Tecavüz sahneleri kaçınılmazdı

Yaprak Dökümü' ve 'Fatmagül'ün Suçu Ne' dizisinin senaristleri Ece Yörenç ve Melek Gençoğlu tartışma yaratan dizileri savundu.

Tecavüz sahneleri kaçınılmazdı
İşte o röportaj ;

■ Fatmagül’ün Suçu Ne neden bu kadar çok tepki aldı sizce?
Ece Yörenç: Birinci neden en çok izlenen dizileri yazmamız bence. Fatmagül’ün Suçu Ne’yi dizi yapmaya karar verdiğimizde basından arkadaşlar bizi aramaya başladı. Hikâyenin sadece bir tek sahnesiyle ilgiliydiler. Bütün sorular filmdeki bir sahneye indirgenmişti. “Aman! Dizi sadece bu sahneden ibaret değil. İki yıl sürmesini planladığımız bir hikâyeyi çekeceğiz, burada anlatılacak çok şey var” diye cevap verdik.

■ Yazarken uzmanlardan destek alıyor musunuz?
E.Y. Her konuda uzman desteği alıyoruz. Dizinin jeneriğini izleyenler, çalakalem yazmadığımızı görüyor zaten. Hukuki, tıbbi bir hata olmaması için uzmanlarla birlikte çalışıyoruz. Hikâyenin psikolojik örgüsünde sorun olmaması gerekiyordu çünkü.

■ Beren Saat’in tecavüz sahneleri için destek aldığı yazıldı. Siz de yazarken bu tür bir desteğe ihtiyaç duydunuz mu?
E. Y: Bizim talebimizle bir uzman senaryonun ilk 5 bölümünü okudu. Senaryodaki karakterlerin tutarlığı konusunda bize destek verdi. Hemen tüm karakterleri canlandıran oyuncuların sorularını yanıtladı. Ama her başarılı olana da bir kulp takılır ya, nedense işimize gösterdiğimiz hassasiyet, yanlış anlaşıldı. Sanki Beren Saat kötü bir şeye hazırlanıyor, bunun için psikolojik yardım almak durumunda kaldı gibi yazılıp çizildi.

■ Beren Saat yakınlarına “Artık bu role dayanamıyorum” diyormuş, böyle haberler çıktı.
E. Y: El yordamıyla bir iş yapmıyoruz. Daha Aşk-ı Memnu’nun çekimleri sürerken Beren Saat’in bu dizide rol alacağı biliniyordu. Her aşamada vardı.

■ Eleştirilerin sebebi kıskançlık olabilir mi?
E. Y: Ayıp şeyler bunlar. Bence kıskanılmak değil başka bir şey var.

Melek Gençoğlu: Dizi ilk yayınlandığı zaman çoğu kişinin izlemeden eleştiri yaptığını gördük. AK Parti Milletvekili Halide İncekara da diziyi izlemiş olsa bunları söyleyemezdi. Biz İncekara’nın söylediği gibi tecavüzü desteklemiyoruz, tam tersine şiddetin karşısında duruyoruz.

E.Y: Gerçek hayat dizilerden çok daha acımasız. Üçüncü sayfa haberlerinin arkasında bambaşka hikâyeler var. Hiçbir insan sadece iyi ya da kötü değildir.

■ Vedat Türkali dizi ile ilgili ne düşünüyor?
E. Y: Vedat Bey diziyi izliyor ve çok başarılı buluyor. Kızı Deniz Türkali dizide oynuyor zaten. Ela Güntekin de Yaprak Dökümü ve Dudaktan Kalbe’yi izlediğini ve beğendiğini söylüyordu. Bu da bizi motive ediyor.

■ 'Fatmagül’ün Suçu Ne?' ile ilgili soruyorum. Eleştiriler senaryonun gidişatını etkiliyor mu?
E. Y: Hayır. Yakın zamana kadar söylenenleri ciddiye almıyorduk zaten. Çünkü çok maksatlı buluyorduk.

■ Nasıl bir maksattan söz ediyorsunuz?
E. Y: İnsanlar başarılı ve popüler işleri konuşurken kendileri de gündeme geliyor. Tecavüz birinci bölümün son 1.5 dakikasıydı. Bunu unutturmamaya çalışıyorlar. Onun etrafında yapılmaya çalışılan şeyi dehşetle izliyoruz. Bu çok utandığımız bir şey.

