Özel: Sözünün ağırlığını taşımak
HaberTürk gazetesi yazarlarından Soli Özel ülke gündeminde olan gelişmeleri köşesine taşıdı.
İşte Soli Özel’in köşe yazısı;
Sözünün ağırlığını taşımak
SANIRIM şu anda Türkiye’de yaşanan yalnızca siyasi bir çözülme değil. Aynı zamanda, feci boyutlarda bir ahlaki çözülmeden bahsediyoruz. Hiç bir kurum bundan azade değil. Tüm bunlar karşısında toplum şaşkınlığını atarsa neler yapabileceğini tam kestirmek zor. Zira toplumun belli kesimlerinde de insan ilişkilerinde, toplumsal dayanışma veya birbirine güven bağlamında yabana atılmayacak bir ahlaki çöküntü yaşanıyor.
Genelkurmay İkinci Başkanı Aslan Güner geçen sene Çukurca’da 7 askerin şehit olmasıyla sonuçlanan patlamayla ilgili konuşmuş. Orgeneral Güner infial yaratan bu davanın seyri hakkında teknik bilgi vermiş. Ama mesele adli sürecin kendisi değil. Kaza sabahı başlamış olduğunu
söylediği soruşturmada geçen bir yılın ardından TSK’nın hala bir sonuca varamamış olmasının gerekçesini açıklamamış.
Hatırlayacaksınız bu mayın patlaması o zamanlar hükümetin henüz yaptığı işe Kürt açılımı demekten korkmadığı dönemlerde gerçekleşmişti. Başbakan Erdoğan, DTP Genel Başkanı Ahmet Türk ile buluşmasını iptal etmiş, millet galeyana gelmişti. Genelkurmay yaptığı açıklamada detaylı bir anlatımla eylemi PKK’ya yüklemişti. Sonradan ortaya çıkan ve sorumlu komutanlara ait olduğu iddia edilen ses kayıtlarından ise mayınların TSK’ya ait olduğu anlaşılmıştı.
Van Cumhuriyet Başsavcılığı önceki gün dosyayı genelkurmay Askeri savcılığına gönderirken mayınların TSK tarafından döşenmiş olduğunu doğruluyordu. Bu durumda genelkurmay Başkanlığı ve onu yanlış yönlendiren sorumlu komutanlar düpedüz yalan söylemiş durumuna
düşüyorlar. Kamuoyu mayın döşenmiş araziye göz göre göre birlik sevk edilmesinin ne anlama geldiğini sormak durumunda.
Bu sorunun cevabı da dava dosyasının teknik süreçte hangi merhalede olduğunun tekrar edilmesiyle geçiştirilemez. Askeri mahkemeden önce Genelkurmay kendi soruşturması sonucunda suç, ihmal, hata, ne bulduysa bunu kamuoyu ile paylaşmak ve ceza vermek, bunu da alenen yapmak zorundadır. TSK bir kurum olarak kendi güvenilirliğini önemsiyorsa bundan başka çaresi de yoktur.
SİYASETE GELİNCE
Siyasetin ahlakı bireysel ahlaktan farklıdır. Ancak bu, siyasette ahlaki bir duruşun yeri olmadığı anlamına gelmez. Sonuçta siyasetçinin de gerisine düşemeyeceği bazı ilkeleri olmalıdır. Diline doladığı kavramların içini sürekli boşaltamaz, bunların içerdiği anlamları hiçe
sayamaz. O zaman siyaset madrabazlık haline gelmiş demektir, ki bundan da hiç bir topluma hayır gelmez.
Geçtiğimiz aylarda Türkiye’deki fail-i meçhul cinayetlere kurban gitmiş şahsiyetlerin aileleri Meclis’e giderek geçmişin yeniden ele alınmasını istemişlerdi. Dramatik sahneler yaşanmış, Meclis topluma leke gibi yapışan bu durumu düzelteceği işaretini vermişti.
İktidar partisi geçmişi en hararetli eleştiren kurum. Demokrasi bayrağını kimseye kaptırmama iradesini sergileyerek çeşitli mensupları ağzından bu iç acıtan durumla ilgili eleştirel tavır almıştı. Bugün vardığımız noktada fail-i meçhul cinayetlerin soruşturulması için bir komisyon kurulamadı. CHP ve BDP’nin önerisine iktidar partisi karşı çıktı. Gerekçesi de bugünkü haliyle komisyonun etkili olamayacağı, günün birinde iç tüzük değiştirilince bunu yapmanın daha doğru olacağıydı. Benzer şekilde askeri darbeleri araştırmak için komisyon kurulması önerileri de iktidar partisi milletvekilleri
tarafından gündeme alınmamıştı.
