Tjod’dan Sezaryen-Kürtaj Açıklaması

Türk Jinekoloji ve Obstetrik Derneği’nden (TJOD) Başbakan Erdoğan’ın sezaryen-kürtaj konusundaki açıklamaları ile ilgili olarakı bir açıklama yapıldı.

Başbakan Erdoğan’ın dün Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı tarafından Rixos Otel'de düzenlenen 'Aile Olmak Projesi'nin tanıtım töreninde, sezaryen ve kürtaj konusunda açıklamalarda bulunduğu hatırlatılan yazılı açıklamada, “Kürtaj ve sezaryenle adeta cinayet işlendiğini ve bilinçli olarak yıllarca kadınların bu yollarla kısırlaştırıldığını belirtmişlerdir. Sayın Başbakan’ın bu açıklamaları, yurdumuzun dört bir yanında anne ve bebek sağlığı için canla başla hizmet veren binlerce meslektaşımızı derinden yaralamıştır. Türkiye’de görev yapan 5 bine yakın kadın-doğum uzmanının ana derneği olan TJOD, bir süre önce, kürtaj ve sezaryenle ilgili, tüm bilimsel verileri içeren ayrıntılı iki raporu kamuoyuyla paylaşmış, yine artan sezaryen oranlarının nedenleri ve düşürülmesine ilişkin yöntemlerle ilgili de Sağlık Bakanlığı ile ortak çalışma başlatmıştır” denildi.

“BİR TIBBİ GİRİŞİMDİR”
Sezaryenin belli tıbbi gereklilikler halinde başvurulan ve anne ve bebek sağlığını kurtarmak amacıyla yapılan bir tıbbi girişim olduğu, bir kısırlaştırma yöntemi olmadığı belirtilen açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“Endikasyon dışı uygulamaların azalması için hem yurdumuzda hem de dünyada çalışmalar yapılmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), sezaryen oranlarının yüzde 15-20 düzeylerinde olmasını önermektedir. Bu oranları yakalayan ülke sayısı son derece az olup, OECD ülkeler arasında ortalama oran yüzde 27 civarındadır. Aynı oranlar ABD’de yüzde 33, İtalya’da yüzde 36’dır. Türkiye’de sezaryen oranları, 1998’de yüzde 14, 2003’de yüzde 21 iken; 2007’de yüzde 36, 2010 itibariyle de yüzde 45 oranlarına yükselmiştir. Bu yüksek oranlar ağrısız doğumun yaygın olmaması, ebelerin doğum yaptırmalarının azalması, gebe eğitimi ile ilgili eksiklikler hekimin malpraktis korkusu gibi faktörlerle ilişkilidir. Bu genel faktörlerin yanısıra, bu yüksek oranlara son 10 yılda oluşturulan ‘Sağlıkta Dönüşüm’ politikalarının etkileri de iyi sorgulanmalıdır. Nedenleri ne olursa olsun, yükselen sezaryen oranlarını yıllardır sistemli olarak devam eden bir komplo olarak görmek ve sezaryen yapan meslektaşlarımızı bu komplonun uygulayıcıları olarak yansıtmak doğru bir yaklaşım şekli değildir. Kürtaj konusu ile ilgili olarak da hazırladığımız ve Sağlık Bakanlığı ve TBMM’ye gönderdiğimiz raporda belirttiğimiz gibi, kürtaj bir aile planlaması yöntemi değildir. İsteyerek düşükler, özellikle gelişmekte olan ülkelerde kadın sağlığında önemli bir sorun oluşturmakta; üreme çağındaki kadınların başlıca ölüm nedenleri arasında yer almaktadır. Türkiye örneği dahil pek çok ülkede, düşüğün yasa ile yasaklanması onun yapılmasını engelleyememektedir. Türkiye’de TNSA 1983- 2008 verileri karşılaştırıldığında, veriler aşağıdaki gibidir. Kürtajlar 3 kat azalmıştır. Anne ölüm hızı 6 kat azalmıştır. Modern Aile Planlaması Yöntem Kullanımı 2 kat artmıştır. Kadınların Yaşam Süresi 14 yıl artmıştır. Dünyada 8 anne ölümünden biri sağlıksız kürtajlardan oluşmakta iken, Türkiye’de ise sadece 50 anne ölümünden birinin nedeni sağlıksız kürtajdır.”

“BUGÜN ANNE ÖLÜMLERİNİN YÜZDE 2’Sİ GÜVENLİ OLMAYAN DÜŞÜKLER NEDENİYLE”
1950’li yıllarda anne ölümlerinin yaklaşık yarısının düşükler nedeni iken, bugün sadece anne ölümlerinin yüzde 2’sinin güvenli olmayan düşükler nedeni ile olduğu vurgulayan açıklamada şunlar kaydedildi:
“Güvenli olmayan düşüklere bağlı ölüm ve sakatlıklar sağlık gündeminden çıkmıştır. Türkiye’de yürürlükteki yasalarla 10 haftaya kadar isteğe bağlı kürtaj serbesttir. Yeni şekillenen üreme sağlığı ile ilgili düzenlemelerde de aynı düzenlemenin korunduğu görülmektedir. Gelişmiş ülkelerde yüksek oranda uygulanan modern doğum kontrol yöntemlerinin(rahim içi araç, doğum kontrol hapları gibi) uygulanması ise Türkiye’de son derece düşük oranlardadır. Kürtaja başvurma isteği de aslında aile planlaması yöntemlerinin yaygın uygulanmamasından kaynaklanmaktadır. Yine yürürlükteki yasalarla sezaryen endikasyonları da belirlenmiştir. Kadın-doğum uzmanları, yasaların kendilerine verdiği yetki çerçevesinde görev yapmaktadır. Bugün eğer anne ve bebek ölüm oranları Türkiye’de düşme gösteriyorsa, sağlık göstergelerinde iyileşme varsa, bunun ana bileşenlerinden birisi bu meslektaşlarımızın özverili çalışmalarıdır. Türkiye’de siyasal yönetim, kürtajın azalması, sezaryen oranlarının düşmesi için düzenlemeler yapabilir ve elbette bu konuyla ilgili tavsiyelerde de bulunabilir. Bunu yaparken bu işlemleri gerçekleştiren uzmanlarımızı katil ya da ulusumuza karşı bir komplonun uygulayıcıları gibi göstermek kabul edilebilir bir davranış şekli olamaz.”

“Türkiye’de ‘namusu ve şerefi ile çalışan’ binlerce kadın doğum uzmanı bu tanımlamaları hak etmemektedir” denilen açıklamada, “Hele hele hekime, özellikle de kadın doğum uzmanlarına karşı şiddetin arttığı bir sağlık ortamında, bu olayları daha da körükleyecek bu tip açıklamalar, olan durumu kötüleştirmekten başka bir işe yaramayacaktır. Böylesine ağır değerlendirmelerden meslektaşlarımız son derece rencide olmuşlardır. Toplumun sükunete ve uzlaşmaya gereksinimi olduğu bir dönemde yapılan bu tür açıklamalar, bahsedilen konularda bir iyileşme sağlayamayacağı gibi, yeni yeni gerginliklere sebep olacaktır. Kadın sağlığı ile ilgili üzerine düşeni yapmaya her zaman hazır olan bir dernek yönetimi olarak, duyduğumuz üzüntüyü iletiriz” denildi.
Kaynak: İHA