■ Şu anda dizi sürüyor, hikâye ilerliyor ama kamuoyu o sahnede takılıp kalmış gibi duruyor öyle değil mi?
E. Y: Evet. “Bu diziyi bitirin, reklam vermeyin” demeye getiriyorlar. Bize de “Artık bu işi yapmayın” diyenler var.
M. G: Ezgi Başaran “Ayıptır artık yeter. Bir kadın olarak alın başınızı gidin” gibisinden şeyler yazdı mesela. Hem Halide İncekara’yı eleştiriyor hem de bize “Bırakın, bu işten nemalanmayın” diyor. Bunları yazan gazeteci, bu mantıkla giderse yarın bir gün kendisine köşe bulamayabilir. RTÜK, bu konu gündeme geldikten sonra “Önlemleri artıracağız, senaristleri karşımıza alıp konuşacağız” açıklaması yaptı. Bu sansürün kokusu, çok tehlikeli. Biz gizli saklı iş yapmıyoruz, her hafta yayınlanan bir diziye senaryo yazıyoruz.

'Duygusal bir iş yapıyoruz ama matematiksel yanı da var'

■ Senaryolarınız kendi hayatınızdan izler taşıyor mu?
M. G: Taşımıyor çünkü biz bir senaryoyu kapatınca pat diye öbürüne geçebiliyoruz. Aynı anda iki ya da üç dizi senaryosu yazdığımız da oldu. Bu bizim işimiz çünkü. Evet duygusal bir şey yazıyoruz ama matematiksel yanı da var. Mesela haftanın bir günü buluşup sahne akışı, hikâyenin gidişatı üzerine konuşuyoruz. Sonra ayrı ayrı sahneleri bölüşüp yazmaya başlıyoruz, birbirimizin dilini artık çok iyi biliyoruz. Bu arada senaryosunu yazdığımız dizi sayısı ikiye inince çok rahatladık. Hatta kendimizi tatilde gibi hissediyoruz.

■ Türkiye’de rakipleriniz kimler?
M. G Reytingler iyi olduğu sürece sorun yok. Reyting biraz düşünce moralimiz bozuluyor. Didişmemiz kendimizle, kimseyle rekabet içinde değiliz.

'18 yıldır birlikte çalışıyoruz'

■ Ne zaman birlikte çalışmaya başladınız?
E. Y. Kandemir Konduk’un senaryosunu yazdığı Mahallenin Muhtarları’nın yazı ekibinde birlikte çalışmaya başladık. O günden beri de birlikteyiz.

■ Hangi projelere imza attınız?
M. G.: Mahallenin Muhtarları’ndan sonra Ana Kuzusu geldi. Devamında Koçum Benim, polisiye dizi 24 Saat. İkili olarak çalışmaya başladığımız işler ise TV filmi Çalınan Ceset ve Zeynep adlı dizinin senaryosu oldu.

■ Sizin hedeflediğiniz şey senaryo yazarlığı mıydı?
M. G. Ben iş hayatına özel bir şirketin muhasebe departmanında başladım. Aslında muhasebe ile bir ilgim yoktu çünkü İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Antropoloji Bölümü mezunuyum. Ama o günün şartlarında başka şansım yoktu.

E. Y. Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi’nde okudum ama bitiremedim. Okulu bıraktıktan sonra 3.5 sene çalıştım, oğlum doğunca işi de bıraktım. Eşimi çok genç yaşta 92’de kalp krizinden kaybettim. Oğlum 6 yaşındaydı. Bir dönem eşimin işini yürüttüm ama olmadı, aynı yıl Kandemir Konduk’la çalışmaya başladık. Melek benden önce başlamıştı, o günden beri de arkadaşlığımız devam ediyor.

■ Yazarken en çok acılardan mı mutluluklardan mı besleniyorsunuz?
E. Y. Biz senarist olarak işe komedi yazarak başladık. Çalışırken epeyce de eğleniyorduk. Yaprak Dökümü’nü yazmaya başladığımızda Kandemir Konduk aradı, “Sizi komedi yazarı sanıyordum ama beni ağlattınız” dedi. Yani gülmek de ağlamak da hayatın içinde var. Bu arada bir edebi eseri dizi haline getiren ilk ekip biziz.