Türkiye’yi demokratikleştirme iddiası taşıyanların iddialarının ciddiyeti biraz da ilkeli durmayı bilip bilmedikleriyle ölçülecektir.
Sözünün ağırlığını taşımak
SANIRIM şu anda Türkiye’de yaşanan yalnızca siyasi bir çözülme değil. Aynı zamanda, feci boyutlarda bir ahlaki çözülmeden bahsediyoruz. Hiç bir kurum bundan azade değil. Tüm bunlar karşısında toplum şaşkınlığını atarsa neler yapabileceğini tam kestirmek zor. Zira toplumun belli kesimlerinde de insan ilişkilerinde, toplumsal dayanışma veya birbirine güven bağlamında yabana atılmayacak bir ahlaki çöküntü yaşanıyor.
Genelkurmay İkinci Başkanı Aslan Güner geçen sene Çukurca’da 7 askerin şehit olmasıyla sonuçlanan patlamayla ilgili konuşmuş. Orgeneral Güner infial yaratan bu davanın seyri hakkında teknik bilgi vermiş. Ama mesele adli sürecin kendisi değil. Kaza sabahı başlamış olduğunu
söylediği soruşturmada geçen bir yılın ardından TSK’nın hala bir sonuca varamamış olmasının gerekçesini açıklamamış.
Hatırlayacaksınız bu mayın patlaması o zamanlar hükümetin henüz yaptığı işe Kürt açılımı demekten korkmadığı dönemlerde gerçekleşmişti. Başbakan Erdoğan, DTP Genel Başkanı Ahmet Türk ile buluşmasını iptal etmiş, millet galeyana gelmişti. Genelkurmay yaptığı açıklamada detaylı bir anlatımla eylemi PKK’ya yüklemişti. Sonradan ortaya çıkan ve sorumlu komutanlara ait olduğu iddia edilen ses kayıtlarından ise mayınların TSK’ya ait olduğu anlaşılmıştı.
Van Cumhuriyet Başsavcılığı önceki gün dosyayı genelkurmay Askeri savcılığına gönderirken mayınların TSK tarafından döşenmiş olduğunu doğruluyordu. Bu durumda genelkurmay Başkanlığı ve onu yanlış yönlendiren sorumlu komutanlar düpedüz yalan söylemiş durumuna
düşüyorlar. Kamuoyu mayın döşenmiş araziye göz göre göre birlik sevk edilmesinin ne anlama geldiğini sormak durumunda.
Bu sorunun cevabı da dava dosyasının teknik süreçte hangi merhalede olduğunun tekrar edilmesiyle geçiştirilemez. Askeri mahkemeden önce Genelkurmay kendi soruşturması sonucunda suç, ihmal, hata, ne bulduysa bunu kamuoyu ile paylaşmak ve ceza vermek, bunu da alenen yapmak zorundadır. TSK bir kurum olarak kendi güvenilirliğini önemsiyorsa bundan başka çaresi de yoktur.
SİYASETE GELİNCE
Siyasetin ahlakı bireysel ahlaktan farklıdır. Ancak bu, siyasette ahlaki bir duruşun yeri olmadığı anlamına gelmez. Sonuçta siyasetçinin de gerisine düşemeyeceği bazı ilkeleri olmalıdır. Diline doladığı kavramların içini sürekli boşaltamaz, bunların içerdiği anlamları hiçe
sayamaz. O zaman siyaset madrabazlık haline gelmiş demektir, ki bundan da hiç bir topluma hayır gelmez.
Geçtiğimiz aylarda Türkiye’deki fail-i meçhul cinayetlere kurban gitmiş şahsiyetlerin aileleri Meclis’e giderek geçmişin yeniden ele alınmasını istemişlerdi. Dramatik sahneler yaşanmış, Meclis topluma leke gibi yapışan bu durumu düzelteceği işaretini vermişti.
İktidar partisi geçmişi en hararetli eleştiren kurum. Demokrasi bayrağını kimseye kaptırmama iradesini sergileyerek çeşitli mensupları ağzından bu iç acıtan durumla ilgili eleştirel tavır almıştı. Bugün vardığımız noktada fail-i meçhul cinayetlerin soruşturulması için bir komisyon kurulamadı. CHP ve BDP’nin önerisine iktidar partisi karşı çıktı. Gerekçesi de bugünkü haliyle komisyonun etkili olamayacağı, günün birinde iç tüzük değiştirilince bunu yapmanın daha doğru olacağıydı. Benzer şekilde askeri darbeleri araştırmak için komisyon kurulması önerileri de iktidar partisi milletvekilleri
tarafından gündeme alınmamıştı.
Türkiye’yi demokratikleştirme iddiası taşıyanların iddialarının ciddiyeti biraz da ilkeli durmayı bilip bilmedikleriyle ölçülecektir.
