Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç:

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan`ın yarından itibaren Ankara`da mesaisine başlayacağını söyledi.

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç:
Başbakan Yardımcısı Arınç, CNN Türk televizyonunda katıldığı canlı yayında gündemdeki konuları değerlendirdi. Arınç, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan`ın sağlık durumuyla ilgili bir soru üzerine, "Bizim de aldığımız haberler, Sayın Başbakanımızın sağlığının gayet iyi olduğunu gösteriyor. İnşallah öyledir. Allah`tan sağlık ve afiyet diliyoruz, hem ona hem tüm hastalarımıza. Dün biliyorsunuz Balkanlardan gelen heyetle görüştü. Romanya Devlet Başkanını kabul etmişti. Bugün sanıyorum akşam saatlerinde Ankara`yagelecekler. Yarın, 1 Aralık 2011`de olması düşünülen ama ertelenen YAŞ`ın kış toplantısına başkanlık edecek. Cuma günü de saat 14.00`te kısmet olursa Bakanlar Kurulumuza başkanlık edecek" diye konuştu

Başbakan Yardımcısı Arınç, Başbakan Erdoğan`ın geçirdiği ameliyat sonrası İstanbul`da yaptığı görüşmede, Başbakan Erdoğan`ın, "Pazartesi günü Bakanlar Kurulu toplantısıyla başlamak istiyorum" temennisini dile getirdiğini anlatarak, "Ama kısmet olmadı. Biz daha çok dinlenmesini ve inşallah daha iyi sağlıkla çalışmalarına başlamasını arzu ettik. Ama umuyorum yarından itibaren Ankara`daki mesaisine başlayacak" dedi.

"Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun"un onaylanmasına yönelik geçen sürece ilişkin Arınç, düzenlemenin siyasette tartışma konusu olduğu günlerde, Başbakan`ın katılmayı arzu ettiğini ancak rahatsızlığı sebebiyle katılamadığı Endonezya`daki 4. Bali Forumu`na Erdoğan`ın talimatıyla katılmak üzere Endonezya`ya gittiğini ifade etti. Arınç, forumda Endonezya`da cumhurbaşkanı başta olmak üzere bakanlarla görüşmeler yaptığını, bununla beraber 60 ülkedenforuma katılan ülkelerin devlet ve hükümet başkanlarıyla görüşmelerde bulunduğunu kaydetti. Arınç, "Benim bulunmadığım süre içinde bir takım siyasiler, bir takım köşe yazarları benim burada olmayışımı belli bir maksada bağlamışlar. `Olsaydı ne yapacaktı?`, `cesareti var mıydı?` `gelsin cevap versin` gibi... Beni çok sevenler olduğu gibi, beni eleştirmek için fırsat kollayanlar da var" diye konuştu. "KENDİMİ AFFETMİYORUM" "Benim bu süreç içerisinde bir tek yanlışım var, o da çok büyük bir yanlış, kendimi affedemiyorum" diyen Arınç, sözlerini şöyle sürdürdü: "Bütün söylediklerimin arkasındayım, ama 5 dönemdir parlamentoda olan, 5 yıl Meclis Başkanlığı yapmış bir insan olarak benim, `Bu kanunu bir daha getirmeye cesaret edemezler, bu Meclisten bu kanun çıkmaz` sözünü söylemem bağışlanmaz bir hatadır. Açık yüreklilikle söylüyorum. Türkiye`de yasama yetkisi Meclise aittir. Ben yıllarca Meclisin yasama yetkisini savunmuş bir insanım. Anayasa Mahkemesine karşı savundum, Sayın Sezer`e karşı savundum. Bırakın Meclis yasa yapsın, Anayasa Mahkemesi kararları bunuengelliyor. 411 oy ile Anayasa`nın 10 ve 48. maddeleri değişiyor, MHP ile işbirliği yapmışız, Anayasa Mahkemesi bunu, 411 oyu kabul etmiyor, şekilden bakacağı işe esastan bakıyor, iptal kararı veriyor. Ayağa kalkanlardan birisiyim `Ne hakla Meclisin yasama yetkisine müdahale ediyorsun` diye. Şimdi kendim aynı şeyi yaptım. Onu düşünmedim tabii. Ben doğrudan bunun etik olmadığını, zamansız olduğunu, orantısız, ölçüsüz bir sistem getirdiğini düşündüğüm için, Cumhurbaşkanının da geri gönderme gerekçesini büyükbir sevinçle karşıladım. Zannettim ki bütün milletvekilleri parlamentoda, hatta özellikle muhalefet partileri `Ne kadar iyi oldu, Cumhurbaşkanı bizi bu yükten kurtardı. Biz çıkarmıştık, ama geri döndü; bunun kapağını bir daha açmayalım` diye düşünürler zannetmiştim." "İçinize sinmeyen bir şeye `evet` demek çok çelişkili olmayacak mıydı?" sorusuna Arınç, "Bu, Mecliste olur" yanıtını verdi. Meclisin yasama yetkisini farklı şekillerde kullanabileceğini dile getiren Arınç, şunları belirtti: "Sosyal ihtiyaçlar sebebiyle kullanabilir. Siyasi ihtiyaçlar sebebiyle kullanabilir. Siyaseten böyle bir şey yapmaya ihtiyaç var diye düşünüldüğünde bunu MHP`ye de sormanız, CHP`ye de sormanız mümkündür. `Siz niye buraya imza attınız? diye. Onların vereceği bir cevap vardır. O cevabın bir önü vardır, bir de arkası vardır. Ama yıllarca bunun içinde yaşamış bir insan olarak benim şunu bilmem gerekirdi ki, her sebeple bir yasama düzenlemesi yapılabilir. Bu mutlak değildir. Bir, Cumhurbaşkanı gerigönderebilir. İki, Anayasa Mahkemesine gidilir, Anayasa Mahkemesi iptal edebilir. Cumhurbaşkanı veya siyasi partiler Anayasa Mahkemesine gitmese bile siz bir vatandaş olarak bir mahkemeye gidersiniz, mahkeme bunu ciddi görürse o da Anayasa Mahkemesine gidebilir. Dolayısıyla bir check-balans sistemi var. Yasama yetkisini kullanırken Meclis, bunu dengeleyecek başka bir yargısal denetimi de içine koymuştur. Benim onu bilerek büyük bir heyecanla ve sevinçle onu söylememem gerekirdi. Yani `cesaret edemezler`veya `Bir daha bu Meclisten geçmez`. Neler görmüş bir insanım ben; keşke onu düşünebilseydim. `Bu meclisten bu da çıkabilir` diye aklıma gelse, bu iddialı cümleyi kullanmasaydım." "BU İKTİDARIN YIPRANMASINI İSTİYORLAR" `AK Parti içinde sorun var, Başbakanın yokluğu ile o sorunlar ortaya çıktı. AK Parti altındaki sandalyeyi tekmeliyor` denildi. Bunlara ne diyorsunuz?" sorusu üzerine Arınç, "Bunların hiçbirisi ciddi değil. Neden ciddi değil? Bunlar bir şey yazmak için yazanlar veya AK Parti içinde bir çatlaklık olsun, bir anlaşmazlık olsun diye yazanlardır. Çünkü bu iktidarın yıpranmasını istiyorlar. Bazen gizli, bazen açık. Biz üç dönemde yüzde 35, 47 ve 50 ile tek başımıza iktidar oluyoruz. Bu birilerini çok ürkütüyor,hem siyasi rekabetten dolayı hem de ideolojik başka sebeplerden dolayı. Dolayısıyla bizim ekonomide çok güçlü olduğumuz için, dış politikadaki itibarımız da çok güçlü olduğu için, toplumsal barışı kurmada başarılı olduğumuz için `bu partiyi bir yerinden mutlaka eritmeliyiz, çökertmeliyiz` diye düşünüyorlar. Ben, Sayın Cumhurbaşkanımız, Sayın Başbakanımızla ilgi`in yasama yetkisini savunmuş bili bugüne kadar yazılmadık şey kalmadı. `Bunlar birbirlerine şöyle düşecekler, böyle düşecekler` diye. Bu meseledendolayı biz birbirimize hiç düşer miyiz? Bu sinek ısırığı kadar basit bir iş. Biz geçmişte neler gördük, neler yaşadık. Birbirimizi seviyoruz, birbirimize güveniyoruz" dedi. "BAŞBAKANINIZLA ARAMIZDA BİR ÇEKİŞME, BİR İHTİLAF OLDUĞUNU İFADE ETMEK MÜMKÜN DEĞİL" "Recep Tayyip Erdoğan`a biat etmemiş bir adamım. Bizim partimizde biat kültürü yok. Bunu herkes bilsin" açıklamasıyla ilgili soru üzerine Arınç, bugüne kadar kendilerini suçlayanların hep dini argümanlar kullandığını belirterek, şöyle konuştu: "Bugüne kadar `bunlarda biat kültürü vardır, bunlarda itiraz yoktur, bunlar körü körüne her şeye eyvallah derler" diyorlardı. Biz de diyoruz ki: Hayır, böyle bir şey yok. Bursa`nın kongrelerini yapıyoruz. Çok başarılı bir ilçe başkanımız var ama bu dönem o ilçe başkanı olmayacak. Arkadaşımız başbakanımızı nasıl sevdiğini, saydığını anlatırken düz bir cümle kuruyor; `Ben Tayyip Erdoğan`a biat etmiş bir insanım. O ne derse onu yapmaya bundan sonra da devam edeceğim. `Daha sonra konuşma sırası bana geldi.Ben arkadaşımızı övdüm. Bütün görevlere layıktır. Osmangazi`de AK Parti çok başarılı oldu. Bu başarıda Refik Özen arkadaşımın da çok katkısı var. Bundan sonra da her göreve layıktır ama bir cümlesi yanlış anlaşılabilir diye başladım. Dedim ki biat, dini bir kavramdır. Geçmişte biz bu açıdan çok suçlandık. Aslında sen şunu söylemek istiyorsun `ben Tayyip Bey`i çok seviyorum. Bugüne kadar Tayyip Bey`in peşinden ayrılmadım. O hangi çizgiyi gösterirse ben orada siyaset yapacağım. Doğru mu?` dedim. Başıyla`Evet` diye işaret etti ama senin kullandığın kelime yanlış. Biat etmek bizim anlayışımızda böyle bir şeydir. Bizim partimizde biat kültürü yok, tüzüğümüzde, programımızda yok. Ey Refik kardeşim, aklını başına al, bir daha böyle bir şey kullanma. Daha inandırıcı olsun diye kendimden örnek verdim. Yıllardır Erbakan ile birlikte oldum. Ama o zaman söylendiği gibi ben Erbakan`a da biat etmemiştim. Tayyip bey ile yıllardır beraberiz, birlikte siyaset yapıyoruz, birbirimizin evet dediğine hayır demeyiz ama biatayrı bir şey." Arınç, "Anlayanlar böyle anladı ama birileri de `adamcağız hasta orada, bak adamın söylediğine kardeşim. Ne kadar da sevenleri varmış Tayyip Bey`in, hasta olunca... Ben Başbakanımızı hedef alarak hastalık halinde bunu söylemiş bir densiz değilim. Eğer ben orada konuşmasaydım ertesi gün büyük başlıklarla `AK Parti`de biat olduğunu kendi ilçe başkanları açıkladı` diyeceklerdi. Ben bunu düzeltmiş oldum" dedi.