■ Uyarlama senaryoda nasıl bu kadar başarılı oldunuz?
M. G. Bilmiyorum başarı kendiliğinden geliyor. Ancak özenli, dikkatli, disiplinli çalışıyoruz ve ne kadar tersini iddia etseler de seyirciye saygısızlık yapmamaya gayret ediyoruz. Herkes işine dört elle sarılıyor.

E. Y. Karakterlere önce biz inanıyoruz. Ne yer, ne içer, burcu nedir, hangi okula gitmiştir bunlara bakıyoruz. Biz inanınca seyirci de inanıyor.

■ Tam da bu noktada şunu sormak istiyorum. İstanbul Film Festivali’ne gelen yönetmen ve senarist Peter Greenaway, edebiyat uyarlaması senaryoların yaratıcılıktan uzak, tembel işi olduğunu söylemişti. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
E. Y. Edebiyat uyarlaması için konuşursak, evet bir kitap var, hikâye, karakterler, olayın başı sonu belli. Hem çok kolay ama hem de çok zor bir iş. Bir kere Yaprak Dökümü bir dönem romanı. Bu yüzden de çok cazip, çünkü 20 sene sonra da o aile farklı enstrümanlarla çözülebilir. O ailenin gerçeği aslında bir yandan da günümüzün de gerçeği. Eskimeyen bir hikâye.

M. G. Bence bir romanı dizi ya da film olarak uyarlamak tembel işi değil, çünkü düşünsenize 138 sayfalık bir kitabı biz 5 yıldır hâlâ yazıyoruz. Baka baka yazmıyoruz sonuçta.

■ Yetenek de gerektiriyor aslında değil mi?
E. Y. Dünyanın her tarafında vizyona giren birçok film, bir romandan ya da öyküden uyarlama. Hem orijinal senaryoya, bir de uyarlama senaryoya Oscar veriyorlar.

M. G. Bir bölüm dizi için 100 sayfa yazıyoruz. Sadece Yaprak Dökümü için 15 bin 600 sayfa senaryo yazıldı. Yani bunların hepsi 138 sayfalık bir kitaptan çıktı.

■ Dizilerin süresi için ne düşünüyorsunuz?
E. Y. Çok vahşi bir durum bu. Üstelik de o kadar basit bir çözümü var ki, reklam verenler bir araya gelip birim fiyatlarını yükseltir ve kanallar da centilmenlik anlaşması yapıp fiyatları sabitlerse sorun çözülebilir. Bir dizi yapmak pahalı bir iş. Yani 3 kuşak reklamda 4 kuşak parası kazanırlarsa bu iş çözülür.

■ İdeali ne olmalı?
45 dakika en fazla 1 saat... Şu anda reklamlar hariç 80 dakika.

■ Dizilerde rol alan oyuncular bir hayli yüksek ücretler alıyor, siz de bu işten onlar kadar çok para kazanıyor musunuz?
E. Y. Başka şirketler nasıl bilmiyorum ama biz Ay Yapım’da gerçekten medeni koşullarda çalışıyoruz. Herkes hak ettiğini alıyor.


'Düşüncelerin değişmesi lazım önce'

■ Halide İncekara’ya dava açmayı düşünüyor musunuz?
E. Y. Avukatla konuştuk. Kendisi milletvekili olduğu için ceza davası değil, tazminat davası açacağız. “Şuuraltındaki sapkınlıkları seyirciye empoze ediyorlar” diyor. Fatmagül’ün dramını izlerken öyle bir şey nasıl gelir insanın aklına?

■ Bu açıklamalar kadın olarak incitti mi sizi?
E. Y. Kadını erkeği bir tarafa bırakın, insan olarak incitti. Yaptığımız işte cinsiyetimiz ön planda değil ki. Bunu kabul etmek, anlayabilmek mümkün değil.

M. G. En ağırı da böyle bir şey için insanın kendisini savunmak durumunda kalması. Neden biz bu konuda kendimizi ifade etmek durumunda kalalım? Neden biz seçildik?

■ Fatmagül’ün Suçu Ne daha başlamadan bu sahneyle gündeme gelince küçük bir değişiklik yapıp o sahneyi çekmeden hikâyeyi anlatamaz mıydınız?
E. Y. Gerçek hayatta bunu yaşayıp susturulmuş birçok genç kız var. Görsel anlamda televizyona iş yaptığımızı bilerek çektik o sahneyi. Tecavüz sahnesi olmadan bu iş olmazdı. Hikâyenin oturduğu nokta bu.

