Tbb'den Yaş Değerlendirmesi
Türkiye Barolar Birliği (TBB) Başkanı V
Türkiye Barolar Birliği (TBB) Başkanı V. Ahsen Çoşar, "Henüz haklarında verilmiş ve kesinleşmiş bir mahkumiyet kararı olmayan ve o nedenle de 'masumiyet karinesi' gereği masum sayılmaları gereken kimi askerlerin mesleki yönden yükselme ve kariyer yapma hedeflerinden henüz daha iddia aşamasındaki bir dava veya soruşturma nedeniyle alıkonulmuş olmaları yargı eliyle değil, siyaset eliyle cezalandırma anlamına gelir ki, bu, hukukun en temel ilkelerinden olan masumiyet karinesi ilkesine açıkça
aykırıdır" dedi.
Çoşar, TBB'nin kuruluşunun 41. yıldönümü nedeniyle düzenlediği basın toplantısında Anayasa değişikliği ve Yüksek Askeri Şura'da (YAŞ) yaşanan gelişmelere ilişkin görüşlerini açıkladı. Çoşar, kamu çalışanlarına grevsiz toplu sözle hakkı verilmesinin, hak arayışında son derece etkili bir pazarlık aracını memurlardan ve kamu çalışanlarından esirgemek sonucunu doğurduğunu belirterek, "Bu da verilen toplu iş sözleşmesi yapma hakkını etkisiz kılmaktadır" dedi.
Anayasa'nın 74. maddesinde yapılan değişiklikle kamu denetçiliği/ombudsman kurumunun ihdas edilmiş olmasının isabetli olduğunu ifade eden Çoşar, "Bununla birlikte partiler üstü bir konuma sahip bulunması ve tarafsız olması gereken Kamu Başdenetçisi'nin nitelikli çoğunluk yerine basit çoğunlukla seçilmesinin hükme bağlanmış olması hatalıdır" diye konuştu.
YAŞ kararlarının tamamının yargı denetimine tabi tutulmadığını, bu bağlamda Anayasa'nın 125. maddesinde yapılan değişiklikle YAŞ'ın terfi işlemleri ile kadrosuzluk nedeniyle emekliye ayırma işlemlerinin yargı denetimi dışında bırakıldığına işaret eden Çoşar, "Bu düzenlemenin temelini oluşturan idarenin keyfi uygulamalarının önüne geçmek amacıyla bağdaştırmak mümkün değildir" şeklinde konuştu.
TBB Başkanı Çoşar, siyaset ve yargı alanındaki temsilin, gerek nitelik, gerekse koşulları yönünden birbirlerinden farklı olduğunu belirterek, şunları kaydetti:
"Bu bağlamda siyasal temsil doğrudan seçim yoluyla gerçekleşirken, yargıda temsil, siyasal düzenin normatif temellerini ortaya çıkaran bir işlev görür. Bu işlevine bağlı olarak yargı erki de, siyasal sistemin dayandığı temele, yani halk egemenliğine dayanır. Onun için de halk adına karar verir. Şu kadar ki, mahkeme kararlarının temsil niteliği ve meşruluğu, siyasal temsilin kurallarından farklı olarak çoğunluğun görüşüne, değer yargılarına, toplum ve siyaset üzerindeki etkilerine göre değil, anayasaya
uygun olup olmadığına göre değerlendirilir. O nedenle kaynağını ve meşruiyetini Anayasadan alan yargı erkinin bir parçası olan Anayasa Mahkemesi'nin bürokratik bir vesayet organı olarak kabul edilmesine ilişkin görüşler doğru olmadığı gibi, mahkemenin meşruiyetinin ve yetkisinin sorgulanması da doğru değildir.
Bununla birlikte meşruiyetini seçimden ve halkın iradesinden alan ve buna göre yaptığı yasama tasarrufu seçime ve seçmen iradesine dayanan yasama organının Anayasa Mahkemesi'ne üye seçmek hakkına sahip olmaması demokratik meşruiyet ilkesiyle bağdaşmamaktadır. Açıklanan bu nedenlerle Anayasa'nın 146.maddesinde yapılan değişiklikle TBMM'ye Anayasa Mahkemesi'ne üye seçmek yetkisinin verilmiş olması demokratik meşruiyet ilkesine uygun olmakla yerindedir."