"Başbakanınızla aramızda bir çekişme, bir ihtilaf olduğunu ifade etmek mümkün değil. Bundan hiç kimse ümitlenmesin" diyen Arınç, "Biz o kadar iç içeyiz ki. Hem hükümetimiz, hem partimiz olarak onu sürekli dik, dinamik, enerji dolu görmekten o kadar memnunuz ki rahatsızlığı için gözyaşı dökmüş, dualar etmiş insanlarız. Bütün bir millet, bütün dünyadaki insanlar, Tayyip Bey`e Rabb`im şifa versin diye özel dualar yapıyorlar. İnşallah dönüp gelecektir. Biz o arada bunları söylemiş olmak gibi bir gafletiniçinde olmayız" dedi.

CUMHURBAŞKA`in yasama yetkisini savunmuş biNI GÜL`ÜN GÖREV SÜRESİ Arınç, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül`ün görev süresiyle ilgili soru üzerine, "Bu tartışma yeni değil ve ben bu konuda en net konuşanlardan biriyim. Çünkü Cumhurbaşkanı seçimindeki süreyi tartışırken milletvekili seçiminde de süre değişikliği oldu ama biz dört yılda milletvekilliği seçimini yaptık" diye konuştu

"Medvedev, Putin örneği Türkiye için, Sayın Gül ve Sayın Erdoğan için doğru bir örnek midir?" sorusu üzerine Arınç, bunların bu günün değil, 2014`ün konusu olduğunu belirtti. Arınç, "Onun öncesinde herhangi bir tarih olacaksa da gelişmeleri beklememiz lazım. Çünkü seçimle ilgili kararı bununla ilgili kanun ne zaman çıkacaksa son bir yıl içinde uygulanmaz diye bir maddenin varlığını da herkes bilmeli. İkincisi Yüksek Seçim Kurulu`na bir müracaat var. Bu müracaata göre kurul bir cevap da verebilir. Bizşimdi boşu boşuna tartışmayalım. Eğer seçim tarihi belli olursa, seçim tarihindeki süreci takip etmemiz lazım. O süreçte kim aday olacaktır. O aday olacak kişi belli olduktan sonra bu soruların cevabı kendiliğinden gelir ama Putin ve Medvedev örneğini vererek Tayyip Erdoğan-Abdullah Gül örneğine gitmek çok doğru değil, çok hoş da değil. Bu, Türkiye`ye ait bir örnek. Bir başka şekilde olabilir veya seçimi görürüz seçimden sonraki gelişmelere göre şöyle olması daha uygun diye söyleyebiliriz" dedi

Kaynak: İHA