Ne olmuş yani?

Anayasa değişikliği paketi aleyhine yürüttüğü çarpıtma ve dikkat dağıtmaya dayalı popülist kampanya sonrası...


Anayasa değişikliği paketi aleyhine yürüttüğü çarpıtma ve dikkat dağıtmaya dayalı popülist kampanya sonrası, ana muhalefet partisinin ‘hayır’ oyu verilmesi yönündeki çağrısını önerilerin ayrıntılarına girerek gerekçelendirmeye çalıştığını görmek güzel. CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu iki gün önce Hürriyet’te, Anayasa Mahkemesi, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) ile ilgili değişikler aleyhindeki argümanlarını sıraladığı uzun bir yazı yayımladı. Eski Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Yargıcı Rıza Türmen de Milliyet’teki köşesinde, Kılıçdaroğlu’nun temel tezlerini destekleyen bazı ek argümanlar ortaya koydu. Her iki çabanın sorunu şu: Bazı geçerli eleştiri noktaları öne sürüyorlar, fakat önerilen değişikliklerin ardındaki
esas sebep konusunda tümüyle sessiz kalıyorlar.
Benim de paylaştığım iki itirazdan başlamak isterim. Paket 12 Eylül’de kabul edilecek olursa, Türk meclisi Anayasa Mahkemesi üyelerini atamakta rol üstlenecek. Tüzmen bunun kendi içinde olumlu bir adım olduğunu kabul ediyor. Meclis 17 üyeden üçünü seçecek. Sorun şu ki bu üç Anayasa Mahkemesi üyesi basit çoğunlukla seçilecek, yani mevcut iktidar partisine, ama aslında gelecekte iktidar olacak her parti veya koalisyona, adayları muhalefetin görüşlerini dikkate almak zorunda kalmadan seçme imkânı verecek. Meclis oylamasında bu atamalar nitelikli çoğunluk (sözgelimi 2/3) gerektirseydi hakikaten de daha iyi olurdu, çünkü bu, Alman parlamentosunda olduğu gibi, çoğunlukla azınlığı bir konsensüse varmaya mecbur bırakırdı.
İkinci mantıklı eleştiri noktası, Adalet Bakanı’nın HSYK’daki varlığının devam etmesi. Kılıçdaroğlu’nun bakanın rolünün güçlendirildiği iddiasına katılmasam da, bakanın kuvvetler ayrılığını mümkün mertebe açık hale getirmek için HSYK’dan çıkarılmasının daha iyi olacağı hususunda CHP lideriyle hemfikirim.
Kılıçdaroğlu ve Türmen için bunlar, değişiklikler aleyhine oy vermek için yeterli sebepler. Benim çıkardıkları bu sonuçla ilgili sorunum, sergiledikleri kasti indirgemecilik. Kaydedilecek asıl ilerlemeden ve Avrupalıların büyük çoğunluğunun hem Anayasa Mahkemesi, hem HSYK’daki değişiklerden yana olmasının en önemli sebebinden hiç söz etmiyorlar. Anayasa Mahkemesi ve HSYK’nın mevcut bileşimi bir bütün olarak yargıyı temsil etmiyor: Sadece sınırlı sayıda başka mahkemenin kıdemli üyeleri Anayasa Mahkemesi ve HSYK’ya seçilebiliyor. Şu an genç nesil yargıçların söz hakkı yok, bu da Anayasa Mahkemesi ile HSYK’yı statükoyu savunan muhafazakâr kurumlar haline getiriyor. Avrupalı yargıçların en önemli
meslek örgütüne göre, Anayasa Mahkemesi ve HSYK gibi yapılar karma bir bileşime sahip olmalı, zira bu ‘gerek kendi çıkarlarını koruduğu ve kayırmacılık yaptığı izlenimini engellemek, gerekse toplum içindeki farklı görüşleri yansıtmak açısından avantajlar tanıyacak, böylece yargıya ek bir meşruiyet zemini sağlayacak.’ Söz konusu değişiklikler kabul edildiğinde-edilirse, Türkiye’de gerçekleşen tam da bu olacak. Peki AKP’ye daha yakın olan Anayasa Mahkemesi ve HSYK üyelerinin sayısını artıracak mı? Muhtemelen artıracak, ama ne olmuş yani?
Mevcut Anayasa Mahkemesi ve HSYK Türk toplumuna dair belli bir görüşü paylaşan ve aynı hayat tarzını tercih eden üyelerden oluşuyor, ki bu iki hususun siyasetteki temsilcisi CHP. Bu durum değişecek, çünkü diğer görüşler ve hayat tarzları da temsil edilecek. İdeal olan, her ülkedeki yüksek yargı kurumlarının toplum içinde var olan farklı siyasi görüşleri öyle ya da böyle temsil etmesidir. Bu yüzden Avrupalıların büyük çoğunluğu, ayrıntılara dair bazı eleştirileri paylaşsalar da, anayasal değişiklik paketinde sunulan büyük resme katılıyor ve AKP’nin yeni kuralları partiye yakın olan Anayasa Mahkemesi ve HSYK üyeleri atamak için kullanacağı uyarılarına pek kulak asmıyor. Elbette, AB de değişikliklerin uygulanmasını yakından takip edecek, fakat değişikliklerin kendisini memnuniyetle karşılıyor.
12 Eylül’de tercih, Kılıçdaroğlu’nun bizi inandırmak istediği gibi, bağımsız bir yargı ile siyasileşmiş bir yargı arasında değil. Tercih şu: Bugünün Türkiye’sini temsil etmeyen bir sistemi korumak mı, yoksa kilit önemdeki yargı kurumlarını Türkiye’nin çoğunluğunu yansıtacak ve onlara iktidardaki her partiyi eleştirel gözle denetleme gücü verecek şekilde modenleştirmek mi?