'Üçüncü Yol'un ana kavşağı gençlerdi

İngiltere "Üçüncü Yol"un sonuna geldi. Sağ ve sol politikalara alternatif olarak kurulan "Üçüncü Yol" har...


İngiltere "Üçüncü Yol"un sonuna geldi. Sağ ve sol politikalara alternatif olarak kurulan "Üçüncü Yol" hareketi, Tony Blair liderliğinde İngiltere ve Avrupa siyasetine damgasını vurdu. İşçi Partisi'nin yeni lideri Ed Miliband ise sosyalizme dönmek istiyor, konuşmalarında "Doğru yolu kaybettik" diyor. Milliyet, bugün Tony Blair'in İşçi Partisi'de yaptığı radikal değişimin mercek altına alıyor. Yarın ise Ed Miliband'ın "Üçüncü Yol"dan nasıl sola saptığını inceleyecek.

Tony Blair, 1994 yılında İşçi Partisi lideri John Smith'in ani ölümüyle boşalan koltuğa oturduğunda ülkesinin ve dünyanın tarihi üzerinde bu kadar etkili olacağını kimse düşünmemişti. Tony Blair kendi deyimiyle "siyah beyaz televizyon devrinden" kalan İşçi Partisi'nin değişmesi, tabanını genişletmesi gerektiğini düşünüyordu. Bunun için "Üçüncü Yol"a sapmaya, yani partiyi soldan merkez sola çekmeye karar verdi ve kökenleri 19'uncu yüzyıla dayanan partide dikkatli bir oyun oynayarak bunu başardı. Tony Blair partisini devletçilik politikasından ve sendikalarla derin bağlarından nasıl "arındırdığını" "A Journey" (Yolculuk) isimli kitabında detaylarıyla anlatıyor.  

'Orta sınıfı görmezden gelemezdik'
"İşçi Partisi 1992 yılında seçimleri üst üste döndüncü kez kaybettiğinde 13 yıllık Muhafazakar Parti iktidarı ve ülkedeki ekonomik krize rağmen oy oranı yalnızca yüzde 32'ydi. Yalnızca iki ana gruptan oy toplayabiliyorduk: geleneksel İşçi Partililer ve sosyalizmi/sosyal demokrasiyi destekleyen entellektüeller.
Gelenekselcilerin sayısı giderek azalıyordu. Eski sendikacılık günleri geride kalmıştı. Sendika kültüründe hep bir eski kafalılık vardı. Sendika liderleri durumun 'Değiş ya da öl' noktasına geldiğini hissedemediler. Oysa tabanını sendikaların oluşturduğu bir partinin iktidara taşınması imkansızdı.  Buradan yola çıkarak ikinci grup seçmene yüzümü döndüm. Partiye yön veren liderlerin çoğu zengin ailelere mensup ancak toplumsal sorunlara da duyarlı kişilerdi. Onlar da benim gibi sol siyasetle üniversitede tanışmış, sistemin adaletsizliğine veryansın etmeye başlamıştı. Ancak "işçi sınıfı" söylemini tekrar edip duruyor, orta sınıfı görmüyorlardı. İşçi sınıfını orta sınıfa dönüştürmek gibi bir hayalleri yoktu. 

