'Klasik' dayanışması olarak Andante ödülleri

Andante Klasik Müzik Ödülleri töreninde en çok mutlu eden şey, klasik müzik camiamızın o akşam hiç de azımsanmayacak ölçekte bir dayanışma tablosu sergilemiş olmasıydı. Zira anlamsız 'benlik' savaşları yıllardır sürüyordu camiada


Dergi ve farklı çevrelerden değerli kişilerin bir araya gelmesiyle oluşturduğumuz organizasyon komitesi olarak son birkaç aydır hummalı biçimde hazırlandığımız Andante 2010 Klasik Müzik Ödülleri törenini, geçtiğimiz Cuma akşamı Rahmi M. Koç Müzesi’nde gerçekleştirdik. Katılım yüksekti. Beklentilerimiz doğrultusunda, yalnızca amatör ve profesyonel müzisyenler ve müzik tutkunları değil, farklı kesimlerden çok sayıda sanatsever de törenimize ilgi gösterdi. Bu çeşitliliğin içerisinde açıkçası beni en çok mutlu edeni, klasik müzik camiamızın o akşam hiç de azımsanmayacak ölçekte bir dayanışma tablosu sergilemiş olmasıydı. Zaten tören hazırlık sürecinde ‘ödüller bahane, dayanışma şahane’ türünden bir motto benimsemiştik bile! Törenimize katılabilen pek çok müzisyen dost, derginin yanısıra ödül alan meslektaşlarını da gayet medeni biçimde kutladı. Geceye katılamayanlar ise, insanın içini ısıtan bu hoş davranışı sıcak mesajlar göndermek yoluyla internet gruplarımızda yerine getirdi.
Andante Ödülleri’nin ve törenin bu boyutu üzerinde neden bu kadar duruyorum? Birkaç gün önce bu sayfalarda yer verilen söyleşimizde dile getirmeye çalıştığım gibi ‘klasik müzik bu ülkede hâlâ marjinal bir kültür’. Yaygınlaştırmak, kökleştirmek adına yapacak daha çok işimiz var. Ama ortada sanki çok büyük bir pasta varmış gibi anlamsız ve yıpratıcı bir benlik savaşı, ‘ben varım sen yoksun’ mücadelesi yıllardır sürüp gidiyor. Kültür sanat alanımızın her kolunda bu benlik mücadelesi vardır aslında ama klasik müzik camiasının diğerleriyle kıyaslandığında en önemli dezavantajı, bu benlik davalarını aşıp en küçük ortak menfaat konusunda dahi bir araya gelinemiyor oluşu...

Yapıcı rekabet ortamı
‘Dayanışma ruhu’ diye bir kültür gelişmemiş bu camiada, ne acıdır ki! Dergiydi, kulüp toplantılarıydı, internet üzerinde paylaşım gruplarıydı, ödüllerdi derken, aslında son tahlilde yapılmak istenen şey, camiamıza hem olumlu ve yapıcı rekabet ortamının kazandırılması hem de müzisyenlerin aralarındaki kısır çekişmeleri aşıp onları ortak menfaatler uğruna ortak hareket etmeye doğru adım adım yöneltebilmek. Bu ortam yıllar önce oluşturulabilmiş olsaydı, söyleşide de dile getirildiği gibi, bugün çok daha gelişmiş, yapısal problemlerini çözmek yolunda büyük adımlar atmış, konser salonundan özlük haklarına varana değin varlığını ilgilendiren her konuda tavır alan ve sözü dinlenen bir camia haline gelinebilirdi. Ama hiçbir şey için geç değil elbette. Hatta şimdi belki daha kolay da denilebilir çünkü geçmişe nazaran ülkede klasik müzik kültürüne gençler daha çok sahip çıkıyor.
Türkiye’de uzun yıllar boyunca klasik müzik kültürü ve seçkinciliğiyle özdeşleştirilen kitle, yaş haddinden dolayı yerini yeni burjuvalara ve gençliğe bırakıyor. Bu kitleler de ikili ve çoklu ilişkilerinde ve hadiselere bakışta daha liberal ve bencillikten uzak bir tavır sergilediklerinden dolayı aslında nicedir özlediğimiz ortamı yaratabilmek adına elimiz artık çok daha sağlam.
Andante Klasik Müzik Ödülleri töreninde, hemen her klasik müzik etkinliğinde görmeye alıştığımız kişilerin dışında kamuoyunda ‘sosyete’ diye tabir edilen kitleden de temsilciler vardı. Kendi kapalı âlemlerinde yaşayan bu insanlara Türkiye’deki herhangi bir sezon içi klasik müzik konserinde rastlamanız mümkün değildir. Bu kitle yalnızca İstanbul Müzik Festivali konserleri sırasında bir ay süresince ortaya çıkar ve o bittikten sonra bir dahaki festivale kadar da fuayelerde gözükmez. Hâlbuki Batı ülkelerinin ‘sosyete’leri böyle değildir. Viyana’nın, Paris’in, Berlin’in ‘elit zümreleri’ sezon konserlerini de dikkatlice takip eder ve bu seçkinler, dinleyiciliğin de ötesine geçerek, yaptıkları cömert bağışlarla o ülkelerin klasik müzik kurumlarının yaşamlarını sürdürebilmelerinde en önemli payandalar arasında yer alır. New York Metropolitan Opera ve onun gibi niceleri bugün zengin müzikseverlerin bağışları sayesinde bu kadar görkemli sezonlar sunar.

‘Sosyete’ de oradaydı
Sanatla ama özellikle plastik sanatlarla her gün daha fazla içli dışlı olduklarını gözlemlediğimiz yeni Türk burjuvazisinin de tıpkı Batı ülkelerinde olduğu gibi klasik müzik kurumlarına ve müzisyenlerine daha fazla destek olmalarının yolunu açmamız gerekiyor. Andante Klasik Müzik Ödülleri törenine gelen İstanbul’un cemiyet hayatının önde gelen temsilcilerine, klasik müzik ortamımıza salt izleyicilikten çıkıp maddi katkıda da bulunabilmeleri gerektiği fikrini aşılamak istedik. İyi bir çalgıya sahip olmayı düşleyen, gönlündeki müzik okuluna gitmeyi arzulayan, Anadolu’ya dönük projeleri bulunan o kadar çok sayıda yetenekli, başarılı müzisyen ve topluluğumuz var ki! O yüzden bu müziğe ülkemizin varlıklı kesimlerinden daha fazla destek gelmesi şart!
Andante Ödülleri bu iki alanda bir şeyler yapabildiyse ne mutlu bize...   

The Seed’de Erduran-Ulucan buluşması
Büyük keman ustası Ayla Erduran ve kuşağının önde gelen yorumcularından piyanist Birsen Ulucan, 26 Mayıs’ta Sabancı Müzesi içinde bulunan The Seed salonunda özel bir konser veriyor. 60 yıldan uzun bir zamandır verdiği konserler ve yaptığı kayıtlarla, büyük bir tutkuyla bağlı olduğu müziği dinleyicilerin ruhuna ula∫tıran Ayla Erduran ile piyanist Birsen Ulucan bu konserde dinleyicileri İspanya’dan Rusya’ya bir gezintiye çıkarıyor. Sanatçılar konserde Handel’in Re majör, Grieg’in Sol minör sonatını, Albeniz’in Tango’sunu, Sarasate’in Romance Andalucia’sını, Tchaikovsky’nin Meditation ve Valse Scherzo’sunu seslendiriyor. Konserin biletleri Biletix’te.

Radikal