Anayasa Mahkemesi'ne üye seçmek konusunda Cumhurbaşkanına tanınan doğrudan ve dolaylı yetkinin geniş tutulmuş olmasının da isabetli olmadığını savunan Çoşar, "Zira Cumhurbaşkanının bu konudaki seçme yetkisi herhangi bir denetime tabi olmamakla, oluşturulan bu yapı demokratik değil, vesayetçi bir yapıdır ve bu yönüyle de 1982 Anayasasının vesayetçi anlayışından çok farklı değildir" şeklinde konuştu.
"AMAÇ KARDEŞİ KARDEŞE VURDURMAKTIR"
"Devlete karşı halk, halka karşı yine halk, tartışmaya karşı inanç birliği; her türden totalitarizmin programı budur" diyen Çoşar, bu programın amacının terörü, devletin, devletin meşru güçlerinin ve halkın karşısına koymak suretiyle hukuksuz ve kaotik bir toplum kurmak olduğunu belirtti. Batman Barosu önceki başkanlarından Sedat Özevin ile iki vatandaşın mayınlı terör saldırısı sonucu vefatı da dahil olmak üzere son günlerde yaşananların bunun somut göstergesi ve geçmişte yaşananların sadece bir
çeşitlemesi olduğuna işaret eden Çoşar, "Yapılmak istenen, hedeflenen son derece açıktır ve bu, halkı karşı karşıya getirmek, kardeşi kardeşe vurdurmaktır. Terör örgütü veya arka plan düşünceli ve provokatif amaçlı birileri bunu sağlamak için gerilim yaratmak ve bunu yaygınlaştırmak istiyor. Onun için bu oyuna gelmemek, gerilimi düşürmek, bunun için de herkesin, hepimizin sakin, soğukkanlı, sağduyulu olması gerekiyor" değerlendirmesinde bulundu.
ASKERLER VE 'MASUMİYET KARİNESİ
"Demokrasi sivil bir yönetim biçim olmakla, demokratik hukuk devletlerinde askerler sivilleri değil, siviller askerleri yönetir" ifadesini kullanan Çoşar, şöyle devam etti:
"Bu bağlamda askerlerin siyasi iktidara karşı tavır almak, muhalefet yapmak gibi bir hakları yoktur. Aksine sivil yönetimin kararlarına uymak, tercihlerine saygı duymak mecburiyetleri vardır. Kuvvet Komutanları ve Genel Kurmay Başkanı dahil ordumuzun üst komuta kademesinin kimlerden oluşacağı hususu, yasa ve hukuk gereği doğrudan sivil yönetimin yetkisinde ve takdirinde olmakla, sivil yönetimin bu konuda yaptığı veya yapacağı tercihe saygı duymak, hem demokrasinin ve hem de hukukun gereğidir. Bununla
birlikte, henüz haklarında verilmiş ve kesinleşmiş bir mahkumiyet kararı olmayan ve o nedenle de 'masumiyet karinesi' gereği masum sayılmaları gereken kimi askerlerin, yıllarca emek verdikleri, ülke savunması için yaşamlarını ortaya koydukları mesleklerinden ve mesleki yönden yükselme ve kariyer yapma hedeflerinden henüz daha iddia aşamasındaki bir dava veya soruşturma nedeniyle alıkonulmuş olmaları yargı eliyle değil, siyaset eliyle cezalandırma anlamına gelir ki, bu, hukukun en temel ilkelerinden olan
masumiyet karinesi ilkesine açıkça aykırıdır. Bu konuda yargının siyasallaşması anlamına gelmekle endişe verici bir diğer husus da, eğer zaman yönünden talihsiz bir rastlantı değil ise, YAŞ toplantısının hemen öncesinde kimi askerlerle ilgili olarak verilen yakalama kararları ve başlatılan soruşturmalardır. Bununla birlikte sevindirici olan husus, yargının yapılan itirazlar üzerine hukuken son derece tartışmalı olan bu uygulamasını hukukun öngördüğü usuller çerçevesinde düzeltmiş olmasıdır."
Yargının da, askerin de siyasetle işi ve ilişkisi olamayacağına işaret eden Çoşar, "Her ikisi de tarafsız olmak durumunda ve zorundadır. Bütün bu ilkelere, kurallara ve hassasiyetlere en az yargı ve asker kadar, siyaset kurumu da dikkat etmek, özen göstermek zorundadır" dedi.
