Adalet Eski Bakanı Anayasa paketini değerlendirdi
Adalet Eski Bakanı ve Bilkent Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hikmet Sami Türk, TBMM'nin Anayasa Mahkemesi'ne üye seçmesinin yadırganmaması gerektiğini belirterek, çeşitli ülkelerde de benzeri uygulamaların bulunduğunu dile getirdi.
Türk, Adalet Bakanı'nın HSYK'nın başkanı olması ve Müsteşarının da doğal üye olmasını sakıncalı görmediğini belirterek, "TBMM önünde yargının işleyişinin, adalet hizmetlerinin görülmesinin hesabını verecek bir insana gerek vardır. Ve onun hakkında da Anayasa'nın öngördüğü bütün denetim yolları işletilmelidir" dedi.
Bağımsız Kamu Görevlileri Sendikaları Konfederasyonu (BASK) tarafından düzenlenen Anayasa Değişikliği Paneli Sağlık-İş Konferans Salonu'nda gerçekleştirildi. Yargıtay Eski Başkanı ve Bilkent Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sami Selçuk'un yönettiği panelde, Adalet Eski Bakanı ve Bilkent Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hikmet Sami Türk ve Bahçeşehir Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Süheyl Batum da birer sunum yaptı.
Panelin açılışında konuşan Sami Selçuk, 'dert üreten' bir anayasanın tartışıldığını belirterek, mevcut Anayasa'nın biçimsel açıdan meşru olmadığını kaydetti. Selçuk, Anayasa'nın tümlüyle değiştirilmesi gerektiğine yönelik açıklamasını da yineledi.
Panelde ilk sözü alan Hikmet Sami Türk de, bugüne kadar Anayasa'nın üçte birinin değiştirildiğini ve en kapsamlı değişikliklerin de 1995 ve 2001 yıllarında yapıldığını söyledi. Türk, bu değişimlerde başarıyla uygulanan yöntemin, parlamentoda grubu bulunan tüm siyasi partilerin eşit sayıda üyesi bulunan bir Uzlaşma Komisyonu ile yapılması olduğunu kaydetti. Ancak AK Parti'nin bu yöntemi seçmediğini ifade eden Türk, referandum konusunda ilişkin değerlendirmelerini de aktardı. Türk, Anayasa'nın 175. maddesinde Anayasa'nın nasıl yapılacağı ve referanduma nasıl gidileceğine ilişkin hükmün çok açık olduğunu ifade ederek, bu maddeye göre, Cumhurbaşkanının ya değişikliğe ilişkin kanunu veya da gerekli gördüğü maddeleri halk oyuna sunabileceğini, ya da mecliste hangi maddelerin halk oyuna sunulacağına karar verebileceğini söyledi. Türk, gündemdeki Anayasa değişikliğinin tümüyle ya da gruplandırılarak referanduma götürülmesinin tartışıldığını belirterek, teklifin tartışma konusu olmayan maddelerinin bir grup, tartışma konusu olan maddelerin de diğer bir grup haline getirilerek Cumhurbaşkanı tarafından referanduma götürülebileceğini anlattı. Türk, bunun geçmişte örneklerinin olduğunu da sözlerine ekledi.
Anayasa değişiklik teklifinin bazı maddelerinin tartışılmadığını ancak 3 maddenin eleştirildiğini ifade eden Türk, bunlardan birinin siyasi partilerin kapatılmasına ilişkin düzenleme olduğunu söyledi. Türk, şunları kaydetti:
"Meclisin yaptığı kanunlar yargı denetimi altındadır, ama burada bu yargı denetimi dışında bırakılıyor. Ayrıca, siyasi partiler şüphesiz demokratik hayatın vazgeçilmez unsurlarıdır. Anayasada 1995 ve 2001 deke değişikliklerinde siyasi partileri güçlendirici hükümler konuşmuştur. Hatta kapatma yerine Hazine yardımından yoksun bırakma yaptırımı getirilmiştir. Anayasa Mahkemesi'nin kapatma kararına ilişkin karar yeten sayısı yükseltilmiştir. Dolayısıyla siyasi partilerin kapatılma nedenleri aslında Venedik Kriterleri doğrultusunda amacına varmak için şiddete başvuran ve şiddeti bir yöntem olarak savunan' partilerin kapatılmasını öngören bir düzenleme yapmak gerekirdi. Bir de eğer Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının kapatma davasını açmasından önceki ön inceleme yapılması gerekli görülürse, bu konuda Siyasi Partiler Kanunu'nun 99. maddesinde öngörülen Siyasi Partilerle İlgili Yasakları İnceleme Kurulu vardır. Bu Kurul Yargıtay Ceza Dairelerinin başkanlarından oluşur ve en kıdemli hakim Kurul'a başkanlık yapar.
