
Zonguldak Karaelmas Üniversitesi ile Türkiye Uyum Araştırmaları Merkezi Vakfı`nın ortaklaşa olarak düzenlediği konferans kapsamında kente gelen Hacettepe Üniversitesi AB Araştırmaları Uygulama Merkezi Öğretim Üyesi Murat Erdoğan, Almanya`da homoseksüellere tanınan ayrıcalığın Türklere de tanınmasını isteyen Erdoğan, “Bir soru var. Oğlunuz size gelir, baba ben homoseksüel oldum derse ne yaparsınız? Bu o kadar provokete edici, bir soru ki, bu testin ismini vicdan testi olarak nitelediler. Karikatürde de hacıya, alman, `Oğlunuz homoseksüel olsa ne yaparsınız` diye soruyor. Bizim hacı da, “Oh çok sevindim, hep bunu hayal etmiştim` diyor. Ama bu durum başlı başına bir komedi tabi. Homoseksüelliği siz bu kadar benimsiyorsunuz. Almanların `öncü kültürleri` dedikleri ve insanların katılmalarını istedikleri, bir kültürleri var. Homoseksüellik dediğin bunun içinde de yok. Ama sen onu kabul ediyorsun. Diğer kültürlerden gelenlerin kendi yaşamları ile ilgili şeylere karşıda, inanılmaz, güvenlikçi, endişeci ve reddedici bir tavrın var. Bunun çivisi çıkmış, onun için. Türkler alınabilir ama bir homoseksüel model öneriyorum. Yok, bir bürokrat arkadaşım beni uyardı. Türklerle homoseksüelleri aynı cümle içerisinde kullanmayın dedi. Gerçekten o kadarı yeterli. Yani, oradaki ayrımcılığın bir şekilde engellenmesi bence `yeterli olur` diye düşünüyorum” dedi.50 yıldır süren göç sürecinin normalin çok üstünde başarılı olduğunu belirten Erdoğan, göç eden Türklerin Almanya için önemli bir sorun oluşturmadığını kaydetti. Erdoğan, “Almanya`ya göçün ise 50 yıllık bir geçmişi var. Normalin çok üstünde başarılı bir süreç olduğunu düşünüyorum. Bütün sorunlarına, eksiklerine ve dramlarına rağmen, bu kadar insanın, bir ülkede bu kadar yoğun kültür alanıyla ve bu kadar kalabalık bir biçimde yaşaması ve o topluma hiçbir önemli sorun oluşturmaması, başlı başına bir başarıdır. Göç, içinde hep dışlamayı gerektirir. Köyün bir mahallesinden başka bir mahallesine bile göç olduğunda `hır` çıkar. Hele ki, ulusları aşan bir göç hareketi olduğunda işin rengi de değişiyor, başka tartışmalar da geliyor” diye konuştu.GÖÇÜN TARİHİGöçün Türkiye`den Federal Almanya`ya göç 1961 yılında bu ülkeyle imzalanan İş Gücü Alımı Anlaşması`yla başladığını belirten Erdoğan, anlaşma ile traktörü motoru gibi Türkiye`den Almanya`ya insan gönderildiğini kaydetti. Erdoğan, şöyle devam etti:“Anlaşma yapıldığında Almanya`da zaten 8 bini aşkın işçimiz vardı. Aynı yılda yapılan Türk Devleti`nin birinci 5 yıllık kalkınma planı vardı. Bu plan Türkiye Devleti`nin hedeflerinden biri, ülke içerisindeki işsizliğin engellenmesi için insanların yurt dışında istihdam edilmesini ve sanayileşmiş ülkelerde istihdam edilecek bu kişilerin kazanacakları yeteneklerin Türkiye`ye taşınarak, ülke sanayisinin kalkınmasını kapsıyordu. Yani anlaşma gayet bilinçliydi. Bir yıl gibi kısa süreli bir anlaşmaydı. Bir yıl daha da uzatılabilirdi ama sonradan iş değişti. Bizim insan gördüğümüzü aslında o dönemlerde ne onlar fark etti, ne biz fark ettik. Biz de, ülke olarak o dönemde, o koşullarda gerçekten bir enstrüman bir iş olduğunu düşündük. Buradan oraya traktör fabrikasına motor göndermeyi düşünür gibi ya da herhangi bir pense göndermeyi düşünür gibi insanlar gönderdik.”Ortaya çıkacak sorunların ve yaşanacak dramların Türk