ANALIZ - Hayaller Ve Gerçekler Arasinda Avrupa Ordusu

ABD tarafindan Soguk Savas’in bitisinden bu yana gerek Balkanlarda gerekse Ukrayna veya Libya gibi kriz bölgelerinde oldugu gibi yine yalniz birakildiklari düsüncesi AB çevrelerinde yüksek sesle dile getiriliyor AB ordusu tartismasinin islendigi her platformda görülen AB’nin Stratejik Otonomisi kavrami AB tarafindan yeni bir baslangiç noktasi olarak 2016 yilinda ortaya atildi Gündemde olan 5 bin kisilik ve bu gibi acil durumlarda kriz bölgelerine angaje olabilecek yeterlilige sahip bir ortak güç olusturma fikri yakin zamanda AB için en önemli tartisma konularindan biri olacaga benziyor AB ordusu fikri desteklenmesine ragmen tüm sartlarin olustugu bir durumda dahi NATO yerine OGSP’nin sahneye çikarilmamasi, AB ordusunun somutlasmaktan uzak bir hayal oldugu görüsüne agirlik kazandiriyor Güvenlik ve savunma gibi, bir devletin otonomisini derinden etkileyebilecek bir alanda egemenlik devri AB çatisi altinda bile gerçekçi bir hedef degil.

ISTANBUL -M. ÇAGRI BILIR- ABD’nin Afganistan’dan çekilmesi, birçok ülkede gerek uygulama biçimi gerek sebep olacagi göç dalgasi gerekse ortaya çikmasi beklenen güç boslugunun hangi ülkenin veya ülkelerin dolduracagi gibi gündem maddeleriyle tartisiliyor. Avrupa Birligi’nde (AB) ise ABD’nin aldigi bu karar zaman zaman saman alevi gibi ortaya çikip tekrar hali altina süpürülen Avrupa ordusu tartismalarini beraberinde getirdi. Zira birçogu NATO üyesi olan AB üye ülkelerinin Afganistan’da askeri ve sivil birçok misyonda görev almasinin müsebbibi olarak ABD ile devam ettirilen müttefiklik iliskisi görülüyor. Dolayisiyla beraber girdikleri bu uzun ve maliyetli isgal sürecinin sonuçlanacaksa AB ve ABD ortak karar ve koordinasyonuyla ülkeyi Taliban’in eline birakmayacak bir sekilde sonuçlanmasinin gerektigine yönelik bir inanç söz konusuydu. Ancak AB ülkeleri, ABD olmadan Afganistan’da var olmaya devam etmelerini saglayacak bir mekanizmalarinin olmadiginin farkindalar. Bu sebeple de birkaç istisna disinda hemen her ülke tahliye islemleri sirasinda iç siyasetlerinde de tartismalara yol açan ciddi lojistik sikintilar yasadilar.

Diger bir deyisle ABD tarafindan Soguk Savas’in bitisinden bu yana gerek Balkanlarda gerekse Ukrayna veya Libya gibi kriz bölgelerinde oldugu gibi yine yalniz birakildiklari düsüncesi AB çevrelerinde yüksek sesle dile getiriliyor. Dolayisiyla güvenlik konusunda devam eden bagimliliklarindan dolayi güvenmek zorunda olduklari ABD tarafindan bir kez daha terkedilme endisesi, basta Fransa olmak üzere hem birçok üye ülkenin hem de kurumsal olarak en üst düzeyde AB Disisleri ve Güvenlik Politikalari Yüksek Temsilcisinin buna benzer senaryolarda ellerini güçlendirecek bir AB ordusu kurma fikrini tekrar gündeme getirmelerine sebep oldu. Özellikle gündemde olan 5 bin kisilik ve bu gibi acil durumlarda kriz bölgelerine angaje olabilecek yeterlilige sahip bir ortak güç olusturma fikri yakin zamanda AB için en önemli tartisma konularindan biri olacaga benziyor. Peki bu tarz bir kuvvet kurulabilir mi veya üye ülkeler hemfikir olsa bile ne ölçüde islevsel olur?