M. G. O kadar dozunda çekilmişti ki. Süresi çok kısaydı. Bence üzerine gidilmesi gereken şey, Fatmagül külotu ya da bebeği çıkaran zihniyettir. Önce bu insanların kafa yapısını değiştirmek lazım.

■ 6 koruma meselesi nedir?
E. Y. Çok şaşırdık. Bu açıklamayı sanatçısını tanımayan kişilerin özellikle yaptığını düşünüyoruz. Yoksa böyle bir şeye gerek duymamız mı lazım, bunu mu söylemek istiyorlar?

İKİLİNİN BİRLİKTE ÇALIŞTIĞI İŞLER

2010....... Fatmagül’ün Suçu Ne
2010-2006 Yaprak Dökümü
2010-2008 Aşk-ı Memnu
2009-2007 Dudaktan Kalbe
2008-2007 Menekşe ile Halil
2008 Aşk Yeniden
2006-2004 Zeynep
2004-2003 24 Saat
2003 Çalınan Ceset (TV filmi)

AK Parti Milletvekili Halide İncekara dizilerle ilgili neler söylemişti?
'Senaristler ruh hastası'

Televizyon dizilerinin çocukların ruh sağlığını bozduğunu öne süren, TBMM Kayıp Çocukları Araştırma Komisyonu Başkanı Halide İncekara, aileleri uyardı. İncekara,”Yaprak Dökümü, Fatmagül’ün Suçu Ne?” gibi dizilerin sapıklıkları teşvik ettiğini savunurken, “Senaristler ruh hastası. Ruh sağlıklarından ciddi şüphelerim var” dedi. Senaristlerin ruh hastası olduğunu, kendi şuuraltlarındaki rahatsızlıkları dizilere yansıttıklarını iddia etti.

HABERTÜRK muhabiri Saliha Çolak’ın sorularını yanıtlayan İncekara, uluslararası toplantılar için sık sık yurtdışına çıktığını, buralarda da Türk dizilerinin izlendiğini görmekten dolayı şaşırdığını ifade etti. Son olarak Azerbaycan’da kadınların “Yaprak Dökümü ve Fatmagül’ün Suçu Ne?” dizilerini izlediğini görünce şaşırdığını kaydeden İncekara, “Nereye gitsek kaçamıyoruz. Türkiye yetmiyor gibi, Azerbaycan, Ortadoğu her yeri sardılar. Aileleri uyarıyorum. Bu tür dizileri çocuklarına izlettirmesinler, kendileri de izlemesinler. İzleyeceklerse çocukları yanlarında olmasın” diye konuştu. Bu tür dizilerin insanlardaki sapık yanları ortaya çıkardığını, sapıklıkları teşvik ettiğini öne süren İncekara, dizi yapımcıları yerine senaristler ve daha çok da reklamverenlerin bunda etkili olduğunu savundu. Dizi yapımcıları ve reklamverenlerin, muhafazakâr kadınlar ve erkekler olduğunu söyleyen İncekara, dizilerin teşvik ettiği sapıklıkların insanları olumsuz etkilediğini belirterek, “Tabii kendi çocuklarını 5-6 korumayla gezdiriyorlar. Onlar için sorun değil” yorumunu yaptı.

DENİZ TÜRKALİ - Oyuncu
'Abuk subuk konuşmalar'
Fatmagül’ün Suçu Ne dizisi için söylenilen şeylerin eleştiri boyutunda olduğunu bile düşünmüyorum açıkçası. Fikir olduğunu söyledikleri şeyleri hezeyan olarak görüyorum. Biliyorsunuz cahil cesareti diye bir şey var. Bu kadar pervasızca, abuk subuk konuşmak ağır bir cehaletin sonucu olabilir ancak. Biraz daha ileri gidersek çok daha basit şeylere de yorabiliriz. Başarıların kıskanılması ya da manasızca bir ahlakçılık olabilir mesela. Ama ahlakçı olmakla etik aynı şey değil. Etik davranmıyorlar. Babamsa bütün bunları duymuyor. Düşünün bu insanlar Vedat Türkali gibi bir yazarın eseri hakkında bu şekilde konuşuyor. Bunlar babamın ilgi alanı dışında.

Habertürk/ Füsun Saka