Avukatlardan 'bağımsız Yargı' Vurgusu
Adana Barosu Başkanı Aziz Erbek, Türkiye'de hakim ve savcı teminatının pamuk ipliğine bağlı olduğunu, tayin, terfi ve atamalarda objektif kriterlere uyulmadığını savunarak, özel yetkili mahkemelerin bir an önce kaldırılmasını istedi.

"SORUNLARI ÇÖZÜLMÜŞ BİR YARGI ERKİ İÇİN ÇALIŞIYORUZ" Burada konuşan Baro Başkanı Aziz Erbek, yargı alanındaki yaşanan sorun ve sıkıntıların hala devam ettiği ve bunlar çözüme kavuşturulmadığı müddetçe her zaman dile getirmeye devam edeceklerini anlattı. Erbek, amaçlarının; adaletin en etkin ve doğru şekilde tecelli ettiği bir yargılama düzeninin, en kısa sürede uygulanabilir bir hale getirilmesi olduğunu vurgulayarak, Duverger'in; "Adaletin bulunmadığı yerde herkes suçludur" sözünü hatırlattı. Erbek, "Bu uğurda suçlu sayısını ne kadar azaltabilirsek, oölçüde kendimizi başarılı sayacağız ve adalete yaklaşacağız. Savunmanın temsilcisi olan barolar bıkmadan, yılmadan sorunları çözülmüş bir yargı erkini oluşturmak için çalışacağız. Yargının üç temel taşı olan; iddia ve hüküm makamının belirtilen alanda çalışma yapabilmesi için de sendikal örgütlenme hakkının olması bir zorunluluk olarak ortaya çıkıyor. Bu örgütlenme, hakim teminatı ve savcı güvencesinin sağlanması için önemli bir güç olacaktır" dedi.
"HAKİM VE SAVCI TEMİNATI PAMUK İPLİĞİNE BAĞLI" Bugün gelinen noktada hakim ve savcı teminatının, adeta pamuk ipliğine bağlı olduğunu savunan Erbek, yapılan tayin, terfi ve atamalardaysa objektif meslek kriterlerine uyulmadığını öne sürdü. Erbek, "Kamuoyuna mal olmuş birçok davada görev yapan hakim ve savcıların, kamuoyunu tatmin etmekten uzak gerekçelerle değiştirilmeleri, yargı bağımsızlığını bütünüyle yok ettiği gibi yürütmenin vesayet görüntüsünü de aşikar biçimde ortaya koymaktadır. Bu sakıncalı gidiş, bir gün gelecek bugünün güç sahiplerini demağdur edecektir. Yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı hem bugün, hem de gelecekte herkes için vazgeçilmez bir gerekliliktir" yorumunda bulundu
Demokrasi, hukuk devleti ve adil yargılanma hakkı için avukatların, hakim ve savcılarla aynı önem ve değerde olduğunun başta bütün uygulamacılar olmak üzere herkes tarafından içselleştirilmesinin bir zorunluluk olduğunu kaydeden Berk, kolluktan başlanarak ceza yargılaması sürecinde müdafinin önemine dikkat çekti ve Ceza Muhakemeleri Kanunu (CMK) ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatlarıyla bu durum ayrı ve önemli bir şekilde belirtilmesine rağmen, bugün müdafinin görevini yapmasında bir çokengelleyici uygulamalar bulunduğunu dile getirdi
"TÜRKİYE'DE 'ADİL YARGILANMA İLKESİ'NE UYULMUYOR" Müdafinin bulunması, gözaltında işkence yapılmasına karşı koruyucu ve zorlama altında kendini suçlandırıcı ifade vermenin önlenmesinin sigortasıdır" ifadesini kullanan Berk, konuşmasını da şöyle sürdürdü: "Avukatlar, kolluk sürecinde CMK ve ilgili mevzuat kapsamında mesleğin önemi ve saygınlığı ölçüsünde görev yapamamaktadır. Müdafi bulundurma zorunluluğu formaliteden ibaret bir şey gibi uygulama bulmaktadır. Avukat-müvekkil görüşmeleri hala zor koşullarda yerine getirilebilmektedir. Bu konudaki yönetmelik hükümlerinin uygulanır hale gelmesiyle sorun önemli ölçüde ortadan kalkacaktır. Yakalama, arama, gözaltına alma ve tutuklamalarda CMK ve AİHS hükümlerine ve mahkeme içtihatlarına uyulmamaktadır.Mahkemeler, gözaltında alınan ifadeleri esas almamalıdır. Gözaltında bulundurma süresindeki uygulamaları hakim res'en nazara almalıdır. Tutuklama