HSYK seçimi şaibeli değil mi?

"HSYK'ya ilişkin seçimden sonraki manzara, eski durumdan bir farklılık olmadığını gösteriyor."


Yeni Şafak, HSYK seçimleri sonucunu, “Yargı, YARSAV’ı tasfiye etti” zafer çığlığıyla karşıladı. Demokrasi açısından utanç konusu olacak bir sonuç, demokrasinin zaferi olarak sunuldu. Ortada bir zafer olduğu kesin. Ama Adalet Bakanlığı bürokrasisinin, dolayısıyla AKP’nin zaferi bu, demokrasinin değil.
Adalet Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı’nın adli yargıda, Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürü’nün idari yargıda birinci gelmesi, bu seçimlerin 1930’ların Türkiyesi’ndeki milletvekili seçimleri kadar ve ancak    o kadar demokratik olduğunu gösterir.

Durum vahim
Geçen seneye kadar yıllarca personel genel müdürlüğü yapmış, 1996’dan beri hâkimlik değil bakanlık bürokratlığında yükselmiş bir kişinin müsteşar yardımcısı olarak hazırladığı iddia edilen ve kendisinin de aday olduğu listedeki on aday da seçilmişse, durum vahimdir. YARSAV’ın HSYK’dan silinmiş olmasına sevinenler, HSYK’nın seçilmiş yargıçlarının İbrahim Okur listesiyle silme doldurulmuş olmasını, düşmanının ciğerini yiyen bir vahşi kabile reisi kıvamında tadabilir. Ama bilmeliler ki HSYK gibi bir kurumda bakanlık, dolayısıyla iktidar partisi yakınlığı şüphesi güçlü bir listedekilerin tulum çıkması, eski durumdan hiçbir farklılık göstermez.
Müsteşar yardımcısı ve personel genel müdürünün HSYK’ya seçildikten sonra bakanlıktaki görevlerinden ayrılacak olmaları da bu kişilerin seçmen yargıçlar üzerinde etkileme kapasitelerinin olmayacağı anlamına gelmez. Herkes bilir ki gelecek personel müdürü, bir önceki ve şu anki personel müdürleri dizisinin devamında yer alacaktır. Böylece bakanlık, yargıç ve savcılar üzerinde çifte denetim olanağına kavuşacaktır. Zaten Adalet Bakanlığı Müsteşarı Kahraman da işin özünü açıkça dile getiriyor. ‘Bakanlıktaki hafızanın kurula taşınması noktasında’ bu bürokratların faydası olacağını söylüyor. Sorun zaten tam da bu değil mi? Etkileme ve etkilenme riskinin daha yüksek olduğu bir ilişki biçimi tasavvur edilebilir mi?
İktidara yakın basının ‘Ankara listesi’ olarak sunduğu listenin varlığının kabul edilmesi bile bu seçimin gerçek niteliğini göstermeye yetiyor. Yargıçların kariyerlerini belirleyecek kurulda kod adı ‘Ankara’, gerçek adı bakanlık veya AKP olan bir listeden seçilenler yargıçları temsil edecek! Radikal’de bugün Murat Yetkin, bu üç bürokratın (üçüncüsü bakanlığa bağlı Adalet Akademisi Eğitim Merkezi Müdürü) HSYK’nın üç dairesinin başına geçeceğini iddia ediyor. Doğrusu böyle seçime böyle HSYK Daire Başkanları yakışır.

Onurlu oy, onursuz oy
Başbakan, BDP’ye hitaben, ‘onurlu oy’dan bahsetti. BDP’nin aldığı oyun onursuz olduğunu ima etti.  “Aldığınız oyun kıymeti harbiyesi yok, çünkü şaibeli” deme cüretinde bulundu. Dolayısıyla serbest denen seçimlerde seçmenlerin serbest oy kullanmadığını iddia etti. Seçimlerin demokratik niteliğinin şaibeli, dolayısıyla BDP’nin meclisteki temsiliyetinin meşruiyetinin tartışılır olduğunu ima etti.
Şaibe konusu verimli bir konu. Madem açıldı, devam edelim. Eski, yeni personel müdürlerinin, müsteşar yardımcısının içinde yer aldığı bir listeyle seçimlere gidilmesi, bu seçimleri şaibeli kılmaz mı? Bugün Türkiye’de şaibeli bir seçim yapıldıysa, o da HSYK’da bakanlık bürokratlarının devşirdiği listenin tulum çıktığı bir seçim değil mi? Ve bunun Başbakan’ın bilgisi dışında gerçekleştiğine inanmak mümkün mü?