Tzob Genel Başkanı Bayraktar‘ın Basın Toplantısı

Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, küresel sermayenin silahtan gıda sektörüne kaydığını belirterek, "Tarıma gerekli önemi vermeyen ülkeler her zaman sosyal patlamaya hazır ve riskli ülkelerdir.

Tzob Genel Başkanı Bayraktar‘ın Basın Toplantısı
Bayraktar, Dünya Çiftçiler Günü dolayısıyla düzenlediği basın toplantısında tarım sektöründe yaşanan sıkıntılara değindi. Tarımın, Türkiye için sosyal ve ekonomik bakımdan en önemli ve stratejik sektörlerin başında geldiğini belirten Bayraktar," Tarım sektöründe yapısal sorunların çözümlenmesi, üretim ve verimliliğin artırılması, çiftçilerimizin gelirlerinin istikrara kavuşturulması ve kırsal refahın artması, tarım sektörü politikalarının istihdam ve sosyal politikalar içinde yer alması ve tarım

ürünlerimizin dünya pazarlarına erişiminin teşvik edilmesi, tarımsal kalkınmada önemli yol almamızı sağlayacaktır" dedi.

Dünyada küresel sermayenin silahtan gıdaya kaydığını belirten Bayraktar, Tunus ve Mısır başta olmak üzere bazı ülkelerde yaşanan sıkıntının temelinde gıda fiyatlarının yükselmesi olduğunu ifade etti.

Verimliliğin önündeki en önemli engelin miras hukukundan kaynaklanan sorunlar olduğunu işaret eden Bayraktar, "Miras hukuku bir an önce değiştirilmeli. Verimliliğin düşük olmasının nedeni arazinin parçalı olması" dedi.

Türkiye‘de tarım sektörünün istihdamdaki payının 2001 yılından sonra 6 yılda yüzde 37.6‘dan yüzde 26.4‘ya gerileyerek 11 puan azaldığını belirten Bayraktar, buna karşılık, 2008 yılında Ağustos ayından itibaren tersine göçün başladığını kaydetti. Bayraktar, "Kriz ortamında insanlar tarıma sığınmış ve tarım sosyal riskin azalmasına katkı sağlamıştır. Bu süreç, 2009 ve 2010 yılında da devam etmiştir. İşsizliğin zirve yaptığı 2009 yılı Ocak ayında, tarım dışı sektörlerde çalışan sayısı 184 bin kişi

azalırken, tarımsal istihdam 259 bin kişi artmıştır.Tarımdaki istihdamın artması, aslında istenen bir durum değildir. Aksine, normalde tarımdan ayrılanlara, diğer sektörlerde iş imkanı oluşturulması gerekir. Çünkü, tarımda çalışan nüfusun önemli bir bölümü zaten gizli işsiz durumundadır. 2007 yılında 5.3 milyar TL olarak belirlenen destekleme bütçesi, 2008 de 5.4, 2009 da ise önce 5.5 milyar TL olarak belirlenmiş sonra yüzde10 kesinti yapılmıştır. 2010 yılında tarıma ayrılan bütçe 5,6 milyar TL olup,

2009 yılında uygulanması planlanan bütçeden yüzde 1,8 fazladır. 2011 yılında tarımsal destekler için ayrılan bütçe 6 milyardır" dedi.

‘ET FİYATLARINDAKİ ARTIŞ‘

Son yıllarda, tarım ürünlerinin değerinde pazarlanamaması nedeniyle, gelirlerde azalmanın yanısıra elde edilen gelirin satın alma gücününde düştüğünü ifade eden Bayraktar, şunları söyledi: "Bir taraftan gelirlerimiz azalırken diğer taraftan satın alma gücümüzün de azalması, gübre, tohumluk, ilaç alımlarımızda kısıntıya gitmemize yol açmıştır. Mazot ve gübre desteği artırılmış olmasına rağmen fiyat artışları karşısında yetersiz kalmaktadır. Özellikle gübrede sanayici gübre tüketim dönemlerinde

fiyatları aşırı bir şekilde artırmaktadır. Bu da, alım gücü düşük olan ve ucuz olduğu dönemde gübre alamayan çiftçiye aşırı maliyet getirmektedir. Bu nedenlerle mazot ve gübre desteği artırılmalıdır".

Bayraktar, 2007-2008 döneminde tüm dünyada yaşanan girdi artışlarının, Türkiye‘de kuraklıkla birlikte etkisini daha şiddetli hissettirdiğini belirten Bayraktar, "Bu dönemde süt ve et gibi ürün fiyatlarının da yerinde sayması, yüksek maliyet baskısına dayanamayan birçok işletmenin tasfiye olmasına neden olmuştur. 2008‘in son çeyreğinde süt arzının en düşük olduğu dönemde süt fiyatları düşmüş, 2009 yılının ortalarına kadar da düşmeye devam etmiştir. Neticede, yüksek maliyet baskısı ile düşük fiyat kıskacı

arasında kalarak, üretimi devam ettiremeyen birçok süt işletmesi hayvanlarını kesime sevk etmiştir. Bu dönemde yaklaşık 250 binden fazla damızlık hayvan kesilmiştir. Girdi maliyetlerindeki artışlar üretici et maliyetlerinin ve dolayısıyla fiyatların artmasında önemli rol oynamıştır. Ağustos 2009-Eylül 2010 döneminde, yani bir yıllık süreçte Arpa yüzde 45, Kepek yüzde150, Ayçiçeği tohumu küspesi yüzde117 ve besi yemi ise yüzde 58 oranında artmıştır. Besicilerin en önemli girdileri canlı hayvan ve yemdir.