gerekçeleri açık seçik ve net olarak sanığa söylenmelidir. Sanığın avukatının bu gerekçeleri inceleyerek, serbestçe savunma yapabilmesine olanak sağlanmalıdır. AİHS'in 6. maddesinde ifade edilen; 'adil yargılanma' ilkelerine, çoğu kez ceza yargılamasında olmak üzere çeşitli şekillerde hukuk mahkemelerinde de uyulmamaktadır." "YARGI ADETA KOLLUK ETKİSİ ALTINDA GÖREV YAPAN BİR GÖRÜNÜME SAHİP" Türkiye'de kolluğun, ceza adalet sisteminin bütünü üzerinde ağırlığı olduğunu ifade eden Erbek, delillerin toplanmasında ve şüpheliyle ilgili alınacak tedbirlerin belirlenmesinde kolluğun açık etkisi görüldüğünü anlattı. Kolluğun, birey hak ve özgürlüklerinin alanını daraltan, hatta müdahale eden taleplerini, yasaya şeklen uyma amacıyla yargı mercilerinden isteyebildiğini belirten Erbek, "İşi, hukuku uygulamak olan yargı mercilerinin, bu talepleri geldiği gibi kabul etmesi, ceza-adalet sisteminin esaslıbir sorunudur. Kolluğun düzenlediği tutanakta yazılln sağlanması için önemli ı olan suçun niteliğine göre tutuklama, kolluğun gücünü ama yargının güçsüzlüğünü göstermektedir. Bu haliyle, yargı, adeta kolluk etkisi altında görev yapan bir görünüm taşımaktadır. Kolluğun, yürütmenin bir uzantısı olduğu gerçeği karşısında bu durumun, yargı bağımsızlığı yönünden ne kadar sakıncalı olduğu açıktır" diye konuştu
CMK'nın 250. ve müteakip maddelerine göre faaliyette bulunan özel yetkili Ağır Ceza Mahkemeleri'nin, daha önceki Devlet Güvenlik Mahkemeleri'nin devamı olduğunu kaydeden Berk, bu durumunsa 'doğal yargıç ilkesi' ve 'yargı birliği' ile bağdaşmadığını söyledi
"ÖZEL YETKİLİ MAHKEMELER BİR AN ÖNCE KALDIRILMALIDIR" Olağanüstü soruşturma ve kovuşturma usulleriyle işleyen yapısıyla savunma hakkına, silahların eşitliği ilkesine ve adil yargılanma hakkına ciddi bir tehdit oluşturduğunu savunan Berk, bu durumun aynı zamanda da hukuk güvenliğini de zedelediğinin altını çizdi. Berk, "Bu mahkemelerde savunma ve avukat hakları hiçe sayılmaktadır. Tutuklama ve diğer koruma tedbirleri ölçüsüz olarak uygulanmakta, hak ve özgürlükler ihlal edilmektedir. Hukuk devletinde bu mahkemelerin ve özel usullerinin yeri yoktur.Belirtilen nedenlerle bu mahkemelerin, farklı türevleri ihdas edilmeksizin biran önce kaldırılması gerekmektedir. Hukuk devleti, savunmaya tanıdığı hak ve olanakların genişliği kadar vardır. Bağımsız ve özgür savunmanın gücü kadar güçlüdür" dedi
"YENİ ANAYASA TOPLUMSAL MUTABAKATLA HAZIRLANMALI" 'Anayasa Değişikliği' konusunda da açıklamalarda bulunan Berk, açıklamasının devamında şu görüşleri dile getirdi: "Sorunların en büyüğü ülkemizin üniter yapısı yerine yeni modellerin gündeme getirilmesi olacaktır. 88 yılda birçok sorunu çözen, büyük deneyimler kazanan parlamenter sistem korunmalıdır. Bu çerçevede demokratik düzenlemeler yapılmalıdır. Şu hususu daha baştan, açık ve net bir biçimde ifade etmek; hukukçu olmak kadar demokrat olmanın da gereğidir. Anayasa bütün silahların gölgesinden uzak bir şekilde; iktidar, muhalefet, üniversiteler, barolar, meslek örgütleri, sivil toplum örgütleriyle istişareedilerek, en geniş tabanlı toplumsal mutabakatı sağlayacak şekilde hazırlanmalıdır. Kişi hak ve özgürlüklerinde çağdaş uygulamalara yer verilmelidir. HSYK'nın yapısı değiştirilerek yargı bağımsızlığı, tarafsızlığı ve hukukun üstünlüğü güçlendirilmelidir. Baroların ve savunmanın statüsü, Anayasa'nın yargı bölümünde yer almalı ve Anayasal güvenceye bağlanmalıdır." Konuşmaların ardından meslekte 35. yılını dolduran adli personele plaket sunuldu.