Dolayısıyla burada siyasi pazarlıklara yol açabilecek bir kurul yerine böyle Yargıtay Ceza Daire Başkanlarından oluşan, Siyasi Partilerle İlgili Yasakları İnceleme Kurulu devreye sokulması daha uygun olacaktır."
Anayasa'nın 84. maddesinin son fıkrasının da yürürlükten kaldırıldığını belirten Türk, "Buna göre partisinin kapatılması sebebiyet veren milletvekillerinin milletvekillikleri bundan sonra sona ermeyecek. Son olarak DTP Genel Başkanı Ahmet Türk ve Aysel Tuğluk'un milletvekillikleri sona ermişti. Durum AİHM'nin görüşüne da aykırı bir durumdu. Bu isabetli bir değişiklik olmuştur" dedi.
Askeri Mahkemelerle ilgili hükümler arasında bugün Sıkı Yönetim Mahkemelerinin de olduğunu belirten Türk, "Sıkı yönetim istisnai bir yönetim biçimi. Hiçbir zaman da böyle bir durumun ortaya çıkması gerekmez. Ama Anayasalar toplum yaşamının her türlü olasılığını hesaba katmak zorundadır. Bu nedenle Sıkı Yönetim Mahkemeleri ile ilgili hükümlerin kaldırılması ileride sorun yaratabilir" dedi.
Yeni değişiklik teklifinde Anayasa Mahkemesi'nin oluşumunun da yeniden düzenlendiğini hatırlatan Türk, şöyle konuştu:
"Burada 17 üyeden 3 üyenin TBMM tarafından, 14 üyesinin de farklı kategorilerden Cumhurbaşkanı tarafından seçilmesi öngörülüyor. Aslında TBMM'nin Anayasa Mahkemesi'ne üye seçmesi bence yadırganmamalı. Çünkü çeşitli ülkelere baktığımız zaman benzeri uygulamalar var. Almanya'da tamamı parlamento tarafından seçiliyor. Benim görüşümde Anayasa Mahkemesi üyelerinin üçte biri TBMM tarafından seçilebilir. Cumhurbaşkanının seçeceği üyelere baktığımızda, bunların tamamı şu anda Cumhurbaşkanı tarafından seçiliyor.
Bir ilerleme kabul edilebilir mi, tabii bu tartışmaya açık."
Anayasa Mahkemeleri'ne bireysel başvuru yolunun açılmasına ilişkin değişikliğe de değinen Türk, eğer başvurunun niteliği sınırlandırılmazsa 'üye sayısı 17 değil, 37'ye de çıksa bu yükün altından kalkmanın çok zor olacağını' söyledi.
TÜRK'TEN HSYK'NIN YAPISINA İLİŞKİN DEĞİŞİKLİĞE DESTEK
HSYK'nın yapısına ilişkin değişikliğe ilişkin de konuşan Türk, "Burada Adalet Bakanı Kurul başkanı olmaya devam ediyor. Müsteşar da Kurul'un tabii üyesi Bunda değişiklik yok. Ben daha önce bu görevi taşıma onurunu yaşamış bir insan olarak şunu söylemek istiyorum; TBMM önünde yargının işleyişinin, adalet hizmetlerinin görülmesinin hesabını verecek bir insana gerek vardır. Ve onun hakkında da Anayasa'nın öngördüğü bütün denetim yolları işletilmelidir. Örneğin benim hakkımda gensoru önergesi verilmişti. Bu
gayet doğal, meclisin yetkisinde. O nedenle ben Adalet Bakanı'nın Kurul başkanı olarak kalmasında ve müsteşarın da Kurul'un tabii üyesi olmasında bir sakınca görmüyorum. Müsteşar da bu Kurul'un İdare ile bağlantısını sağlayacak olan insandır" diye konuştu.
