Mehmet Ali Birand: Katiller evime geldi

Devletin içinde beni öldürmek isteyen bir grup keşif için evime geldi...

Doğrusu, ilk duyduğumda biraz yadırgamıştım. Mahkeme kararı olmaksızın özel konuşmaları dinlenen bir gazetecinin şikayetçi olmaması pek aklıma yatmamıştı. Malum, Hanefi Avcı'nın evinden çıktığı söylenen yasadışı dinleme kasetlerinde Mehmet Ali Birand'ın telefon konuşmalarının kaydı da varmış. Birand, bu kasetlerle ilgili olarak geçen hafta “mağdur” sıfatıyla savcılığa ifade verdi ama Avcı hakkında şikayetçi olmadı. “Birand gibi devletin demokratikleşmesi, sivilleşmesi, şeffaflaşması için çok yazı yazmış, çok çaba harcamış bir gazeteci niye böyle bir yasadışı uygulama karşısında yasal hakkını kullanmıyor?” Bu soruyu, ilk fırsatta Birand'a sormayı düşünürken, cevabı onun dün Posta'daki yazısında buldum. Yazıyı okur okumaz, telefona sarılıp Birand'ı aramamın nedeni ise, o soru değildi artık. Birand, yazısında Avcı'nın kendisine şantaj yapmadığını, bu dinlemelerden bizzat sorumlu olup olmadığının bilinmediğini anlattıktan sonra, “Devlet beni yok etmeye çalıştı, ben asıl bundan şikayetçiyim” diyor ve 1993-1998 döneminde devletin içinde bir kesimin kendisini öldürmeyi planladığını, bizzat devlet içinden isimleri şahit göstererek anlatıyordu.

Tüyler ürpertici bir yazıydı. Birand öldürülmek istendiğini gayet soğukkanlı bir dille, fazla ayrıntıya girmeden aktarmıştı. Ben de dün Birand'a, yazmadığı ayrıntıları sordum. “1993-1994 dönemiydi” diye başladı anlatmaya, “tabii, ben o zaman bunların tam farkında değildim; Mehmet Ağar anlattı sonradan.” O dönemde Emniyet Genel Müdürü olan Ağar, hakkındaki korkunç planı Birand'a, çok sonra, bundan beşaltı sene evvel açıklamış. Bakın neler anlatmış:

» Ağar tam ne söyledi size?


Jandarma'ya bağlı bir grup varmış. Beni öldürme kararındaymışlar.

» JİTEM mi?

Hayır, başka bir grup... O dönemde evime de gelmişler hatta. Biz, Cemre'yle (eşi) burada değildik. Ama evde çalışanlar vardı. Bir adam gelip, ‘Ben emlak komisyoncusuyum. Bu eve talip var. Keşif yapıp fiyat belirleyeceğiz' demiş. Kapıdakiler de almışlar içeri. Sonra aynı adam, bizim Kuşadası'ndaki eve de gitmiş, oralara bakıp yoklamış.

Birand'ın, bu “ev ziyaretleri”ni Jandarma'ya bağlı o grupla ilişkilendirmesi boşuna değil; yine Mehmet Ağar'ın kendisine anlattıklarını aktarıyor: Tam o günlerde, Yeşil gidip Mehmet Ağar'a, bana yönelik operasyondan bahsetmiş. ‘O iş bitiyor' demiş.

» Sizi kastederek ‘Birand'ı bitiriyoruz' mu demek istemiş yani?

Evet, ‘O iş bitiyor.' Mehmet Ağar anlattı; onun ifadesine göre, Ağar büyük tepki göstermiş; ‘Deli misiniz? Olur mu öyle şey? ‘Sakın ha!' diye.

» Tam ne zaman olmuş bu konuşma?

1993-94 arası; o en korkunç yıl. Zaten biliyorsun, ben 1992'de döndüm Brüksel'den, yirmi yıl orada sessiz sakin yaşadıktan sonra, ‘vatanım' diye dönüp böyle bir şeyin içine düşmüşüm.

» Yeşil'i kim durdurdu peki? Sizi kim korudu?


