"81 Vilayette Çarklar İşliyor"
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye‘de sadece Başkent Ankara‘da değil, 81 ilde ‘‘çarkların işlediğini‘‘ belirterek, ‘‘81 vilayette kepenkler umutla açılıyor, şükürle kapanıyor. 81 vilayette atölyeler tıkır tıkır çalışıyor. 81 vilayetin 81‘i de üretiyor, ihracat yapıyor‘‘ dedi.
Erdoğan, Hacettepe-İvedik Orgazine Sanayi Bölgesi Teknokenti ve yapımı tamamlanan diğer tesisler için düzenlenen toplu açılış törenine katıldı.
Burada yaptığı konuşmada, işçi, esnaf, girişimci ve sanayicilere seslenen Erdoğan, ‘‘Sizler, alın terinizle bu ülkeyi büyüten isimsiz kahramanlarsınız. Sizler, emeğinizle, yeteneğinizle, bu ülkeye en büyük değeri katan kahramanlarsınız. Sizler üvey değil, bu ülkenin, bu milletin öz be öz evlatlarısınız. Yüzünüzdeki yağ izi, elinizdeki nasır, alnınızdaki ter, sizin gururunuzdur, bizim gururumuzdur, bu ülkenin gururudur‘‘ dedi.
Geçmişte Türkiye‘nin kaynaklarının birilerine peşkeş çekildiğini ifade eden Erdoğan, ‘‘Bu ülkenin hazinesine hortum bağlayıp birilerine aktardılar. Bu ülkenin bankalarının içini boşalttılar. Ucuz kredilerle, karşılıksız, faizsiz kredilerle istediklerini büyüttüler, istediklerini piyasadan sildiler. Ama siz, bunların hiçbirine tevessül etmediniz... Kendi rotanızı çizdiniz, kendi kaynağınızı ürettiniz, bu piyasada ‘Biz de varız‘ diyerek tüm Türkiye‘ye varlığınızı hissettirdiniz. Sizler, Anadolu‘nun, Trakya‘nın, arslanları, kaplanları oldunuz‘‘ diye konuştu.
Erdoğan, şöyle devam etti:
‘‘Bundan 8,5 yıl önce, Anadolu‘da, Trakya‘da çiftçi tarlaya tohum ekeceği zaman, köyünün havasına değil, Ankara‘nın havasına bakıyordu. Eğer Ankara‘da hava pusluysa, karışıksa, şimşekler çakıyorsa, kriz pusuda bekliyorsa, çiftçi de esnaf da üretici, sanayici, işçi de o yıldan umudunu kesiyor, ‘Allah Kerim‘ diyerek gelecek yıla umut bağlıyordu. Ne yazık ki o şimşekler hiç durulmadı, Ankara‘daki o puslu hava, 3 Kasım 2002‘ye kadar hiç açılmadı. Sizler, ‘Devlet, hükümet, gölge etmesin bize yeter‘ derken, Ankara, vergileriyle, borç makbuzlarıyla, müfettişleriyle, faiziyle, enflasyonuyla her zaman üzerinizde kara bulut oldu. ‘Nemalar‘ dedi, işçiden, memurdan, maaşından para kesti, 13,5 katrilyon kesti. Bu paralar ödendi mi? Ödenmedi. Biz geldik, bir de baktık ki 13,5 katrilyon benim işçimin, memurumun devletinden alacağı var. Para var mı? Yok. Peki ne var? Kağıtlar var. Dedik ki: Devlet işçisine, memuruna borçlu olur mu? Maalesef borçluydu. Ve biz hemen masaya oturduk, sendikalarla görüşmelerimizi yaptık ve süratle parayı ödedik, işi bitirdik. Şu anda işçiye, memura bizim borcumuz yok. Aynı şekilde Konut Edindirme Yardımı, KEY denilen bir olay vardı. Güya sizleri konut sahibi yapacaklardı. Paralar kesildi, ama kimse konut sahibi olamadı. Herkes umutları yitirince makbuzları da yitirdiler. Ve o makbuzları biz bulduk çıkardık. Şu anda akıbeti meçhul yaklaşık 3 katrilyon kadar tespit ettik. Onları da ödedik, ödüyoruz.‘‘
Kaynak: AA
Burada yaptığı konuşmada, işçi, esnaf, girişimci ve sanayicilere seslenen Erdoğan, ‘‘Sizler, alın terinizle bu ülkeyi büyüten isimsiz kahramanlarsınız. Sizler, emeğinizle, yeteneğinizle, bu ülkeye en büyük değeri katan kahramanlarsınız. Sizler üvey değil, bu ülkenin, bu milletin öz be öz evlatlarısınız. Yüzünüzdeki yağ izi, elinizdeki nasır, alnınızdaki ter, sizin gururunuzdur, bizim gururumuzdur, bu ülkenin gururudur‘‘ dedi.