Çoşar, barışın, güvenin, istikrarın, özgürlüğün ve demokrasinin yegane güvencesi hukuk olmakla, hepimizin en temel görevi hukuka bağlı kalmak, hukuku devletin, partinin, her türlü erkin üzerine çıkarmak olduğunu kaydetti.
aykırıdır" dedi.
Çoşar, TBB'nin kuruluşunun 41. yıldönümü nedeniyle düzenlediği basın toplantısında Anayasa değişikliği ve Yüksek Askeri Şura'da (YAŞ) yaşanan gelişmelere ilişkin görüşlerini açıkladı. Çoşar, kamu çalışanlarına grevsiz toplu sözle hakkı verilmesinin, hak arayışında son derece etkili bir pazarlık aracını memurlardan ve kamu çalışanlarından esirgemek sonucunu doğurduğunu belirterek, "Bu da verilen toplu iş sözleşmesi yapma hakkını etkisiz kılmaktadır" dedi.
Anayasa'nın 74. maddesinde yapılan değişiklikle kamu denetçiliği/ombudsman kurumunun ihdas edilmiş olmasının isabetli olduğunu ifade eden Çoşar, "Bununla birlikte partiler üstü bir konuma sahip bulunması ve tarafsız olması gereken Kamu Başdenetçisi'nin nitelikli çoğunluk yerine basit çoğunlukla seçilmesinin hükme bağlanmış olması hatalıdır" diye konuştu.
YAŞ kararlarının tamamının yargı denetimine tabi tutulmadığını, bu bağlamda Anayasa'nın 125. maddesinde yapılan değişiklikle YAŞ'ın terfi işlemleri ile kadrosuzluk nedeniyle emekliye ayırma işlemlerinin yargı denetimi dışında bırakıldığına işaret eden Çoşar, "Bu düzenlemenin temelini oluşturan idarenin keyfi uygulamalarının önüne geçmek amacıyla bağdaştırmak mümkün değildir" şeklinde konuştu.
TBB Başkanı Çoşar, siyaset ve yargı alanındaki temsilin, gerek nitelik, gerekse koşulları yönünden birbirlerinden farklı olduğunu belirterek, şunları kaydetti:
"Bu bağlamda siyasal temsil doğrudan seçim yoluyla gerçekleşirken, yargıda temsil, siyasal düzenin normatif temellerini ortaya çıkaran bir işlev görür. Bu işlevine bağlı olarak yargı erki de, siyasal sistemin dayandığı temele, yani halk egemenliğine dayanır. Onun için de halk adına karar verir. Şu kadar ki, mahkeme kararlarının temsil niteliği ve meşruluğu, siyasal temsilin kurallarından farklı olarak çoğunluğun görüşüne, değer yargılarına, toplum ve siyaset üzerindeki etkilerine göre değil, anayasaya
uygun olup olmadığına göre değerlendirilir. O nedenle kaynağını ve meşruiyetini Anayasadan alan yargı erkinin bir parçası olan Anayasa Mahkemesi'nin bürokratik bir vesayet organı olarak kabul edilmesine ilişkin görüşler doğru olmadığı gibi, mahkemenin meşruiyetinin ve yetkisinin sorgulanması da doğru değildir.
Bununla birlikte meşruiyetini seçimden ve halkın iradesinden alan ve buna göre yaptığı yasama tasarrufu seçime ve seçmen iradesine dayanan yasama organının Anayasa Mahkemesi'ne üye seçmek hakkına sahip olmaması demokratik meşruiyet ilkesiyle bağdaşmamaktadır. Açıklanan bu nedenlerle Anayasa'nın 146.maddesinde yapılan değişiklikle TBMM'ye Anayasa Mahkemesi'ne üye seçmek yetkisinin verilmiş olması demokratik meşruiyet ilkesine uygun olmakla yerindedir."
Anayasa Mahkemesi'ne üye seçmek konusunda Cumhurbaşkanına tanınan doğrudan ve dolaylı yetkinin geniş tutulmuş olmasının da isabetli olmadığını savunan Çoşar, "Zira Cumhurbaşkanının bu konudaki seçme yetkisi herhangi bir denetime tabi olmamakla, oluşturulan bu yapı demokratik değil, vesayetçi bir yapıdır ve bu yönüyle de 1982 Anayasasının vesayetçi anlayışından çok farklı değildir" şeklinde konuştu.