DARBECİLERE ZAMAN AŞIMI
Türk, 12 Eylül darbecilerinin yargılanmasını önleyen Anayasa'nın Geçici 15. maddesinin kaldırılması ile ilgili olarak da şunları kaydetti:
"Eğer 12 Eylül askeri müdahalesini yapanlar, o dönemde Danışma Meclisi üyesi olanlar, o dönemde bakanlık yapanlar ve o dönemde görev yapan bütün bürokratlar; eğer bunlar bir suç işlememişlerse haklarında bir ceza veya kovuşturma zaten söz konusu olmayacak. Doğrudan doğruya 12 Eylül askeri müdahalesini yapanlar ki, o müdahalenin başında olan insan bu anayasanın geçici 1. maddesiyle cumhurbaşkanlığına gelmiştir. Ama şimdi kabul edelim ki, bunlar suçludur ve bu madde kalktıktan sonra yargılanmaları gerekir.
Acaba öyle mi? Ceza Hukuku'nun bir temel ilkesi vardır. Bir konuda zaman içerisinde farklı düzenlemeler yapılmışsa, fail lehine olan hüküm uygulanır. Dolayısıyla geçici 15. madde benim görüşüme göre fail lehine olan hükümdür. Kaldı ki zaman aşımı bakımından, bu dönemde en yüksek zaman aşımı sınırı 20 yıldı. Bugün 30 yıla kadar çıkıyor. Dolayısıyla bu 20 yıllık sürenin de dolduğunu sanıyorum. Ama sembolik olarak böyle bir maddenin kaldırılması Türk milletinin demokratik yollar dışında hiçbir şekilde hükümetlerin değişmesine itibar etmeyeceği ve bunun doğru bulmadığı ifade edilmiş olacaktır. SanEy partilerin eşit sayıda üyeıyorum bu maddenin kaldırılmasının sağlayacağı en büyük yarar bu olacaktır."
Bağımsız Kamu Görevlileri Sendikaları Konfederasyonu (BASK) tarafından düzenlenen Anayasa Değişikliği Paneli Sağlık-İş Konferans Salonu'nda gerçekleştirildi. Yargıtay Eski Başkanı ve Bilkent Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sami Selçuk'un yönettiği panelde, Adalet Eski Bakanı ve Bilkent Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hikmet Sami Türk ve Bahçeşehir Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Süheyl Batum da birer sunum yaptı.
Panelin açılışında konuşan Sami Selçuk, 'dert üreten' bir anayasanın tartışıldığını belirterek, mevcut Anayasa'nın biçimsel açıdan meşru olmadığını kaydetti. Selçuk, Anayasa'nın tümlüyle değiştirilmesi gerektiğine yönelik açıklamasını da yineledi.
Panelde ilk sözü alan Hikmet Sami Türk de, bugüne kadar Anayasa'nın üçte birinin değiştirildiğini ve en kapsamlı değişikliklerin de 1995 ve 2001 yıllarında yapıldığını söyledi. Türk, bu değişimlerde başarıyla uygulanan yöntemin, parlamentoda grubu bulunan tüm siyasi partilerin eşit sayıda üyesi bulunan bir Uzlaşma Komisyonu ile yapılması olduğunu kaydetti. Ancak AK Parti'nin bu yöntemi seçmediğini ifade eden Türk, referandum konusunda ilişkin değerlendirmelerini de aktardı. Türk, Anayasa'nın 175. maddesinde Anayasa'nın nasıl yapılacağı ve referanduma nasıl gidileceğine ilişkin hükmün çok açık olduğunu ifade ederek, bu maddeye göre, Cumhurbaşkanının ya değişikliğe ilişkin kanunu veya da gerekli gördüğü maddeleri halk oyuna sunabileceğini, ya da mecliste hangi maddelerin halk oyuna sunulacağına karar verebileceğini söyledi. Türk, gündemdeki Anayasa değişikliğinin tümüyle ya da gruplandırılarak referanduma götürülmesinin tartışıldığını belirterek, teklifin tartışma konusu olmayan maddelerinin bir grup, tartışma konusu olan maddelerin de diğer bir grup haline getirilerek Cumhurbaşkanı tarafından referanduma götürülebileceğini anlattı. Türk, bunun geçmişte örneklerinin olduğunu da sözlerine ekledi.