Geçmişte Türkiye‘nin kaynaklarının birilerine peşkeş çekildiğini ifade eden Erdoğan, ‘‘Bu ülkenin hazinesine hortum bağlayıp birilerine aktardılar. Bu ülkenin bankalarının içini boşalttılar. Ucuz kredilerle, karşılıksız, faizsiz kredilerle istediklerini büyüttüler, istediklerini piyasadan sildiler. Ama siz, bunların hiçbirine tevessül etmediniz... Kendi rotanızı çizdiniz, kendi kaynağınızı ürettiniz, bu piyasada ‘Biz de varız‘ diyerek tüm Türkiye‘ye varlığınızı hissettirdiniz. Sizler, Anadolu‘nun, Trakya‘nın, arslanları, kaplanları oldunuz‘‘ diye konuştu.
Erdoğan, şöyle devam etti:
‘‘Bundan 8,5 yıl önce, Anadolu‘da, Trakya‘da çiftçi tarlaya tohum ekeceği zaman, köyünün havasına değil, Ankara‘nın havasına bakıyordu. Eğer Ankara‘da hava pusluysa, karışıksa, şimşekler çakıyorsa, kriz pusuda bekliyorsa, çiftçi de esnaf da üretici, sanayici, işçi de o yıldan umudunu kesiyor, ‘Allah Kerim‘ diyerek gelecek yıla umut bağlıyordu. Ne yazık ki o şimşekler hiç durulmadı, Ankara‘daki o puslu hava, 3 Kasım 2002‘ye kadar hiç açılmadı. Sizler, ‘Devlet, hükümet, gölge etmesin bize yeter‘ derken, Ankara, vergileriyle, borç makbuzlarıyla, müfettişleriyle, faiziyle, enflasyonuyla her zaman üzerinizde kara bulut oldu. ‘Nemalar‘ dedi, işçiden, memurdan, maaşından para kesti, 13,5 katrilyon kesti. Bu paralar ödendi mi? Ödenmedi. Biz geldik, bir de baktık ki 13,5 katrilyon benim işçimin, memurumun devletinden alacağı var. Para var mı? Yok. Peki ne var? Kağıtlar var. Dedik ki: Devlet işçisine, memuruna borçlu olur mu? Maalesef borçluydu. Ve biz hemen masaya oturduk, sendikalarla görüşmelerimizi yaptık ve süratle parayı ödedik, işi bitirdik. Şu anda işçiye, memura bizim borcumuz yok. Aynı şekilde Konut Edindirme Yardımı, KEY denilen bir olay vardı. Güya sizleri konut sahibi yapacaklardı. Paralar kesildi, ama kimse konut sahibi olamadı. Herkes umutları yitirince makbuzları da yitirdiler. Ve o makbuzları biz bulduk çıkardık. Şu anda akıbeti meçhul yaklaşık 3 katrilyon kadar tespit ettik. Onları da ödedik, ödüyoruz.‘‘