'Her şeyi riske attım'
Yukarıdan aşağıya bir değişim yaşanması gerekiyordu. Artık sağ-sol ayrımının çok da keskin olmadığı bir döneme girmiştik. Politikalar elbette önemliydi ama liderlik de çok önemliydi. Liderler, seçim sonuçlarını etkilebiliyordu. Ben de liderliğe oynamaya karar vermiştim.
Parti tabanını genişletmeye bakıyordum. Uç noktalarda olmanın bir işe yaramadığını, sağ ve solun kombine edilerek ortak bir payda yaratılması gerektiğini düşünüyordum.
Halkın gözünde iktidar partisi olacak kapasitede değil, isyan edenlerin destekleyeceği bir parti konumundaydık. Bunun değişmesi gerekiyordu. Parti tüzüğünde, aşırı solun dışında kimsenin artık inanmadığı Dördüncü Madde'yi (partinin devletçi olduğunu belirten madde) kaldırmak şarttı. Parti lideri olacağımı hissetmeye başladığım zaman bu fikrimi yakın çevremle de paylaşmaya başlamıştım. Ancak bu çok hassas bir konuydu. Parti üyelerini korkutmamak için doğru bir dil kullanmamız gerekiyordu. Bu sırada ülkenin Margaret Thatcher dönemindeki reformlara ihtiyacı olduğunu dile getirmem Muhafazakar Parti'yi destekleyenlerin de dikkatini çekmişti. Yıllardır aynı lafları yineleyen bir partiden böyle sözler duymak insanları şaşırtmıştı. ... [Ama bir yandan da] muhafazakarların söylemini çalmakla suçlanıyordum. Ön ayak olduğum değişime partidekileri inandırmam şarttı. Sonuçta beğenmezlerse her zaman için benim yerime lider olarak bir başkasını seçme olasılıkları vardı. Değişimin kabul edilmemesi benim işimin de bitmiş olacağı anlamına gelecekti. Bunu engellemek için halka kullandığım dil ile parti içinde kullandığım dilin aynı olmasına özen gösterdim. Partideki modern ve duyarlı kesme hitap ederek onları cesaretlendirmeye çalışıyordum. Sonuçta değişime destek verenler, özellikle gençler arasında, giderek artmaya başladı. Muhaliflerin sesi de buna paralel olarak kısıldı. Sonunda tüm bu fikirler doğrultusunda "İktidara Doğru" adında bir belge yayımladık. Partinin 1996'da yapılan kurultayında değişiklikler kabul edildi."

En genç başbakan oldu
Tony Blair belgenin kabul edilmesinin ardından 1997 yılında yapılan seçimleri yüzde 43.2 oyla kazanarak iktidara geldi. 1812 yılından beri İngiltere'de iktidara gelen en genç başbakan olarak halkla alışılagelmemiş bir iletişim kurdu, onların dilinden konuştu. 2001 yılında ikinci kez iktidar olduktan sonra Irak Savaşı'na verdiği destek ise eleştirilere hedef olmasına neden oldu. Ancak "Yeni İşçi Partisi" ve "Üçüncü Yol" kendisinden sonra iktidara gelen Gordon Brown döneminde de en azından sembolik olarak ayakta kaldı. Şimdi partinin yeni lideri Ed Miliband, merkez sola yaklaşan partiyi tekrar sosyalist kökenlerine döndürmek istiyor. 

 

3. YOL
'Modern' zamanlarda sağ ve solun alternatifi oldu
Soğuk Savaş sonrası değişen dünyanın ihtiyaçlarına cevap verme gereği Avrupalı siyasetçileri yeni arayışlara sürüklemişti. London School of Economics öğretim üyesi Anthony Giddens'ın düşüncelerinden etkilenen Tony Blair, 1998 yılında "Üçüncü Yol" adlı bir kitap yazdı. Ardından Almanya Başbakanı Gerhard Schröder de ona katıldı. Aynı yıl Blair ve Schröder Avrupa'ya yeni bir yol haritası çizmek için bir araya gelerek "Üçüncü Yol" kavramı üzerine ortak bir bildiri yayımladı.
"Liberalleştirilmiş sosyal demokrasi" olarak tanımlanan sentez, çağa ayak uydurmanın gerekliliği sonucunda ortaya çıktı. "Üçüncü Yol" klasik sağ ve sol siyasete alternatif yaratma iddiasıyla geliştirildi. İnsan haklarına saygılı, eşitlikçi  ve katılımcı olmayı kendine ilke edinen sentez yeni bir siyaset anlayışını benimsedi. Ekonomik büyüme ve girişimcilik yanlısı "Üçüncü Yol" aynı zamanda devleti sosyal adaleti yerine getirmede önemli bir kurum olarak gördü.
Özel sektör ve devletin çatışma içinde değil birbirinin tamamlayıcısı olduğunu savunan tez yukarıdan aşağıya sosyalizmi reddettiği gibi klasik neo-liberalizmi de reddetti. Değişmekte olan dünya düzenine cevap niteliğinde geliştirilen "Üçüncü Yol", kendini "ortanın solu"nda görmekteydi. Sağ siyasetin bireyciliği ve muhafazakarlığına karşın sosyal devlet politikaları desteklendi.

 

YARIN
Ed Miliband sendikalardan ne kadar yardım aldı? "Üçünü Yol" ile ilgili ne daüşünüyor? "Sosyalist" İşçi Partisi seçimleri kazanabilir mi?