Anayasa değişiklik teklifinin bazı maddelerinin tartışılmadığını ancak 3 maddenin eleştirildiğini ifade eden Türk, bunlardan birinin siyasi partilerin kapatılmasına ilişkin düzenleme olduğunu söyledi. Türk, şunları kaydetti:
"Meclisin yaptığı kanunlar yargı denetimi altındadır, ama burada bu yargı denetimi dışında bırakılıyor. Ayrıca, siyasi partiler şüphesiz demokratik hayatın vazgeçilmez unsurlarıdır. Anayasada 1995 ve 2001 deke değişikliklerinde siyasi partileri güçlendirici hükümler konuşmuştur. Hatta kapatma yerine Hazine yardımından yoksun bırakma yaptırımı getirilmiştir. Anayasa Mahkemesi'nin kapatma kararına ilişkin karar yeten sayısı yükseltilmiştir. Dolayısıyla siyasi partilerin kapatılma nedenleri aslında Venedik Kriterleri doğrultusunda amacına varmak için şiddete başvuran ve şiddeti bir yöntem olarak savunan' partilerin kapatılmasını öngören bir düzenleme yapmak gerekirdi. Bir de eğer Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının kapatma davasını açmasından önceki ön inceleme yapılması gerekli görülürse, bu konuda Siyasi Partiler Kanunu'nun 99. maddesinde öngörülen Siyasi Partilerle İlgili Yasakları İnceleme Kurulu vardır. Bu Kurul Yargıtay Ceza Dairelerinin başkanlarından oluşur ve en kıdemli hakim Kurul'a başkanlık yapar.
Dolayısıyla burada siyasi pazarlıklara yol açabilecek bir kurul yerine böyle Yargıtay Ceza Daire Başkanlarından oluşan, Siyasi Partilerle İlgili Yasakları İnceleme Kurulu devreye sokulması daha uygun olacaktır."
Anayasa'nın 84. maddesinin son fıkrasının da yürürlükten kaldırıldığını belirten Türk, "Buna göre partisinin kapatılması sebebiyet veren milletvekillerinin milletvekillikleri bundan sonra sona ermeyecek. Son olarak DTP Genel Başkanı Ahmet Türk ve Aysel Tuğluk'un milletvekillikleri sona ermişti. Durum AİHM'nin görüşüne da aykırı bir durumdu. Bu isabetli bir değişiklik olmuştur" dedi.
Askeri Mahkemelerle ilgili hükümler arasında bugün Sıkı Yönetim Mahkemelerinin de olduğunu belirten Türk, "Sıkı yönetim istisnai bir yönetim biçimi. Hiçbir zaman da böyle bir durumun ortaya çıkması gerekmez. Ama Anayasalar toplum yaşamının her türlü olasılığını hesaba katmak zorundadır. Bu nedenle Sıkı Yönetim Mahkemeleri ile ilgili hükümlerin kaldırılması ileride sorun yaratabilir" dedi.
