Kutsal Dağın Emanetleri
Söke, Koçarlı, Karpuzlu ve Çine ilçeleriyle, Muğla’nın Milas ilçesi arasında bulunan eşsiz güzellikteki bir doğa harikası olan Beşparmak Dağları, günümüzden 10 bin yıl öncesine kadar ulaşan tarihsel buluntulara da ev sahipliği yapıyor. Beşparmak Dağları’n
IHA0079149-GEN/30-OCA-0027-2976- KUTSAL DAĞIN EMANETLERİ- AYDIN MUĞLA İL SINIRINDAKİ KAYABÜKÜ KÖYÜNDE GÜNÜMÜZDEN 10 BİN YIL ÖNCESİNE DAYANAN ANTİK KALINTILAR BULUNDU(FOTOĞRAFLI)ZAFER HACISALİHOĞLUAYDIN (İHA) - Söke, Koçarlı, Karpuzlu ve Çine ilçeleriyle, Muğla’nın Milas ilçesi arasında bulunan eşsiz güzellikteki bir doğa harikası olan Beşparmak Dağları, günümüzden 10 bin yıl öncesine kadar ulaşan tarihsel buluntulara da ev sahipliği yapıyor. Beşparmak Dağları’nda bulunan bitki çeşitliliğini, yaban hayatını, yırtıcı kuşları, otantik köyleri, eski zeytin işliklerini, tarihi buluntuları, manastırları, tarih öncesi kaya resimlerini araştırmaya devam eden Kuşadası Eko Sistemi Koruma ve Doğa SevenlerDerneği (EKODOSD), Kayabükü bölgesinde önemli antik kalıntılar tespit etti. Tespiti yapılan antik kalıntıların görüntü ve fotoğrafları Milas Müze Müdürlüğü’ne teslim edildi. Geniş bir alana yayılan Batı Menteşe Dağları’nın bir uzantısı olan Beşparmak Dağları’nın kültürel açıdan birçok antik yerleşim yerine sahip olduğu görülüyor. Herakleia, Latmos, Labranda, Euromos, Alinda, Alabanda, Myus antik yerleşim yerleriyle birlikte birçok manastır ve kale yapıları, antik döşeme yol ağları dağın her yanını sardığıgörülüyor. Bu dağlarda kayıtlı tescil edilmiş ören yerleri haricinde, tescil edilmeyi ve keşfedilmeyi bekleyen daha birçok kalıntılar bulunuyor. Bunlardan birisi de Beşparmak Dağları’nın güneyinde bulunan Kayabükü yerleşkesidir. Anadolu Parsı’yla ilgili Kayabükü köyünde araştırma yapan Kuşadası Ekosistemi Koruma ve Doğa Sevenler Derneği üyeleri, köyün ilk adının Ören daha sonra Viran ve en sonunda Kayabükü olduğunu belirledi. Yapılan araştırmada, buluntuların olduğu bölgede esrarengiz birçok kaya ilekarşılaşıldı. EKODOSD tarafından yapılan açıklamada şöyle denildi: "Kalıntıların olduğu bölgede büyük bir ana kayanın olduğunu gördük. Ana kayanın çevresine yayılan birçok sur duvarları ve yerleşim yerlerine ait kalıntılar var. Ana kayanın inilen ve çıkılan her bölümünde, kayaya yontulmuş merdivenlerin olduğunu gördük. Yöre taşlarından yapılmış, muhtemelen depremle yıkılmış taşlar çevredeki alana dağılmış durumdaydı. Birçok yerde kaya mezarları vardı, mezar kapaklarının birisinin üzerinde ilginç figürlerbulunmaktaydı. Antik Dönemde burada yaşayanların inip çıkabilmek için ana kayanın her tarafına merdiven oyduklarını gördük. Genellikle büyük ana kayanın üzerine ve çevresine yapılan bu yapılar, büyük olasılıkla kendilerini savunmak ve vahşi hayvanlardan korumak için yapılmıştı. Büyük ana kayanın altında oluşan derin su alanını, içindeki bazı taşlardan ve kayadaki hatıllardan dolayı havuz olarak kullandıklarını tahmin ediyoruz." EKODOSD Başkanı Bahattin Sürücü, bölgeyi iyi bilen yaşlı bir çobanın, 50 yıl önce kalıntıların olduğu yerde keçilerini yayarken bir tünele girdiğini, tüneldeki bir ayının hızla dışarı fırlarken kendisini hafif bir şekilde yaraladığını ve çok korktuğunu söylediğini bildirdi. EKODOSD Başkanı Bahattin Sürücü, sözlerini şöyle sürdürdü: "Tüneli göstermesini istediğimizde, vadinin çok dik olduğunu, inemeyeceğini ve aradan 50 yıl geçtiği için tam olarak vadinin neresinde olduğunu