"AMAÇ KARDEŞİ KARDEŞE VURDURMAKTIR"
"Devlete karşı halk, halka karşı yine halk, tartışmaya karşı inanç birliği; her türden totalitarizmin programı budur" diyen Çoşar, bu programın amacının terörü, devletin, devletin meşru güçlerinin ve halkın karşısına koymak suretiyle hukuksuz ve kaotik bir toplum kurmak olduğunu belirtti. Batman Barosu önceki başkanlarından Sedat Özevin ile iki vatandaşın mayınlı terör saldırısı sonucu vefatı da dahil olmak üzere son günlerde yaşananların bunun somut göstergesi ve geçmişte yaşananların sadece bir
çeşitlemesi olduğuna işaret eden Çoşar, "Yapılmak istenen, hedeflenen son derece açıktır ve bu, halkı karşı karşıya getirmek, kardeşi kardeşe vurdurmaktır. Terör örgütü veya arka plan düşünceli ve provokatif amaçlı birileri bunu sağlamak için gerilim yaratmak ve bunu yaygınlaştırmak istiyor. Onun için bu oyuna gelmemek, gerilimi düşürmek, bunun için de herkesin, hepimizin sakin, soğukkanlı, sağduyulu olması gerekiyor" değerlendirmesinde bulundu.
ASKERLER VE 'MASUMİYET KARİNESİ
"Demokrasi sivil bir yönetim biçim olmakla, demokratik hukuk devletlerinde askerler sivilleri değil, siviller askerleri yönetir" ifadesini kullanan Çoşar, şöyle devam etti:
"Bu bağlamda askerlerin siyasi iktidara karşı tavır almak, muhalefet yapmak gibi bir hakları yoktur. Aksine sivil yönetimin kararlarına uymak, tercihlerine saygı duymak mecburiyetleri vardır. Kuvvet Komutanları ve Genel Kurmay Başkanı dahil ordumuzun üst komuta kademesinin kimlerden oluşacağı hususu, yasa ve hukuk gereği doğrudan sivil yönetimin yetkisinde ve takdirinde olmakla, sivil yönetimin bu konuda yaptığı veya yapacağı tercihe saygı duymak, hem demokrasinin ve hem de hukukun gereğidir. Bununla
birlikte, henüz haklarında verilmiş ve kesinleşmiş bir mahkumiyet kararı olmayan ve o nedenle de 'masumiyet karinesi' gereği masum sayılmaları gereken kimi askerlerin, yıllarca emek verdikleri, ülke savunması için yaşamlarını ortaya koydukları mesleklerinden ve mesleki yönden yükselme ve kariyer yapma hedeflerinden henüz daha iddia aşamasındaki bir dava veya soruşturma nedeniyle alıkonulmuş olmaları yargı eliyle değil, siyaset eliyle cezalandırma anlamına gelir ki, bu, hukukun en temel ilkelerinden olan
masumiyet karinesi ilkesine açıkça aykırıdır. Bu konuda yargının siyasallaşması anlamına gelmekle endişe verici bir diğer husus da, eğer zaman yönünden talihsiz bir rastlantı değil ise, YAŞ toplantısının hemen öncesinde kimi askerlerle ilgili olarak verilen yakalama kararları ve başlatılan soruşturmalardır. Bununla birlikte sevindirici olan husus, yargının yapılan itirazlar üzerine hukuken son derece tartışmalı olan bu uygulamasını hukukun öngördüğü usuller çerçevesinde düzeltmiş olmasıdır."
Yargının da, askerin de siyasetle işi ve ilişkisi olamayacağına işaret eden Çoşar, "Her ikisi de tarafsız olmak durumunda ve zorundadır. Bütün bu ilkelere, kurallara ve hassasiyetlere en az yargı ve asker kadar, siyaset kurumu da dikkat etmek, özen göstermek zorundadır" dedi.
Çoşar, barışın, güvenin, istikrarın, özgürlüğün ve demokrasinin yegane güvencesi hukuk olmakla, hepimizin en temel görevi hukuka bağlı kalmak, hukuku devletin, partinin, her türlü erkin üzerine çıkarmak olduğunu kaydetti.
