Başbakan gitmedi, Davos İstanbul'a geldi

Üç yıldır Davos'taki Dünya Ekonomik Forumu toplantılarına katılmayan Başbakan Erdoğan, Türkiye'de ilk kez düzenlenen forumda konuşma yaptı. Erdoğan, ekonomik göstergelerin kriz öncesi dönemleri aştığını belirtti.

Başbakan gitmedi, Davos İstanbul'a geldi
İki gün sürecek Dünya Ekonomik Forumu Ortadoğu, Kuzey Afrika ve Avrasya Zirvesi, 1971 yılında İsviçre'nin Genova kentinde kurulan organizasyonun 42 yıllık tarihinde en geniş coğrafyayı kapsayan özel zirve olması sebebiyle bir ilk.

Dünya Ekonomi Forumu'nun İstanbul toplantısına 70 farklı ülkede toplam 1100 katılımcı kayıt kayıt yaptırdı. Azerbaycan, Gürcistan ve Tunus'un aralarında bulunduğu 20 ülkeden en yüksek seviyede yaklaşık 50 hükümet temsilcisi toplantıya katılıyor.

İki gün boyunca sürecek oturumlara dünyanın dört bir yanından 650 iş dünyası temsilcisi, 180 Üst Yönetici katılacak. Toplantıya ayrıca 70 farklı ülkeden toplam 80 genç küresel liderin katılımı olacak.

Zirvenin açılışını yapan Erdoğan, 2009'da yaşanan 'One minute' krizi sonrası forumda ilk kez konuştu.

Başbakan Erdoğan'ın yaptığı açıklamalar şöyle:

İçine kapanan bir dış politika anlayışına sahip olduğu bölgesel meselelerde Türkiye ekonomisini büyütememiş, refah düzeyini yükseltememiştir. Son 10 yıl aktif bir dış politika ile demokratikleşme eksenli reformlar bir ülkeyi nereden nereye getirdiği son derece açıktır. Burada sadece bir kaç örneği vermekle yetinmek istiyorum, Türkiye ekonomisi son 10 yıl içinde yıllık ortalama büyüme hızı 5,3 olma başarısını göstermiştir, bu 10 yıl içinde küresel ekonomi krizinin de olduğunu göz önüne alarak bu büyüme kuşkusuz başarıdır. Türkiye Çin'den sonra büyüyen ikinci ülke olmuştur, 2011 yılında 772 milyar dolara ulaşmıştır milli gelir, kişi başına milli gelir 3 bin 500 dolardan 10 bin 444 dolara ulaşmıştır, dış ticaret hacmimiz 2002 yılında 88 milyar dolar, 2011 yılı sonunda 376 milyar dolara yükselmiştir, turizm gelirimize baktığımızda bugün 23,5 milyar dolar düzeyine çıkmıştır. Doğrudan yatırımlar 2011 yılında 16 milyar dolara ulaşmıştır. Hemen tüm ekonomik göstergelerimiz küresel ekonomik krizin ağır seyrettiği 2009 yılında bir miktar gerileme gösterse de bugün kriz zamanını kat kat aşmıştır. Borçlanma faizlerinde Türkiye krize rağmen olumlu bir performans sergilemiştir.

IMF'ye borcumuz bugün 1,7 milyar dolara kadar düştü, 2013 yılının Nisan ayında Türkiye IMF'ye olan borcunu tamamen sıfırlamış olacaktır. Ekonomide kaydettiğimiz bu başarı sadece bununla kalmıyor, 2002 sonunda Merkez Bankamızın döviz rezervi 27 milyar dolardı, dün itibariyle bu rakam 92 milyar dolardır. Hiç kuşkusuz ülke içinde istikrar ve güven olduğu kadar aktif bir dış politikanın eseridir bunlar. Yaşadığımız tüm seçimlerde popülizme asla izin vermedik, mali disiplin ve para politikalarından asla taviz verilmemiştir, başta Avrupa olmak üzere yaşadığımız tecrübeler örnek teşkil edecektir. Bankacılık, finans, ticaret, kamu maliyesi alanlarında özellikle de sosyal güvenlikte büyük reformlar yaptık. Yatırımların teşvik edilmesi için cesur adımlar attık. Alacağımız tedbirleri ilgili taraflarla yoğun şekilde istişare ettik, milletimizden hiç bir şeyi gizlemedik, saklamadık. Son 10 yıl içinde gerek komşu, gerek bölge ülkelerle gerekse ulaştığımız en uç noktadaki ülkelerle ticaret hacmimizi arttırdık. Kimi zaman işadamlarımızın önünde biz giderek yolları açtık, hem ticaret hem yatırım alanımızı dünya safında genişlettik.

Biz çok anlaşılabilir bir görüşü savunuyoruz, bu bölgedeki her ülkenin refahı, barış ve huzuru bölgenin barış, refah ve huzuruna bağlıdır. Ülke sınırları diğer bölgelerde 1. Dünya Savaşı'nda şekillenmiştir, bu coğrafya da sınırlar öyle acı bir şekilde ayrılmıştır ki kimi zaman akrabaların hatta kardeşlerin yaşadığı köyler ikiye bölünmüş bir taraf bir ülkede diğer taraf bir ülkede kalmıştır.

Biz sürekli olarak Filistin meselesine dikkatleri çekiyoruz, Filistin meselesini Filistinliler akrabalarımız, kardeşlerimiz olduğu için yapıyoruz. Bir yanda bebek, çocuk, kadın, yaşlı demeden insanlar havadan bombalara maruz kalıyor, dünyanın en büyük açık hava hapishanesinde insanlar tutsak ediliyor, İran meselesinde biz yine aynı duruşu sergiledik, bölgede bir krizin her yeri etkileyeceğini savunduk. Arap ülkelerinde son zamanlarda çıkan talepler doğrultusunda bölge yöneticilerine bu talepleri yerine getirmeleri çağrısında bulunduk. Suriye konusunda da Türkiye'nin tavrı nettir, derdimiz Suriye'nin iç işlerine karışmak değildir. Suriye'de ki olaylar nedeniyle on binlerce kişi Lübnan'a, Ürdün'e göç etti, Türkiye'de şuanda 24 bin kişi mülteci olarak yaşıyor.

Küreselleşen dünyada her ülkenin meselesi de küreseldir, dünya küresel bir köye dönüşürken artık vicdan da küreselleşmelidir. Yaşanan son küresel ekonomik kriz görülmeli ve en azından ekonomi adına küresel tedbirler alınmalıdır, İstanbul toplantısını bu yüzden son derece önemsiyorum. Katıldığınız, katkı verdiğiniz için her birinize teşekkür ediyor, toplantının başarılı geçmesi dileğiyle sizleri sevgiyle, saygıyla selamlıyorum