hatırlayamadığını söyledi. Vadide gökten yağmış gibi duran devasa kayaların arasında bir yol olmadığını fark ettik. Her taraf kayalarla dolu ve her kayanın altından girintiler devam ediyordu. Her girintinin altından devam ederek tüneli bulmaya çalıştık. Kayaların üzerinden atlayarak yorucu bir uğraştansonra birçok kaya oyuklarına girip çıkarak sonunda tünelin ağzını bulduk. Bazı yerlerde aşağı inmek için Antik Dönem insanları tarafından düzgün yöre taşlarından yapılan merdivenleri kullandık. Birçok bölümü karanlık olan tünelin içinde fenerle yürüdük. Kayaların olmadığı bölümlerde, olasılıkla dıştan görülmesini engellemek için duvar şeklinde örüldüğünü gördük. Bazı bölümlerin blok kayalarla çevrili olduğunu ve iki kayanın arasından tünelin devam ettiğini tespit ettik. Taş merdivenlerden zemin kataindiğimizde bir derenin aktığını gördük. Kaygan bir zemin olduğu için dere yatağına inmedik. Antik Dönem’de burada yaşayan insanların sularını temin maksadıyla tüneli yaptıklarını tahmin ediyoruz. Vadideki su yatağına kayaların arasından inen bir alanda, tanıdık bir yapıyla karşılaştık. Önceki yıllarda dağın kuzey bölgesinde yaptığımız araştırmalarda bulduğumuz Anadolu parslarını avlamada kullanılan kaplan kapanlarından 1 tanesini burada tespit ettik. Taş tuzak aynı sistem ve aynı özelliklere sahipti."Buradaki tuzağın diğerlerinden farklı olarak üzerinde gözlem yapılacak büyüklükte deliği olan bir taş gördüklerine dikkati çeken EKODOSD Başkanı Bahattin Sürücü, sözlerine şöyle devam etti: "Tuzağın ağzına yerleştirdiğimiz taşın ölçüleri birebir oturdu. Tuzağın içindeki eti yemeye gelen parsı, içeri girdikten sonra hapsetmek için bu taşı kapan ağzı olarak koyduklarını düşünüyoruz. Parsın aç ve susuz bir şekilde ölüp ölmediğini anlamak içinde, delikten içeri gözlediklerini tahmin ediyoruz. Daha öncebulduğumuz taş tuzakların hangi dönemde yapıldıklarını çözemiyorduk. Burada tespit ettiğimiz kalıntıların tarihi belirlendiğinde, taş tuzakların döneminin de belli olacağını düşünüyoruz. Farklı bir coğrafyası ve muhteşem bir manzarası olan bölgedeki hayat binlerce yıldır devam ediyor. Ancak herkes köye yerleştiğinden alandaki doğaya uyumlu yöre taşlarından yapılan eski Yörük evlerinde artık kalan yok."Köydeki genç nüfusun para kazanmak ve daha iyi koşullarda yaşamak için Bodrum’a çalışmaya gittiğini anlatan Sürücü, şöyle konuştu: "O yüzden nüfus 200’e düşmüş. Köyde yaşayanlar geçimlerini zeytincilik, fıstık çamı, arıcılık ve hayvancılıktan karşılıyor. Çocuk nüfusu iyice azaldığından kalan çocuklar eğitim için taşımalı olarak Selimiye’ye gidiyor. Bölgenin farklı bir coğrafyası olduğu kadar farklı bir iklime de sahip. Ocak ayında olmasına rağmen dağ laleleri, papatyalar ve kır çiçekleri her tarafı sarmışdurumda. Kayıtlarda olmayan kalıntıların hangi döneme ve uygarlığa ait olduğunu, arkeoloji dünyas ’f6ylediğini bildirdi. ındaki bilim insanları çözecektir. Tarihi kalıntıların araştırılması, kayıt altına alınarak tescil edilmesi, korunması ve tanıtılması için bir yazıyla müracaat ederek alanla ilgili fotoğrafların olduğu bir CD’yi Milas Müze Müdürlüğü’ne gönderdik. Kültür varlıklarımızın korunmasındaki en önemli görev ülkemiz insanının kültürel geçmişini tanıması, benimsemesi, bu eserlerin önemlerini algılamaları ve bu zenginliklerden gurur duymalarıdır. Kutsal dağın emanetlerinin gelecek nesillere aktarılması içinkorunmaları konusunda herkesin duyarlılık göstereceğini umuyoruz."
Kaynak: İHA