- Belirlenen hedefler kapasiteyle uyumlu degil

Böyle bir projenin hayata geçmesi için üye ülkelerin mutlak bir konsensüs ile konuya yaklasmasi ilk sart olarak gözüküyor. AB dis politikasinin kurumsal olarak savunma ve askeriye alanlarinda belkemigi olarak nitelendirilebilecek Ortak Güvenlik ve Savunma Politikasi (OGSP), son halini aldigi Lizbon Antlasmasi’nda bir kez daha net bir sekilde belirtildigi gibi kararlarin oy birligi prensibine göre alindigi bir platform. Dolayisiyla kurum içinde karar verme süreçleri diger alanlarin aksine savunma ve güvenlik hususunda tamamen üye devletlerin inisiyatifinde gerçeklesiyor. Yani üye ülkeler açisindan bir egemenlik devri söz konusu degil. Yine de 1992 yilinda “Petersburg Tasks” olarak bilinen ortak güvenlik hedeflerinin deklare edilmesinden bu yana birçok kez benzer projeler kâgit üzerinde bütün üyelerin hemfikir olmasiyla kabul edildi. Ilk somut adim olarak, 1998 yilinda Saint Malo Deklarasyonu olarak bilinen Ingiliz-Fransiz ortak bildirisi AB ülkelerinin ABD’den bagimsiz otonom savunma yetenegi kazanmasi gerekliligini vurgulayarak bunun için geçerli adimlari atmaya öncülük edilecegini duyurmustu. Balkanlarda yasanan kötü tecrübenin bu atilan adimin temel sebebi oldugu degerlendirilir.

Bunu takiben 1999 yilinda yapilan Helsinki Zirvesi’nde 2003 yilina kadar 60 gün içinde sahaya konuslandirilabilecek 60 bin kisilik bir kuvvet olusturma fikri üye devletlerce onaylandi ve OGSP’nin ilk versiyonu Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikasi (AGSP) olusturuldu. 2003’e gelindiginde ise AB yayinladigi strateji belgesinde ortak güvenlik hususunun çerçevesini çizdi. Buna göre terör, kitle imha silahlarinin yayilmasi, bölgesel çatismalar, basarisiz devletler ve organize suç global olarak istikrarsizligin en önemli sebepleri olarak tanimlanirken, belirtilen tehditlere karsi Birlesmis Milletler (BM), NATO veya Avrupa Güvenlik ve Isbirligi Teskilati (AGIT) gibi uluslararasi örgütler araciligiyla etkili çok tarafliligin, kriz bölgelerinde demokrasinin tesvikinin ve bunlari yaparken askeri ve sivil araçlarin kullanilmasinin gerekliligi vurgulandi. Fakat bütün bunlarin nasil operasyonel hale getirilecegine yönelik belge esasen hiçbir sey söylemiyor.

Yine de tanimladigi tehditler ve araçlara bakildiginda AB’nin küresel bir aktör olarak rol alma hedefine sahip oldugu gayet açik. Bu dogrultuda kriz bölgelerine daha hizli müdahaleyi mümkün kilabilecek bir mekanizma kurabilmek için 2004 yilinda 60 bin kisi olarak tanimlanan kuvvet projeksiyonu daha küçük ve iki hafta içinde krize angaje olabilecek muharebe gruplariyla yer degistirdi. Çünkü kisa sürede anlasildi ki, AB ülkelerinin ordulari bu denli büyük bir kuvveti ortak olarak sahaya sürecek kadar ne birbirine entegreler ne de birçok ülkenin buna dahil olabilecek bir kapasitesi var. Dolayisiyla maliyetler Ingiltere ve Fransa gibi ülkelerin sirtina binecegi için projenin kapsami daraltildi. Güç projeksiyonundaki olumsuz degisimlerin yani sira, kriz yönetimi ve savunma sanayiinin gelisimi konusunda üye ülkelere yardimci olmak amaciyla 2004 yilinda Avrupa Savunma Ajansi’nin kurulmasi gibi kurumsal gelismeler de yasandi. 2009 yilinda Lizbon Antlasmasi’nin onaylanmasi ile Saint-Malo bildirgesinde arzu edilen hükümetler arasi karar alma mekanizmasi korundu ve OGSP'nin kurumsal yapisi son seklini aldi.