Çiftçilerimiz 2 yıl kadar önce besiye koyacakları canlı hayvanın kilosuna 8-9 TL ödüyorken, bugün 12-13 TL‘ye zor almaktadırlar. Yani canlı hayvan maliyetleri de yüzde 45‘ler civarında artmıştır. Bu gerekçeler nedeniyle et fiyatları önemli bir artış trendine girmiştir. Et fiyatını düşürmek için 2011 Ocak Ayı sonu itibariyle 64 bin tonu karkas olmak üzere, toplam 138 bin ton ete eşdeğer, kasaplık hayvan ve et Türkiye‘ye girmiştir. Ayrıca 70 bin baş besilik hayvan ithal edilmiştir. İthal edilen canlı

hayvanlar ve et için toplam 592 milyon dolar döviz ödenmiştir. Hayvancılığa 2000-2010 yılları arasında artan oranlarda destekler verilmiştir. Öyle ki, bugün itibariyle hayvancılık desteklerinin toplam tarım bütçesi içerisindeki payı yüzde 25‘lere kadar çıkmıştır. Bütün bunlara rağmen uygulanan hayvancılık politikalarının, nerede yanlış yaptık noktasında sorgulaması gerektiği kanaatindeyiz" dedi.

‘SANAYİCİLERİ İNSAFA ÇAĞIRIYORUM‘

Bayraktar, sanayicilerin çitçilerin tarlaya girdikleri dönemde fiyatlarını artırmasını eleştirerek, "Sanayicileri insaflı olmaya davet ediyorum. Çiftçilerimizin yüzde 20‘leri bulan zamları kaldırması mümkün değil" dedi.

Süt fiyatlarında ya 2010 yılında tarıma ayrılan bütçe 5,6 milyar TLşanan sıkıntıya da değinen Bayraktar, "Ocak-Şubat-Mart 2010 tarihlerinde geçerli olan ve birkaç yerde belirlenen 0,85 TL çiğ süt litre taban fiyatları; "arz fazlalığı var, talep düşük, fiyatlar olması gerekenden fazla" gibi gerekçelerle, Mart ayından itibaren yani, sözleşme süresi dolmadan düşürülmüş, bu konuda üreticiye dayatma yapılması da doğal olarak üreticilerin tepkisini çekmiştir. Kamuoyunun da yakından takip ettiği üzere

üreticiler, sanayiciye süt vermemeye kadar giden demokratik bir tepki ile bu olayı protesto etmiş ve fiyatların çok daha aşağılara düşmesini engellemişlerdir. Neticede fiyatlar 73-74 kuruş bandında uzun süre kalmıştır. Fakat bu yıl bu mazeretler biraz erken başlamış, Şubat 2011 tarihinde birçok yerde sanayiciler geçmişte de yabancı olmadığımız gerekçelerle sütü bırakma faaliyetine girmişler, süt fiyatlarını ihale bölgelerinde 64 kuruşa düşürmüşlerdir. İhale dışında ise fiyatlar 50 kuruşlara kadar

gerilemiştir. Türkiye‘de yıllardır söz konusu gerekçelerle fiyatlar düşürülmekte, bu durum genelde sektörde geri dönüşümü zaman alan ciddi kayıplara neden olmaktadır. Buna mutlaka kalıcı bir çözüm bulunmalıdır. Ülke hayvancılığının kaybının, ülkenin kaybı olduğu unutulmamalıdır.Ekonomik bir hayvancılık için 1 litre süt sattığınızda 1,5 litre yem alabilmeniz gerekirken, bir çok yerde üreticilerimiz bir kilo yem bile alamamaktadır, çiftçilerimizin alım gücü her geçen gün düşmektedir. Yani sütte krizin ilk

sinyalleri alınmıştır, eğer gerekli tedbir alınmayacak olursa maalesef, yeni bir süt hayvanı katliamı kaçınılmaz olacaktır.Türkiye, süt fiyat düşüşleri nedeniyle yakın zamanda yaşanan acı tecrübeden ders çıkarmak durumundadır.Ülke olarak eldeki damızlıkların iyi bir şekilde korunması, ıslah çalışmaları ile verim seviyelerinin yükseltilmesi, bunların yok pahasına elden çıkarılmasını engelleyici tedbirlerin alınması gerekmektedir" diye konuştu.

İnsanların gıda olmadan asla yaşayamayacağını söyleyen Bayraktar, "Tarıma gerekli önemi vermeyen ülkeler her zaman sosyal patlamaya hazır ve riskli ülkelerdir. Bu gün Orta doğuda ve dünyanın başka bölgelerinde görülen toplumsal olaylar ve savaşların temelinde gıda fiyatlarının çok artmasının yattığını düşünmekteyim. Bu nedenle sanayileşmiş demokratik ülkelerin hepsinde de tarım gelişmiştir. Dengeli ve sürekli kalkınmanın temelinde tarımın da sanayiye paralel kalkınması yatar. Bu nedenlerle tarımımıza

gerekli önemi vermeliyiz" dedi.

Kaynak: İHA