Güneri Civaoğlu: CHP'nin kriz yönetimi
Milliyet gazetesi yazarı Güneri Civaoğlu, Türkiye gündeminde bomba etkisi yapan istifa haberini, "CHP'nin kriz yönetimi" başlığı altında yorumladı.
CHP’nin “kriz yönetimi” akılcı görünüyor. Deniz Baykal’ın genel başkanlıkta kalması -şu koşullarda- mümkün değildi.
Bunu yazan “merkez medyadan” saygın kalemler de Baykal’ın “gerçek” dostlarıdır.
“İstifa etmeli” derken üzüldükleri bilinmelidir.
Bu satırların yazarının “kafasından geçen” de buydu...
Ancak sanıyorum medyadaki en eski ve birbirimize isimlerimizle hitap edecek kadar yakın arkadaşı olarak dilim de, elim de gitmedi.
“Doğru olanı” yapacağını düşündüm.
Ama...
Dün sabahki gazetelerde Ankara kulislerinden sızdırılan “İstifa etmeyecek” haberlerini ve analizleri okuyunca “Acaba?” diye kuşkuya kapılmıştım.
Ne var ki birkaç saat sonra onun hakkındaki değer yargılarımda yanılmadığımı gördüm.
Çok katmanlı süreç
Fakat...
Konunun bu istifayla noktalanacağını sanmam.
Genel öngörülere katılıyorum.
Büyük olasılıkla iki hafta sonra toplanacak CHP kurultayında Deniz Baykal kendi iradesi dışında tüm illerden delegelerin ortak önerisiyle yeniden genel başkan seçilecektir.
Kurultayda müthiş bir rüzgâr esecek ve Baykal üzerinde karşı koymakta zorlanacağı, hatta karşı koyamayacağı ağır baskı oluşacaktır.
Baykal’ın “kurultaya gitmeyeceği ve adaylığını koymayacağı” söylemi böyle bir çizgiyi değiştiremez.
Peki ya diğer olasılıklar?
Yani...
“Yeni bir genel başkanla, örneğin Kemal Kılıçdaroğlu gibi bir karizmatik isimler CHP’nin yola devam etmesi...
Bir süre için emanetçi bir isimle genel başkanlık koltuğunun idareten ve formalite gereği doldurulması...”
Mümkün değil diye iddia edemem.
Öyle bile olsa ancak ve ancak Deniz Baykal’ın dizaynına bağlıdır.
Fakat...
CHP’nin bu lüksü yok.
Kılıçdaroğlu ya da başka bir karizmatik ismin kendini örgüte kabul ettirmesi, politikanın kaşarlanmış güç odaklarına kabul ettirmesi çok zor.
Önce referandum, sonra seçim sürecinde dışa dönük mücadele gerekirken yeni genel başkan enerjisini parti içi dükalıklara harcamak zorunda kalır.
“Emanetçi” de çok yanlış olur.
En zorlu süreçte referandum ve seçim sandıkları kurulurken “perhiz yemeği” gibi tatsız tuzsuz bir “karton” genel başkanla CHP hezimet yaşar.
O halde Baykal’ın iki hafta sonraki kurultayda yeniden genel başkan seçilmesi “akılcı” çözüm olur.
Baykal kendine düşeni yapmıştır.
Koltuğa tutkallı olmadığını göstermiştir.
Fotoğraf budur.
OLMAYANA ERGİ
Deniz Baykal kendi eksenindeki siyasi sorunu çözdü.
Artık...
“İstifa edecek mi, etmeyecek mi?” tartışması geri plandadır.
Şimdi “ayıp, çirkin, ahlak dışı” karanlık tezgâh sorgulanacaktır.
Bu komployu kim, kimler ve neden düzenledi?
Şu zaman kesitinde “kaset servisi” yapmanın kimlere yararı var?
Deniz Baykal’ın bu “kaset servisi” altında ezilmediğini, dik durduğunu, meydan okuduğunu gördük.
Baykal “olmayana ergi” yöntemini uyguladı.
Tezgâhtaki ellere adres bağlamında önce “kendi partisini” akladı.
Sonra kafalardan geçen “Acaba polis içindeki Gülen cemaati mi?” sorusuna açıklık getirdi.
“Pennsylvania’dan gelen mesajların samimi olduğuna inanıyorum” diyerek bu olasılığı da düşürdü.
Bununla yetinmedi.
Parmağı açıkça “iktidarı” gösterdi.
Büyük mücadele açacağını vurguladı.
Neye dayanıyor bilemiyorum.
Ama...
“Kasetin montaj, teknoloji oyunu” olduğunu net kelimelerle dile getirdi.
Burada altını çizerek belirtmekte yarar var.
Servise konan kasette “VARAN 1” yazısı okunuyordu.
Sanki...
“Arkası gelecek. VARAN 2’yi bekleyin” gövde gösterisi ya da tehdidiydi bu.
Deniz Baykal’ın “VARAN 1” sonrası “Doğru değil” çıkışını yapması bekleniyor ve bunun üzerine “Öyle mi? İşte VARAN 2” anonsuyla daha da sansasyonel “altın vuruş” yapılacağı izlenimi oluşturuluyordu.
Baykal’ın meydan okuyan tavrı bu beklentileri bozmakta.
...................
Sonuç...
Toplumda “dinlenmek” fobisine artık “gözleniyoruz” travması da eklendi.