2003 ve 2009 yillari arasi aslinda AB ordusu hedefleri açisindan altin çag olarak nitelendirilebilir. Çünkü bu periyotta AB 20 kadar askeri ve sivil misyonla üç kitada varlik gösterebildi. Her ne kadar bu operasyonlarin neredeyse hepsi küçük çapli baris koruma, gözetleme, askeri egitim veya sinir kontrolü gibi misyonlar olsa da yeni dogmus bir fikrin sahada karsilik buldugu düsüncesiyle basari olarak degerlendirildi. Ancak bu durum geçtigimiz on yilda AB’nin komsuluk politikasi dahilinde en kritik bölgelerden biri olarak tanimladigi Orta Dogu ve Dogu Avrupa’da baslayan iç savaslarla beraber tamamen terse döndü. Basta Libya, Ukrayna ve Suriye Iç Savaslari olmak üzere, basarisiz devlet statüsü, giderek artan siddet, terör, sivil kayiplar ve bunun sonucunda basta Avrupa olmak üzere yakin cografyalara yayilan göç dalgasi bölgede istikrar üzerinde yikici etkiler yaratti. Her bir kriz AB strateji belgesinde belirlenen yeni tehditlere ev sahipligi yaparken, AB’nin ilgi çekici bir sekilde devreye girmemis olmasi, OGSP’nin islevinin sorgulanmasina yol açti. Bu olaylarin devaminda ise bugün AB ordusu tartismasinin islendigi her platformda görülen AB’nin Stratejik Otonomisi kavrami AB tarafindan yeni bir baslangiç noktasi olarak 2016 yilinda ortaya atildi. Ancak buradaki otonomi kavramini AB’nin nasil tanimladigi halen net degil. Elbette diger ülkelere bagimliligini azaltarak güvenligini ilgilendiren konularda manevra yapabilecek araçlara sahip olabilme fikri bu kavramin altinda bir hedef olarak öne sürülüyor. Bir AB ordusunun yani sira ortak savunma sanayisi projeleri, Ar-Ge yatirimlari veya ortak komuta merkezi olusturmak gibi gündem maddeleri bu araçlardan bazilari olarak dikkat çekiyor.

- Savunma alaninda egemenlik devri sart

Ilk bakista bunca yillik ekonomik entegrasyonun geldigi noktayi baz alarak böyle bir projenin ne kadar mantikli oldugu düsünülebilir. Hatta AB çevrelerinde bu fikirlere gerçekten inanan onlarca akademisyen veya siyasi elitle karsilasmak mümkün. Öyle ki üye ülkelerin kullandigi retorikte genelde bu projenin hayata geçmesinin ne kadar önemli oldugu sürekli vurgulaniyor. Öte yandan yukarida bahsedilen her yeni adimda üye ülkelerin konsensüs saglamasi kâgit üstünde bir hedef birligini bile isaret ediyor. Ancak yine de AB ordusu fikri desteklenmesine ragmen tüm sartlarin olustugu bir durumda dahi NATO yerine OGSP’nin sahneye çikarilmamasi, AB ordusunun somutlasmaktan uzak bir hayal oldugu görüsüne agirlik kazandiriyor.

