Küresel sistemin dışına çıkmak

2008 Ma-yıs'ında stand by düzenlemesi tamamlanıp da Türkiye yeni bir program istemeyince IMF ile işimiz bitti diye düşünenler 2010 Temmuz'unda gelen IMF heyetinin niçin geldiğini anlamamıştı.


2008 Ma-yıs’ında stand by düzenlemesi tamamlanıp da Türkiye yeni bir program istemeyince IMF ile işimiz bitti diye düşünenler 2010 Temmuz’unda gelen IMF heyetinin niçin geldiğini anlamamıştı. IMF, anasözleşmesinin 4. maddesine göre her yıl üye ülkelerle karşılıklı görüşmeler yapıyor. Bir IMF heyeti ülkeyi ziyaret ediyor, ekonomik ve mali verileri topluyor, ekonominin gelişmesini ve uygulanan ekonomi politikalarını ülke yetkilileriyle tartışıyor. Bu heyet merkeze döndüğünde 4. Madde Konsültasyon Raporu adlı bir rapor hazırlıyor ve bu rapor IMF icra direktörleri kurulunda ele alınıp tartışılıyor. Bu tartışmaların sonunda ortaya çıkan görüş ve öneriler IMF Başkanı tarafından ilgili ülkeye gönderiliyor.
Geçen hafta sonunda IMF web sitesinde Türkiye 4. Madde Konsültasyon Raporu’nun IMF icra direktörleri kurulundaki görüşmelerinin özeti ile IMF’nin Türkiye için hazırladığı Program Sonrası Gözlemler metnini yayımlandı.
IMF icra direktörlerine göre Türkiye, son 10 yılda izlediği doğru makroekonomik politikalar ve gerçekleştirdiği yapısal reformlar sonucunda küresel krize yeni yükselen Avrupa ekonomilerine göre daha güçlü bir konumda girdi. Krize girişteki bu üstünlük, krizden hızlı ve güçlü çıkışta da üstünlük sağladı. Bankaların 2001 krizinden sonra alınan önlemlerle güçlendirilmiş olması onlara güçlü bir sermaye yeterliliği verdi. Bankaların, 2001 krizi sonrasında kredi verirken çok daha dikkatli olmaları banka alacaklarının ve hanehalkı borçlarının Avrupa ülkelerindeki gibi artmasını engelledi. Küresel kriz sırasındaki maliye ve para politikası gevşetmeleri hızlı toparlanmaya katkıda bulundu. 2010 yılı başında dolaylı vergilerde yapılan ayarlamalar ve gıda maddeleri fiyatlarında yaşanan artışlar enflasyon beklentisinin de artmasına neden oldu.
IMF icra direktörleri Türkiye’nin önündeki en önemli sorunun dışarıdan kaynaklanan dengesizliklerin yaratacağı finansman sorunları olacağına dikkat çekiyor. Bunu önlemek için Türkiye’nin 2010 yılında maliye politikasını sıkılaştırmaya devam etmesi gerektiğini belirtiyorlar. İcra direktörleri bu amaca hizmet edecek olan mali kuralın yasalaşmasındaki gecikmenin, kuralın 2011 yılında yürürlüğe girmesini etkilememesi gerektiğini vurguluyorlar. Ayrıca enflasyondaki artış eğilimini önlemek için yavaş yavaş bir parasal sıkılaştırmaya geçilmesini, Merkez Bankası’nın döviz alımlarını artırarak rezervlerini güçlendirmesini öneriyorlar. Bu adımların enflasyon hedeflemesiyle uyumlu bir döviz fiyatı yaratılmasında ve aynı zamanda sermaye hareketlerinin düzenlenmesinde yardımcı olacağını belirtiyorlar.
İcra direktörlerinin tartışmaları arasında benim de bir süredir üzerinde ısrarla durduğum büyüme modeli değişikliğinin ipuçları var. Aklı başında herkes Türkiye’nin ithalata, dolayısıyla cari açığa ve dış finansmana dayalı büyüme modeline bir alternatif geliştirmesi gerektiğinin altını çiziyor. Ne var ki böyle bir alternatif ancak küresel sistemden bir miktar sapmayla gerçekleştirilebilir. IMF’nin alternatifinin bu yönde olduğunu düşünmek saflık olur ama küresel sistemin biraz olsun dışına çıkmadan da farklı bir büyüme modeli geliştirme imkânı pek görünmüyor.   
İcra direktörlerinin katılmadığım tek görüşü enflasyonla mücadele için yavaş yavaş parasal sıkılaştırmaya geçilmesi önerisi. Çünkü bu öneri sonuçta faizleri yükseltmekle aynı anlama geliyor. Ben bunun henüz çok erken olduğu kanısını taşıyorum. Nitekim enflasyon IMF misyonunun dönüşünden sonra düşüş gösterdi.
Aşağıdaki tablo IMF’nin Türkiye için yenilenmiş 2010 tahminlerini gösteriyor. Son sütuna geçenlerde burada yayımladığım yenilenmiş tahminlerimi koydum.