ve Almanlar tarafından kestirilemediğini vurgulayan Erdoğan, “Çok kolay bir şey değil. İnsanları böyle bir yaşama mahkum ediyorsunuz. Birilerini suçlamak anlamında söylemiyorum. Bu gerçekten kestirilemedi. Böyle bir sosyal soruna yol açacağı, 50 yıl süreceğini ne o zamanın Almanları, nede o zamanın Türkleri düşünebildi. Bundan sonra da sonsuza kadar uzayacak. Bunun yolu yok artık” dedi.Göçün başladığı yıllardaki Almanya`daki toplum modelinin Türklerin entegrasyonuna engel olduğunu belirten Erdoğan, “Bu insanlar orada, artık kalıcı. Ama başlangıçtaki model, insanların Alman toplumunun içerisine girmesine de engel oldu. İnsanlar kendilerine ev tutamıyordu, bağımsız iş açamıyorlardı. Çok uzun süre böyle devam etti. İşçi alımının durdurulduktan sonraki dönemde, aile birleşmelerine izin verildi. Böylece Türkler ilk kez daha farklı bir görünüme ulaştılar. Artık kontrolden çıkmış bir göç trafiği var. Türkler orda hakikaten büyük bir potansiyel gösteriyorlar. Sanayiciler her zaman mutlu ve mesut. Sadece bir işte çalışmıyorlar. Mümkün olursa daha çok işte çalışıyorlar. En kısa sürede, en fazla geliri elde edip evlerine dönmek istiyorlar” diye devam etti.AVRUPA`YA AŞK VE NEFRETAlmanya`da yaşan Tüm Türklerin sivil toplumun anlamını iyi bildiğini belirten Erdoğan bunun da, hem kendilerine hem de Türkiye`ye büyük katkısı olduğunu kaydetti. Avrupa ile hem aşk hem de nefret ilişkisi olduğunu vurgulayan Erdoğan, bu ilişkiye ise şöyle değindi:“Bizim Avrupa ile aşk ve nefret ilişkimiz var. “Karikatürün üst tarafında Yeniçeriler, kılıçlarla giderken, aşağıda ise dönerciler olarak gidiyorlar. Yani eninde sonunda gidiyoruz. Bir yayılmamız var. Elimizde de bir kılıç var. Kılıç, ekmekte keser adamda keser derler ya. Öyle bir şey, Ama dönerin gelişimi iyi yöne doğru gidiyor.”Dönerin Alman Gıda Sektörünü ele geçirdiğini anlatan Erdoğan, Başta Angela Merkel olmak üzere Almanların da döneri çok sevdiğini ifade etti. Erdoğan, “Dönerin Almanya`da, Alman Gıda Piyasası`ndaki yeri o kadar anormal bir noktaya geldi. Bütün diğer fast foodları topluyorsunuz, döner, Mc Donalds`ı, Burger Kings`i, kentagi gibi fast foodların hepsinden daha fazla ciro yapıyor. Hatta vejeteryan döner de çıkmış. Afganistan`da askerlik yapan Almana soruyorlar, `neyi özledin` diye, cevabı ise `döner kebabı` oluyor. Merkel`in de döner karikatürleri var. Biraz siyasi ama gerçekten Merkel`de döneri seviyor” dedi.Türklerin sadece ekonomi sektöründe değil, her sektörde kendilerini kabul ettirdiğini belirten Erdoğan, “Almanya`daki bugünkü Türkler, 1960`ların Türkleri değil. Yani dişlerine, ağızlarına bakılarak, göğüslerine vurularak alınan Türkler değil. Ama hala en alt kategoride olan, bir kısmı toplumsal baskılardan çekindiği için dönmekten vazgeçen ve sosyal yardımlarla yaşayan insanlar var. Toplumun her alanında, siyasetinden ekonomisine, sanatından sporuna her alanda kendisini kabul ettiren, çok da kolay olmayan, yabancılara sevimli olmayan bir toplumun içerisinde kendilerini kanıtlayan çok ciddi bir kitle oluştu. Yepyeni bir orta sınıf oluştu. Olağan üstü başarılı, kendi tırnakları ile bir yere gelen ve kendilerini kabul ettiren çok parlak ve düzgün insanlarımız var. Ben bunlarla gurur duyuyorum” diye konuştu.TÜRKLERİN ENTEGRE KONUSUTürklerin Almanya`ya uyumu ve entegre konusunda bir