Türker Alkan: Savaşa çağrı mı?

Radikal gazetesi yazarlarından Türker Alkan bugünkü köşesine terör örgütü PKK ve BDP'yi köşesine taşıdı.


İşte Türker Alkan'ın köşe yazısı;

Kürtleri temsil etme iddiasında bir partinin Meclis’te bulunması elbette olumlu bir durumdur. “Kürt yoktur, karda yürürken çizmeleri gacur gucur eden Türklere yanlışlıkla ‘Kürt’ demişiz” cinsi saçmalıklardansa TBMM’de sorunlarını dile getirmeleri elbette daha sağlıklı olmuştur.
PKK’nın şiddete başvurmasındansa bir Kürt partisinin sorunlar ve çözüm önerileri konusunda aklı başında görüşler ileri sürme şansı doğuyordu.
Bu arada bazı PKK liderlerinin terör olaylarına son vereceklerini duyurmaları umutları daha da artırmıştı.
Ama bu beklentilerden hiçbirisi gerçekleşmedi. PKK terör olaylarını sürdürdü. ‘Kürt açılımından’ söz eden AKP iktidarı yarım kalan bu girişim nedeniyle hayli güç duruma düştü.
Sorun AKP iktidarının ve Erdoğan’ın zor duruma düşmesinden ibaret olsa pek üzülmezdim doğrusu. Ama aksayan süreçte teröre son verme, barış ve huzur ortamına ulaşma beklentileri de yara aldı.
Sadece PKK’nın sıktığı kurşun değil, BDP milletvekillerinin yaptığı konuşmalar da barış ve huzur ortamında yaralar açtı.
BDP’nin İstanbul milletvekili Sebahat Tuncel’in geçen gün Meclis kürüsünden söylediklerine bakın:
“Eğer bu ülkede çocuklar, hatta bebekler öldürülüyorsa ciddi sorun var demektir...
Bu ülkede bir savaş var, çatışma var, siz molotofkokteyli atıyor diye çocukları cezalandırıyor olabilirsiniz... Bu ülkede Kürtleri yok mu sayacasınız?... Bu ülkede savaşı destekleyen bir parlamentoda konuşmaktan büyük bir utanç duyuyorum!”
Sayın Sebahat Tuncel’in konuşması korkarım tümüyle kışkırtma amaçlıdır. Ne Kürt sorununu çözmeye, ne Güneydoğu’nun sorunlarına çözüm bulmaya, ne şiddeti ve terörü sona erdirmeye katkıda bulunacak bir konuşma. ‘Kalkın ey Kürt gençleri, dağa çıkın’ demediği kalmış.
Tuncel, neredeyse Türkiye Cumhuriyeti’ne savaş ilan ediyor. Hem de TBMM çatısının altında.
Bunun sonucunda ne beklediğini anlamış değilim. Türklerle Kürtleri birbirine düşürüp gerçek bir savaş çıkmasını istiyorsa, yazıklar olsun!
Evet, bu sorunu çözmeliyiz, ama düşmanlıkları körükleyerek değil, dostlukları pekiştirerek; şiddete başvurarak değil, barışı güçlendirerek çözmenin yollarını arayıpbularak çözmeliyiz.