Son yillarda bu tartismaya yönelik ortaya atilan en yaygin görüs, üye ülkelerin ekonomik olarak sagladiklari görece refah düzeninin devamliligi için gereken halk destegini Avrupalilasmak fikri temelinde diri tutmak ve bu dogrultuda siyasi risklerin az oldugu kriz bölgelerinde küçük çapli basarilar elde ederek Avrupalilik fikrinin yeniden Brexit gibi bir durumla karsilasmasina engel olmak oldugu söylenebilir. Yani güvenlik ve savunma açisindan sadece bir seyler yapiyor görünmek gibi bir amaç oldugu bu yüzden Libya veya Suriye gibi riskli alanlarda OGSP üzerinden bir hamle yapmadiklari söyleniyor. Yine son dönemde ortaya atilan bir görüs de bu tarz bir olusumun AB’ye güvensizlikten ziyade AB’nin ABD’ye güvenlik konusunda üstüne düseni yaptigini göstererek NATO’ya bir alternatif degil destekleyici bir platform olusturma çabasi içinde oldugu yönünde. Dolayisiyla ABD’nin varlik göstermedigi ciddi bir kriz bölgesinde AB’nin olmamasi açiklanabilir.

Son olarak OGSP’nin karar alma prensibinin oy birligi esasiyla olmasinin bu gibi süreçleri tikadigi söyleniyor. Üye ülkelerin OGSP çatisi altinda bir AB ordusu veya bir çesit krizlere müdahale etme kapasitesine sahip bir kuvvet olusturmakta hemfikir olmasi, bahsi geçen kriz bölgelerinde her bir üye devletin birbirleriyle çakisan materyal çikarlari veya çikarlarini olusturdugu iddia edilen farkli kültürlerinin olmadigi anlamina gelmiyor. Diger bir deyisle, daha çok ikincil düzeyde önemsenen bölgeler ve olaylara karsi ortak bir tutum izlerken jeopolitik açidan kritik alanlarda OGSP’nin islevsel olmamasi açiklanabiliyor. Bu yaklasimlarin ortak yani AB’nin çesitli sebeplerle riskten kaçindigi argümanidir. Dolayisiyla AB ordusu üzerinde bugün anlasilsa bile yarin yine yakin bir cografyada ortaya çikacak bir krizde bu mekanizmanin kullanilma ihtimali görünmüyor.

Görüldügü gibi hâkim yaklasimlar tutarli açiklamalar ortaya koyuyor ve farkli yollarla aslinda ayni sonuca çikiyorlar. Ayni anda hepsinin birden hakli olabilme ihtimali de oldukça yüksek. Çünkü denir ki devletler egemenliklerinden feragat etmek istemezler dolayisiyla kendilerinden bagimsiz karar verme süreçleri olabilecek yapilara sicak bakmazlar. Ancak ve ancak egemenliklerinden verecekleri küçük tavizlerle aslinda otonomilerini artiracak daha büyük bir getiri imkâni varsa bu yola basvurabilirler. Üye ülkelerin AB regülasyonlarina özellikle ekonomi açisindan harfi harfine uymalari buna örnek olarak gösterilir. Ancak güvenlik ve savunma gibi, bir devletin otonomisini derinden etkileyebilecek bir alanda egemenlik devri AB çatisi altinda bile gerçekçi bir hedef degil. Bu sebeple AB, OGSP çatisi altinda bir AB ordusu projesiyle AB’nin otonomisini artirmayi hedeflese de bu tarz bir ordunun kalici komuta merkezinin olmasi, ortak teçhizat kullanimi ve bunun gerektirdigi entegrasyon veya karar alma süreçlerini hizlandirmak için yapilacak bir nitelikli çogunlukla karar alma degisikligi AB otonomisini artiracak gibi gözükürken her bir üye ülkenin aslinda otonomisinde azalmayi olasi hale getiriyor. Bu da AB ordusu fikrinin neden yakin gelecekte mümkün olmadigini gösteriyor.

[Muhammed Çagri Bilir Ingiltere’de Leeds Üniversitesi’nin Siyaset Bilimi ve Uluslararasi Iliskiler doktora programinda, uluslararasi Iliskiler teorileri ve Avrupa Birligi güvenligi üzerine arastirmalar yapmaktadir]
Kaynak: AA