Sönmez Köksal MİT Müsteşarı'ydı o zaman. Şenkal Atasagun da MİT'te Operasyon Başkanı. MİT beni korumaya başladı. Sönmez, yanıma koruma verdirdi. 32. Gün'ü Ankara'da yapardık o zaman. Çok sık giderdim Ankara'ya ve havaalanında alırdı beni MİT görevlileri, 32. Gün'ün bürosuna getirir, Ankara'dan ayrılıncaya dek hiç bırakmazlardı. Ankara merkezli bir tehdit olduğunu düşünüyorlardı demek. İstanbul'da ayrıca korumam vardı.

» MİT'le konuştunuz mu hiç bu tehdidi?

Sonradan Mehmet Eymür de bana kendisi anlattı, ‘Biliyor musun, seni öldürmek istemişlerdi' diye. O zamanlar benim TRT ile malum davam başlamıştı. Sönmez Köksal da bana sonradan, ‘Mehmet Ali, biliyor musun, her duruşmanı baştan sona izlerlerdi' demişti.

» İzleyen Jandarma'ya bağlı o grup mu?

Evet. O davada ceza almamda askerin rolü vardı bence. Hâkime de baskı oldu.

» Bunlar, Uğur Mumcu öldürüldükten sonra yaşanıyor... Sizi niye hedef seçtiler dersiniz?

32. Gün'de sürekli Kürt meselesini işliyorduk. Türk Silahlı Kuvvetleri Talabani güçleriyle birlikte, PKK'ya büyük bir operasyon düzenlemişti. Ben de Mithat Bereket'i bölgeye gönderdim, Osman Öcalan'la konuştu, yayınladık. ‘PKK'nın bittiği filan yok, işte yerlerinde duruyorlar' sonucu çıktı. Bunun üzerine Süleyman Demirel, Meclis'te bir konuşma yaptı. ‘Ben, askerime hakaret ettirmem' diyerek bizi suçladı. Doğan Güreş hakkımızda dava açtırdı. Emin Çölaşan'a yazı üstüne yazı yazdırdılar. En azgın dönemdi ve ben liberal duruşumu koruyordum.

» Yeşil'in ‘Bitiyor' dediği işin bitmemesini neye borçluyuz?

Onu da yine Mehmet Ağar söyledi, ‘Biri bu işi durdurdu' dedi ama kim olduğunu bilmiyor. Biri operasyonu durdurmuş.

» 1999'da PKK liderlerinden Sakık'ın ifadelerine ordu tarafından eklenen cümlelerle hedef gösterildiğiniz meşhur “andıç” olayı da var, tabii...

Bir de benim hiç anlatmadığım bir başka olay vardır. 1996-1997 olmalı. Eskişehir'de bir şehit cenazesinde bir yarbay konuştu: ‘Asıl içimizdeki hainleri bitirmeliyiz. Mehmet Ali Birand ve Cengiz Çandar gibi hainler yazdıkça, bu iş bitmez' türü laflar etti. Ben de Genelkurmay Başkanı Karadayı'ya bir yazı ilettim; ‘Yarbayınız bizi tehdit ediyor, bunu engelleyin, ya söylediklerini yalanlayın ya da cezasını verin' diye.

» Bu istediğinizi yapmadılar ama...

Hayır, ertesi gün Erol Özkasnak aradı: ‘Sen kim oluyorsun? Sen benim genelkurmay başkanıma hangi hakla faks çekiyorsun' diye. O kadar sinirlenmiştim ki, telefonu kırdım. Cemre, ‘Sakin ol, deli misin' demişti.

İşte böyle. Türkiye'de ordu konusunda, Kürt meselesinde, Kıbrıs tabusunda kafaların açılması, değişimin hızlanması yönünde çok emek veren bir isim Mehmet Ali Birand ve devletin içindeki bir güç tarafından öldürülmesi için plan yapıldığını ilk kez açıklıyor. Jandarma'ya bağlı bir grup, Birand'ın deyimiyle “Yeşil adındaki katili peşine takıyor” ve onu, o günün MİT'i ve Emniyet'i koruyor. Birand'a dün “İyi ki anlatıyorsunuz bunları” dedim. Onayladı ve ekledi: “Genelkurmay'ın hiç değilse eskiye dönüp o karanlık dönemin işleriyle ilgili bir temizlik yapması lazım. Bu temizlenmeyi hep birlikte zorlamamız lazım.”

Yasemin Çongar /Taraf