“Böcek” diye anılan dinleme düzenekleri ötesinde şimdi de “böcek kameralar” aranacak, evlerde, ofislerde, otomobillerde...
İnsan haklarının zehirlendiği vahim bir süreçteyiz.
Bunu yazan “merkez medyadan” saygın kalemler de Baykal’ın “gerçek” dostlarıdır.
“İstifa etmeli” derken üzüldükleri bilinmelidir.
Bu satırların yazarının “kafasından geçen” de buydu...
Ancak sanıyorum medyadaki en eski ve birbirimize isimlerimizle hitap edecek kadar yakın arkadaşı olarak dilim de, elim de gitmedi.
“Doğru olanı” yapacağını düşündüm.
Ama...
Dün sabahki gazetelerde Ankara kulislerinden sızdırılan “İstifa etmeyecek” haberlerini ve analizleri okuyunca “Acaba?” diye kuşkuya kapılmıştım.
Ne var ki birkaç saat sonra onun hakkındaki değer yargılarımda yanılmadığımı gördüm.
Çok katmanlı süreç
Fakat...
Konunun bu istifayla noktalanacağını sanmam.
Genel öngörülere katılıyorum.
Büyük olasılıkla iki hafta sonra toplanacak CHP kurultayında Deniz Baykal kendi iradesi dışında tüm illerden delegelerin ortak önerisiyle yeniden genel başkan seçilecektir.
Kurultayda müthiş bir rüzgâr esecek ve Baykal üzerinde karşı koymakta zorlanacağı, hatta karşı koyamayacağı ağır baskı oluşacaktır.
Baykal’ın “kurultaya gitmeyeceği ve adaylığını koymayacağı” söylemi böyle bir çizgiyi değiştiremez.
Peki ya diğer olasılıklar?
Yani...
“Yeni bir genel başkanla, örneğin Kemal Kılıçdaroğlu gibi bir karizmatik isimler CHP’nin yola devam etmesi...
Bir süre için emanetçi bir isimle genel başkanlık koltuğunun idareten ve formalite gereği doldurulması...”
Mümkün değil diye iddia edemem.
Öyle bile olsa ancak ve ancak Deniz Baykal’ın dizaynına bağlıdır.
Fakat...
CHP’nin bu lüksü yok.
Kılıçdaroğlu ya da başka bir karizmatik ismin kendini örgüte kabul ettirmesi, politikanın kaşarlanmış güç odaklarına kabul ettirmesi çok zor.
Önce referandum, sonra seçim sürecinde dışa dönük mücadele gerekirken yeni genel başkan enerjisini parti içi dükalıklara harcamak zorunda kalır.
“Emanetçi” de çok yanlış olur.
En zorlu süreçte referandum ve seçim sandıkları kurulurken “perhiz yemeği” gibi tatsız tuzsuz bir “karton” genel başkanla CHP hezimet yaşar.
O halde Baykal’ın iki hafta sonraki kurultayda yeniden genel başkan seçilmesi “akılcı” çözüm olur.
Baykal kendine düşeni yapmıştır.
Koltuğa tutkallı olmadığını göstermiştir.
Fotoğraf budur.
OLMAYANA ERGİ
Deniz Baykal kendi eksenindeki siyasi sorunu çözdü.
Artık...
“İstifa edecek mi, etmeyecek mi?” tartışması geri plandadır.
Şimdi “ayıp, çirkin, ahlak dışı” karanlık tezgâh sorgulanacaktır.
Bu komployu kim, kimler ve neden düzenledi?
Şu zaman kesitinde “kaset servisi” yapmanın kimlere yararı var?
Deniz Baykal’ın bu “kaset servisi” altında ezilmediğini, dik durduğunu, meydan okuduğunu gördük.
Baykal “olmayana ergi” yöntemini uyguladı.
Tezgâhtaki ellere adres bağlamında önce “kendi partisini” akladı.
Sonra kafalardan geçen “Acaba polis içindeki Gülen cemaati mi?” sorusuna açıklık getirdi.
“Pennsylvania’dan gelen mesajların samimi olduğuna inanıyorum” diyerek bu olasılığı da düşürdü.
Bununla yetinmedi.
Parmağı açıkça “iktidarı” gösterdi.
Büyük mücadele açacağını vurguladı.
Neye dayanıyor bilemiyorum.
Ama...
“Kasetin montaj, teknoloji oyunu” olduğunu net kelimelerle dile getirdi.
Burada altını çizerek belirtmekte yarar var.
Servise konan kasette “VARAN 1” yazısı okunuyordu.
Sanki...
“Arkası gelecek. VARAN 2’yi bekleyin” gövde gösterisi ya da tehdidiydi bu.
Deniz Baykal’ın “VARAN 1” sonrası “Doğru değil” çıkışını yapması bekleniyor ve bunun üzerine “Öyle mi? İşte VARAN 2” anonsuyla daha da sansasyonel “altın vuruş” yapılacağı izlenimi oluşturuluyordu.
Baykal’ın meydan okuyan tavrı bu beklentileri bozmakta.
...................
Sonuç...
Toplumda “dinlenmek” fobisine artık “gözleniyoruz” travması da eklendi.
“Böcek” diye anılan dinleme düzenekleri ötesinde şimdi de “böcek kameralar” aranacak, evlerde, ofislerde, otomobillerde...
İnsan haklarının zehirlendiği vahim bir süreçteyiz.