Yeni değişiklik teklifinde Anayasa Mahkemesi'nin oluşumunun da yeniden düzenlendiğini hatırlatan Türk, şöyle konuştu:
"Burada 17 üyeden 3 üyenin TBMM tarafından, 14 üyesinin de farklı kategorilerden Cumhurbaşkanı tarafından seçilmesi öngörülüyor. Aslında TBMM'nin Anayasa Mahkemesi'ne üye seçmesi bence yadırganmamalı. Çünkü çeşitli ülkelere baktığımız zaman benzeri uygulamalar var. Almanya'da tamamı parlamento tarafından seçiliyor. Benim görüşümde Anayasa Mahkemesi üyelerinin üçte biri TBMM tarafından seçilebilir. Cumhurbaşkanının seçeceği üyelere baktığımızda, bunların tamamı şu anda Cumhurbaşkanı tarafından seçiliyor.
Bir ilerleme kabul edilebilir mi, tabii bu tartışmaya açık."
Anayasa Mahkemeleri'ne bireysel başvuru yolunun açılmasına ilişkin değişikliğe de değinen Türk, eğer başvurunun niteliği sınırlandırılmazsa 'üye sayısı 17 değil, 37'ye de çıksa bu yükün altından kalkmanın çok zor olacağını' söyledi.
TÜRK'TEN HSYK'NIN YAPISINA İLİŞKİN DEĞİŞİKLİĞE DESTEK
HSYK'nın yapısına ilişkin değişikliğe ilişkin de konuşan Türk, "Burada Adalet Bakanı Kurul başkanı olmaya devam ediyor. Müsteşar da Kurul'un tabii üyesi Bunda değişiklik yok. Ben daha önce bu görevi taşıma onurunu yaşamış bir insan olarak şunu söylemek istiyorum; TBMM önünde yargının işleyişinin, adalet hizmetlerinin görülmesinin hesabını verecek bir insana gerek vardır. Ve onun hakkında da Anayasa'nın öngördüğü bütün denetim yolları işletilmelidir. Örneğin benim hakkımda gensoru önergesi verilmişti. Bu
gayet doğal, meclisin yetkisinde. O nedenle ben Adalet Bakanı'nın Kurul başkanı olarak kalmasında ve müsteşarın da Kurul'un tabii üyesi olmasında bir sakınca görmüyorum. Müsteşar da bu Kurul'un İdare ile bağlantısını sağlayacak olan insandır" diye konuştu.
DARBECİLERE ZAMAN AŞIMI
Türk, 12 Eylül darbecilerinin yargılanmasını önleyen Anayasa'nın Geçici 15. maddesinin kaldırılması ile ilgili olarak da şunları kaydetti:
"Eğer 12 Eylül askeri müdahalesini yapanlar, o dönemde Danışma Meclisi üyesi olanlar, o dönemde bakanlık yapanlar ve o dönemde görev yapan bütün bürokratlar; eğer bunlar bir suç işlememişlerse haklarında bir ceza veya kovuşturma zaten söz konusu olmayacak. Doğrudan doğruya 12 Eylül askeri müdahalesini yapanlar ki, o müdahalenin başında olan insan bu anayasanın geçici 1. maddesiyle cumhurbaşkanlığına gelmiştir. Ama şimdi kabul edelim ki, bunlar suçludur ve bu madde kalktıktan sonra yargılanmaları gerekir.
Acaba öyle mi? Ceza Hukuku'nun bir temel ilkesi vardır. Bir konuda zaman içerisinde farklı düzenlemeler yapılmışsa, fail lehine olan hüküm uygulanır. Dolayısıyla geçici 15. madde benim görüşüme göre fail lehine olan hükümdür. Kaldı ki zaman aşımı bakımından, bu dönemde en yüksek zaman aşımı sınırı 20 yıldı. Bugün 30 yıla kadar çıkıyor. Dolayısıyla bu 20 yıllık sürenin de dolduğunu sanıyorum. Ama sembolik olarak böyle bir maddenin kaldırılması Türk milletinin demokratik yollar dışında hiçbir şekilde hükümetlerin değişmesine itibar etmeyeceği ve bunun doğru bulmadığı ifade edilmiş olacaktır. SanEy partilerin eşit sayıda üyeıyorum bu maddenin kaldırılmasının sağlayacağı en büyük yarar bu olacaktır."
