimdi madem ki dünya küçük bir köy malum tabirle, herkes her yere gidecek ve yerleşecek. Onun için farklı dinler ve farklı dinlerle karşılaşınca çeşitli problemler çıkıyor. Ama İslam Avrupa'da yabancı değil, Avrupa'nın dinlerinden bir tanesi de Müslümanlıktır. Tarih boyunca baktığınızda 400-500 yıl Avrupa'nın ortalarında Müslümanlık vardır. Kiliseler gibi camiler vardır. Yani yeni gelip de işte New York'a bir cami yapalım dedikleri gibi değil, Avrupa'nın her tarafında camiler vardır. Dolayısıyla İslam yabancı bir şey değildir. Bununla ilgili bugünkü tartışmalar ve tolerans içerisinde herkes de yaşamıştır. Kilise ve cami yan yana, sinagog yan yana olmuştur. Saraybosna'ya giderseniz göreceksiniz yan yana duvarlar, İstanbul'da da öyle. Kilise, cami, sinagog yan yana, aynı duvarı paylaşıyorlar. Bugünkü problem politik. Bugünkü toleranssızlık politik sebeplerden kaynaklanıyor ve bu tehlikeli doğrusu. Amerika her bakımdan, Avrupa'dan veya dünyanın her tarafından daha güvenli toleranslı, karşılıklı herkesin inancına, dinine, düşüncesine, kılığına-kıyafetine saygılı bir yer. Amerika böyle, böyle bilinir. Ama burada da bu tip tartışmalar görüyoruz, tabii ben hep bunların politik şeyli olduğu kanaatindeyim ki tehlikeli. Onun için hepimiz, herkes bu tip ekstrem şeylere anında cevap verip susturmamız lazım. Avrupa'da, burada veya İslam ülkelerinde, nerede olursa olsun" diye konuştu.
Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne (AB) kabul edilmesi yönündeki beklentilerinin sorulduğu bir soruya Gül, "Avrupa Birliği ile tam üyelik Türkiye için stratejik bir konu. AB ile bizim ilişkilerimiz yeni de değil aslında, ta 1960'larda daha birlik haline gelmeden başlamış ilişkilerimiz. Ama siz de biliyorsunuz müzakereler resmen 2005 yılında başladı. 15 yıl önce de Avrupa'nın Gümrük Birliği'ne girdik biz Türkiye olarak. Biz müzakere sürecini başarıyla bitirme azmindeyiz. Bununla ilgili reformlar kararlılıkla devam ediyor, devam edecek. Maalesef AB zaman zaman bu süreci yavaşlatıcı politik bir tavır alıyor. Bunun da sebebi şu; Avrupa Birliği üyesi ülkeler o kadar çok iç politikayla meşguller ki, stratejik vizyonları noksan açık söylüyorum. Burada açıkça söylüyorum Avrupa'nın stratejik bakışı çok noksan. 50 sene sonrasını, 60 sene sonrasını hiç düşünmeyen bir Avrupa var bugün karşımızda. Eminim ki bu değişecek. Bu da bizim bu sürecimizi hızlandıracaktır. Biz otomatik bir şekilde girelim demiyoruz, biz şartları yerine getirdikten sonra girelim diyoruz. Ama bu şartları yerine getirme konusunda bizi engellememeleri lazım, şimdi engelliyorlar. Biz ne yapıyoruz, Avrupa Birliği hukukunu, standartlarını adapte ediyoruz. Bunu adapte etmemizi adeta engelliyorlar açıkçası. Böyle bir şey olmaz, bu çok büyük bir tezat" dedi.
Avrupa Birliği ile yürütülen müzakerelerde önemli olan fasıllardan birinin enerji olduğunu ifade eden Gül, "Biz enerji konusunu AB ile hala konuşmadık. Halbuki Avrupa'ya en güvenli enerjiyi taşıyan ülke Türkiye ve enerji kaynaklarını çeşitlendiren ülke Türkiye. Şimdi sadece bir tarafa bağlılar, Rusya'ya bağlılar. Onun için en önemli konusu da Avrupa'nın enerji çeşitliliğidir ve güvenilir enerji temin etmektir. Bunu Türkiye yapıyor. Nereden yapıyor, Kafkaslardan yapıyor. Nereden yapıyor, Orta Asya'dan yapıyor. Kazak petrolleri Türkiye üzerinden akıyor şimdi. Nereden yapıyor, Irak'tan yapıyor. Nereden yapıyor, Arap gazı Türkiye'ye geliyor, yapıyor. Eğer işler normalleşirse İran'ın da yine bütün kaynakları Türkiye üzerinden gidecek. Türkiye ve Yunanistan arasındaki boru hattı bütün geçen seneki enerji krizine rağmen hiç kesilmedi. Enerji sıkıntısı çekmeyen tek ülke Yunanistan oldu. Çünkü Türkiye kendi sıkıntı çekti, Yunanistan'a çektirmedi. Şimdi bu kadar stratejik önemi var Avrupa için. Biz hala bu konuları konuşmuyoruz, işte politik sebeplerden engeller çıkartıyorlar. Ben de siz bilirsiniz diyorum" dedi.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, daha sonra Columbia Üniversitesi'ni ziyaret etmek ve bir konuşma yapmak üzere Dış İlişkiler Konseyi'nden ayrıldı
