Barış Yarkadaş: AKP CHP'yi kapattırabilir mi?
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'a Van'da yapılan yumurtalı – taşlı saldırı 'münferit' denilerek geçiştirilecek bir olay değil. Baykal ve arkadaşlarının Van'daki il kongresine sokulmamaya çalışılması AKP'nin kendinden başka hiçbir siyasi oluşuma hayat hakkı tanımak istemediğinin en somut göstergesidir.
AKP güçlü olduğuna inandığı an, Baykal’a yapılan taşlı-yumurtalı saldırı bir ileri aşamaya geçecektir. Muhalefet partileri, iktidarın güçlü olduğu bölgelere sokulmayacak, siyasi faaliyet yapmalarına izin verilmeyecektir. AKP her ne kadar saldırıyla ilgisi olmadığını söylese de görünen budur. AKP ‘muhalefeti olmayan’ bir ülke istemektedir.
AKP tipi partiler, ‘güçlü’ olduklarına inandıkları an, karşılarında ‘tehlike’ olarak gördükleri her oluşumu ortadan kaldırmak ister. Öyle ki; gücünün doruğunda olduğunu hissettiğinde; iktidarını kurumsallaştırmak için muhalefet partilerini kapatmaya bile çalışır. TBMM’de görüşülen anayasa değişikliği taslağında parti kapatma yetkisinin meclise verilmeye çalışılmasının sebeplerinden biri de budur. Kamuoyunda oluşan algı, AKP’nin ‘’kapatılmaktan kurtulmaya’’ çalıştığı yönündedir. Bizce bu doğru ama eksik bir algıdır.
Neden mi?
AKP anayasa değişikliği taslağı yasalaştığı taktirde, başta CHP olmak üzere muhalefet partilerini kapatma yetkisini de bir bakıma ''dolaylı olarak'' eline almış olacaktır. AKP’nin anayasa değişikliğiyle şekil vermek istediği Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı da bu eylemin ‘’hukuki’’ altyapısını hazırlayacaktır. AKP’nin ısrarla Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay’ı ele geçirmeye çalışmasının altında bu “gizli gündem” yatmaktadır.
Hatırlayın, AKP’nin beslediği yandaş – yalaka medya ‘CHP’nin kapatılması’ gerektiğini birkaç kez dillendirmiş, ancak bu söylem şimdilik bir kenara bırakılmıştır. “Gizli gündem”ini adım adım hayata geçirmeye çalışan AKP “parti kapatma yetkisi”ni meclise vererek “tek güç” olma yolunda hızla ilerlemek istiyor. Kendisini denetleyecek herhangi bir kurum bırakmak istemeyen AKP, meclisteki çoğunluğuna güvenerek istediğini yapabileceğini sanıyor.
AKP işte bu yüzden, HSYK, Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi’ni denetimi altına alarak Türkiye’yi kendisi açısından “dikensiz gül bahçesi’’ne çevirmeye çalışıyor. Baykal’ı Van’a sokmak istemeyen AKP, kafasındaki anayasa taslağı hayata geçtiği taktirde, CHP’yi kapatmaya da çalışacaktır. Çünkü; bugün AB – ABD ve uluslar arası sermayenin Türkiye’yi yok etme hesaplarının önündeki en büyük engel CHP ve lideri Baykal’dır. TSK’nın teslim alındığı, iş dünyasının pıstığı bir ortamda, CHP engelinin de ortadan kaldırılması Türkiye’yi ABD’nin de istediği ‘sivil dikta’ rejimine götürecektir. AB ve ABD’nin çıkarlarının yılmaz savunucusu AKP ve kadroları bir yandan kendi iktidarını koruyacak, diğer yandan ise uluslar arası çevrelere hizmet edeceklerdir. Unutmayın; uluslararası tekeller, AKP döneminde karına kar katmıştır. Sadece 2009 yılında ilaç tekellerine Türkiye’den aktarılan para 4 milyar dolardır. AKP’nin ‘’Sağlıkta Tam Gün Yasası’’nı ısrarla istemesinin altında tekellerin çıkarını koruma güdüsü vardır. AKP emperyalizmin çıkarlarını korurken, emperyalizm de AKP’ye siyasal destek vermektedir.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, yukarıda dile getirdiğimiz ‘’kapatma’’ senaryosunu açıkça ifade etmese de bilinç altına yenik düşerek ipuçlarını veriyor. Erdoğan ‘’erken seçim’’ isteyen CHP’ye “Seçime ne gerek var?” demiyor mu? AKP’liler her fırsatta “Alternatifimiz yok” söylemini dillendirmi yor mu? Emin olun bir süre sonra bu söylem daha da sertleşecektir. Erdoğan ve yandaşları “Kimse bizden iyi yönetemez” argümanına başvuracak seçimlerin gerekli olmadığını bile söyleyeceklerdir.
Bir başka tehlike ise; seçimlerden AKP’nin yenik çıkmasıdır. İşte asıl kıyamet o gün kopacaktır. AKP, iktidarı bırakmak istemeyecek, Türkiye’nin her yeri ‘’Van’’a çevrilmeye çalışılacaktır. Van’da Baykal’a yapılan saldırı bu yüzden çok önemlidir. AKP, Van’da sivil dikta rejimini kurumsallaştırmanın provasını yapmış suçüstü yakalanmıştır. Muhalefete tahammülü olmayan AKP’nin seçimi kaybetmesi halinde neler yapabileceği de ortaya çıkmıştır. Sekiz yıldır saltanat sürenler bu devranın sürmesi için her şeyi yapabilirler…
AKP seçimden yenik çıktığı taktirde ‘’çamura yatmak’’ isteyecektir. Kitleleri susturma görevi ise AKP’lileştirilmiş kolluk kuvvetlerine düşecektir.
