Bono, Tarkan ve bakan

U2 İstanbul'da. Yarın dünyanın en başarılı rock gruplarından biri Atatürk Olimpiyat Stadı'nda sahneye çıkacak.


U2 İstanbul’da. Yarın dünyanın en başarılı rock gruplarından biri Atatürk Olimpiyat Stadı’nda sahneye çıkacak. Sahne de sahne ama! Rock tarihinde kurulan en yüksek ve büyük plato, U2 hayranları sahneyi stadyumun her açısından görebilecek, tıpkı turnenin adında da (360 derece) söylendiği gibi. Ben de orada olacağım. Böylesine büyük bir olay için yıllardır ilk defa bilet satın alıp almamayı düşündüm. Sonuçta epey bir lira harcayıp otuz yıl önceki çıkışlarından bu yana hayranlık duyduğum grubu görmeye karar verdim. U2’nun ilk uzunçalarlarını dün gibi hatırlarım: ‘Boy’, ‘October’ ve bilhassa ‘War’. Sonuncusunda ‘Sunday Bloody Sunday’ şarkısı da vardı; Kuzey İrlanda’nın Derry kentinde 30 Ocak 1972’de yaşanan ve sivil haklar için protesto düzenleyen 13 silahsız insanın Britanya Ordusu tarafından öldürüldüğü dramatik olayların gayet siyasi bir anlatımıydı bu şarkı. Kanlı Pazar, Kuzey İrlanda’da Protestanlar, Katolikler ve Britanya makamları arasında yaşanan sorunların en vahim tezahürlerinden biriydi. Bu yıl yayımlanan resmi bir rapor cinayetlerin ‘hem yasadışı hem meşru gösterilemez’ olduğu sonucuna vardı. Neticede Britanya Başbakanı David Cameron, Birleşik Krallık adına resmen özür diledi.
‘Sunday Bloody Sunday’, U2’nun sosyal-siyasi tavrını en bariz şekilde ortaya koyan ve ilk yıllarından itibaren grubu aktivistler arasında son derece popüler kılan şarkıydı. Seksenlerin ortasından sonra grubu takip etmez oldum. U2’nun müziği değişmiş ve bana göre steril ve ağdalı hale gelmişti. Ancak 2000’de, klasikleşen ‘Beatiful Day’ şarkısını da içeren ‘All That You Can’t Leave Behind’ albümünün çıkmasıyla grubu tekrar keşfettim. Bu arada U2 ve bilhassa solisti Bono dünya çapında şöhret olmuştu, cezbedici müzikleri, unutulmaz performansları ve Bono’nun şahsında, jeopolitik aktivizmleri geniş kitlelerce biliniyordu artık. On yıl önce hiç çıkarmadığı güneş gözlükleriyle Bono, üçüncü dünyanın borçlarının silinmesi ve Afrika’nın yaşadığı felaketlere ilgiyi arttırmak için yürütülen kampanyalara katıldı. Bono’yu, U2 ile birlikte dünyayı turlarken sahnede görmek hâlâ mümkün elbet, fakat insanların büyük çoğunluğu muhtemelen onu eski ABD Başkanı George W. Bush veya Brezilya’nın mevcut devlet başkanı Lula ile büyük yankı uyandıran görüşmelerinden daha iyi tanıyor. New York Times Bono’yu, Afrika’daki AIDS ve açlıkla mücadelede güçlü müttefikler kazanma ve yeni ağlar kurma yönündeki çabalarından dolayı ‘iyilikseverliğin birleştirici yüzü’ diye niteliyor.
Bir de Türkiye’ye bakalım. Sanatını aktivizmle birleştiren Tarkan’a Türk Bono denilebilir. Bu ülkedeki eğilimler ve müzik modası üzerinde muazzam bir etkisi var, medyada yansıtılma şekli kimi zaman gerçek hayatı aşan boyutlarda ve Tarkan aynı zamanda, bilhassa çevre meselelerinde bir aktivist. Geçenlerde bilinen en eski kaplıca merkezlerinden biri olan Allianoi’nun korunması gerektiğine dair düşüncesini dile getirdi. Allianoi, yakınında yapılacak bir baraj nedeniyle sular altında kalma riskiyle karşı karşıya. Tarkan’ın bu ziyadesiyle tartışmalı baraj projesiyle ilgili tutumu, Çevre Bakanı Veysel Eroğlu’nun hışmına uğradı. Bakan Tarkan’ı şiddetle eleştirirken, “Şarkıcı sanatıyla uğraşmalı ve anlamadığı işlere burnunu sokmamalı. (...) Baraj yapımıyla veya tarihi eserlerin korunması ile ilgili söyledikleri külliyen yanlış” ifadelerini kullandı.
Bakana bazı sorularım olacak. Sevgili Bakan Eroğlu, dünyanın geri kalanı şarkıcılar ve diğer sanatçılar sosyal ve siyasi meselelerle ilgilendiğinde mutlu olurken, kültür dünyasının toplumun geri kalanıyla bağ kurmasından niye bu kadar çok rahatsız olduğunuzu izah edebilir misiniz? Tarkan Allianoi için, Bono’nun Afrika için yaptığını diye yapamasın?
Bunun da ötesinde, Tarkan baraj projesi konusunda ağzını açmamalıysa, partiniz 12 Eylül referandumu için yürüttüğü ‘evet’ kampanyasında şarkıcı Sezen Aksu’nun desteğini almaktan niye bu kadar mutlu? Aksu anayasa hakkında, Tarkan’ın baraj hakkında bildiğinden daha fazla şey mi biliyor? Yoksa Tarkan’a tepkiniz, partinizin sizinle hemfikir olan insanları ve kurumları el üstünde tutup, adı ister TÜSİAD ister Tarkan olsun, farklı fikirde olanlara hayatı dar etmek doğrultusundaki tehlikeli eğiliminin bir örneği mi?