çok araştırmalar yaptıklarını belirten Erdoğan, kendileri dışında da bir çok Alman ve Türk bilim adamları tarafından ciddi araştırmaların yapıldığını da sözlerine ekledi. Türk ve Arapların Almanya`ya uyum sağlayamadıklarını yazarak, ağır eleştirilerde bulunan Alman Yazar Thilo Sarrazin`in kitabının ikinci haftasında yaptıkları araştırmaya anlatan Erdoğan, sordukları soruları ve alınan cevapları ise şöyle anlattı:“Almanya`daki Türklere, `Alman yazar Sarrazin`in kitabı, sizi rencide etti mi` sorusunu sorduk. `Çok rencide etti` diye cevaplar aldık. `Bu kitabı biliyor musunuz` diye sorulduğunda ise kitabı bilenler yüzde 50 oranında çıktı. Hele ki kadınlarda ise bu oranın yüzde 30`a düştü. Kimsenin haberi yok” dedi.İlginç bir üslupla araştırmanın sonucunu değerlendiren Erdoğan, “Aslında böyle bir kitap yazılmış, Almanya, kopuyor, çalkalanıyor. Tüm tartışmalar Türkler üzerine ama Türkün umurunda değil. Türk o akşam, aşkı memnu mu izlemiş, muhteşem Süleyman mı izlemiş, Türkiye`deki seçim tartışmalarına mı bakmış. Orada yaşayan Türklerin konuları ve sorunları artık ignore ettiklerini, onları görmezden geldiklerini görüyoruz” diye konuştu.Almanya başta olmak üzere bazı Avrupa Birliği ülkelerinin Türkiye`nin Avrupa Birliği üyeliğini istemeyen siyası tavır ve propagandaları da eleştiren Erdoğan, “Bizim Avrupa Birliği`ne üye olduğumuzu düşünelim. Suriye üye olmak istediğini varsayalım. Bizim politikacıların, sabah akşam Suriye üzerine konuşmalarından rahatsız olurum. Benim açlık, işsizlik, eğitim sorunlarımız varken, böyle siyaset yapmalarına tepki gösteririm. Almanya`da böyle bir durum var. Çok popüler bir konu. Sürekli bunun üzerinden pirim yapılıyor. Ama artık bu işin çivisi çıkmış durumda. Özellikle radikal sağcı partiler, etraflara Türkiyesiz bir Avrupa istiyoruz` yazan afişler asarlar. Almanya gibi bir toplumda bunu söylediğinizde arkasını doldurmanız gerekir. Bunun arkasını, kültürel ve dini bakımdan başka medeniyete aitsiniz, sizi istemiyoruz` diyrek dolduruyorsunuz. Güzel. Ama burada yaşayan Türkler, buraya entegre olmanızı istiyoruz` diyorsunuz. Türkiye`nin Avrupa Birliği ilişkileri ile Almanya`da yaşayan göçmenlerin arasında yakın bir ilgi olduğunu düşünüyorum” dedi.ERDOĞAN`A AÇIKTAN SÖYLEMEK ZORMerkel ve Başbakan Erdoğan`ın yer aldığı başka bir karikatürü değerlendiren Erdoğan, şöyle konuşmasını sürdürdü;“Merkel ile Başbakan Erdoğan`ın bulunduğu karikatürde Merkel, `Türklerin Almanya`ya entegrasyonunu evet diyorum ama Türklerin Avrupa Birliği`ne üyeliğine kesinlikle hayır diyorum` diyor. Tabi ikincisini içinden diyor. Recep Tayyip Erdoğan`a açıktan söylemek öyle kolay değil. Merkel de ona dikkat etmiş. Bir başka karikatür ise, Türklerin yoğun olarak yaşadığı bölgeler ile ilgili. Merkel, bu bölgeleri de Avrupa Birliği`nden çıkaralım diyor.Türkiye Avrupa Birliği ilişkileri ve göçmenlerimiz konusunda gayet iyimser olduğunu vurgulayan Erdoğan, “Yıllarca başka ülkeleri suçladık. Kendi ülkemizin çok geri kaldığını itiraf etmemiz gerekiyor. Daha yeni kurumsallaşmaya başlıyoruz. Üniversitelerin bu konuda aktif olmaları lazım geliyor. Düşünce üretmemiz gerekir. Bilim merkezlerimizin olması lazımdır. Bilgi olmadan bir şey yapamıyorsunuz. Elinizde veri olması lazım ki, güç elde etmeniz gerekiyor. O zaman birçok şeyi yapabilirsiniz” dedi.