Bu yazıyı okuduğunuzda “Yok canım böyle şey olur mu?’’ dediğinizi duyar gibiyim…
Bunu söylemeden önce son üç yılda neler olduğunu şöyle bir gözlerinizin önünden geçirin, ‘’olmaz’’ dediğiniz her şeyin olduğunu hatırlayın ve yorumunuzu sonra yapın...
AKP tipi partiler, ‘güçlü’ olduklarına inandıkları an, karşılarında ‘tehlike’ olarak gördükleri her oluşumu ortadan kaldırmak ister. Öyle ki; gücünün doruğunda olduğunu hissettiğinde; iktidarını kurumsallaştırmak için muhalefet partilerini kapatmaya bile çalışır. TBMM’de görüşülen anayasa değişikliği taslağında parti kapatma yetkisinin meclise verilmeye çalışılmasının sebeplerinden biri de budur. Kamuoyunda oluşan algı, AKP’nin ‘’kapatılmaktan kurtulmaya’’ çalıştığı yönündedir. Bizce bu doğru ama eksik bir algıdır.
Neden mi?
AKP anayasa değişikliği taslağı yasalaştığı taktirde, başta CHP olmak üzere muhalefet partilerini kapatma yetkisini de bir bakıma ''dolaylı olarak'' eline almış olacaktır. AKP’nin anayasa değişikliğiyle şekil vermek istediği Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı da bu eylemin ‘’hukuki’’ altyapısını hazırlayacaktır. AKP’nin ısrarla Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay’ı ele geçirmeye çalışmasının altında bu “gizli gündem” yatmaktadır.
Hatırlayın, AKP’nin beslediği yandaş – yalaka medya ‘CHP’nin kapatılması’ gerektiğini birkaç kez dillendirmiş, ancak bu söylem şimdilik bir kenara bırakılmıştır. “Gizli gündem”ini adım adım hayata geçirmeye çalışan AKP “parti kapatma yetkisi”ni meclise vererek “tek güç” olma yolunda hızla ilerlemek istiyor. Kendisini denetleyecek herhangi bir kurum bırakmak istemeyen AKP, meclisteki çoğunluğuna güvenerek istediğini yapabileceğini sanıyor.
AKP işte bu yüzden, HSYK, Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi’ni denetimi altına alarak Türkiye’yi kendisi açısından “dikensiz gül bahçesi’’ne çevirmeye çalışıyor. Baykal’ı Van’a sokmak istemeyen AKP, kafasındaki anayasa taslağı hayata geçtiği taktirde, CHP’yi kapatmaya da çalışacaktır. Çünkü; bugün AB – ABD ve uluslar arası sermayenin Türkiye’yi yok etme hesaplarının önündeki en büyük engel CHP ve lideri Baykal’dır. TSK’nın teslim alındığı, iş dünyasının pıstığı bir ortamda, CHP engelinin de ortadan kaldırılması Türkiye’yi ABD’nin de istediği ‘sivil dikta’ rejimine götürecektir. AB ve ABD’nin çıkarlarının yılmaz savunucusu AKP ve kadroları bir yandan kendi iktidarını koruyacak, diğer yandan ise uluslar arası çevrelere hizmet edeceklerdir. Unutmayın; uluslararası tekeller, AKP döneminde karına kar katmıştır. Sadece 2009 yılında ilaç tekellerine Türkiye’den aktarılan para 4 milyar dolardır. AKP’nin ‘’Sağlıkta Tam Gün Yasası’’nı ısrarla istemesinin altında tekellerin çıkarını koruma güdüsü vardır. AKP emperyalizmin çıkarlarını korurken, emperyalizm de AKP’ye siyasal destek vermektedir.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, yukarıda dile getirdiğimiz ‘’kapatma’’ senaryosunu açıkça ifade etmese de bilinç altına yenik düşerek ipuçlarını veriyor. Erdoğan ‘’erken seçim’’ isteyen CHP’ye “Seçime ne gerek var?” demiyor mu? AKP’liler her fırsatta “Alternatifimiz yok” söylemini dillendirmi yor mu? Emin olun bir süre sonra bu söylem daha da sertleşecektir. Erdoğan ve yandaşları “Kimse bizden iyi yönetemez” argümanına başvuracak seçimlerin gerekli olmadığını bile söyleyeceklerdir.
Bir başka tehlike ise; seçimlerden AKP’nin yenik çıkmasıdır. İşte asıl kıyamet o gün kopacaktır. AKP, iktidarı bırakmak istemeyecek, Türkiye’nin her yeri ‘’Van’’a çevrilmeye çalışılacaktır. Van’da Baykal’a yapılan saldırı bu yüzden çok önemlidir. AKP, Van’da sivil dikta rejimini kurumsallaştırmanın provasını yapmış suçüstü yakalanmıştır. Muhalefete tahammülü olmayan AKP’nin seçimi kaybetmesi halinde neler yapabileceği de ortaya çıkmıştır. Sekiz yıldır saltanat sürenler bu devranın sürmesi için her şeyi yapabilirler…
AKP seçimden yenik çıktığı taktirde ‘’çamura yatmak’’ isteyecektir. Kitleleri susturma görevi ise AKP’lileştirilmiş kolluk kuvvetlerine düşecektir.
Bu yazıyı okuduğunuzda “Yok canım böyle şey olur mu?’’ dediğinizi duyar gibiyim…
Bunu söylemeden önce son üç yılda neler olduğunu şöyle bir gözlerinizin önünden geçirin, ‘’olmaz’’ dediğiniz her şeyin olduğunu hatırlayın ve yorumunuzu sonra yapın...
