Koç veda ederken günah çıkardı

TÜSİAD YİK Başkanı Mustafa Koç'un veda ederken günah çıkardı.

Eski Başkan Mustafa Koç'un konuşma metni :

"Sayın Divan Başkanı, TÜSİAD’ın değerli üyeleri,
Değerli konuklar, sayın basın mensupları,

TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi Başkanlık Divanı adına hepinizi saygıyla selamlıyorum. 40. Genel Kurulumuza hoş geldiniz.

Konuşmama başlamadan önce, geçen hafta geçirmiş olduğum kazadan sonra göstermiş olduğunuz büyük ilgi için çok teşekkür etmek istiyorum. Durumum daha birkaç gün hastanede kalmamı gerektirdiği için bu gün ancak kamera aracılığıyla sizlerle birlikteyim. Katılmayı çok istediğim bu toplantımıza teknolojinin imkanları sayesinde iştirak edebildiğim için mutluyum.

Bu arada, Haiti’de yaşamını yitiren on binlerce kişi için duyduğumuz üzüntüyü burada başkanlık divanımız adına dile getirmek istiyorum. Benzer bir felaketi yakın tarihimizde yaşayan bir ülke olarak bu acıyı çok iyi tanıyor ve Haiti’nin en kısa zamanda toparlanmasını diliyoruz.

Değerli Üyeler,

Genel Kurullar, bizim gibi yapılar için, yalnızca bir önceki dönemin değil, bazen daha geniş planda, amaçların, vizyonun, kurumun önüne koyduğu görevlerin ve hedeflerin tartışıldığı platformlardır. Türkiye gibi gündemi bir türlü durulmayan ya da istikrara kavuşamayan bir ülkede, bizler ne yazık ki bu fırsatı yeterince kullanamıyoruz. Bu yüzden, izin verirseniz ben bugün yalnızca TÜSİAD hakkında konuşmak istiyorum.

TÜSİAD bu yıl 39 yılını geride bırakmış olacak. 39 yıl bir ülkenin tarihinde uzun bir süre değil. Buna karşılık, ülkemizdeki bağımsız, sivil ve gönüllü iş dünyası kuruluşları açısından benzeri olmayan bir sürekliliğin ve kararlılığın göstergesi.

Bu derneğin ilk kuruluş hedefi, Ankara’ya, başta sanayi olmak üzere, özel sektörün ülke kalkınmasındaki rolünü ve önemini daha iyi anlatabilmekti.

Tabii bu sınırlı hedef çok çabuk aşıldı. TÜSİAD, sonraki yıllarda, çalışmalarını, karma ekonomiden piyasa ekonomisine geçiş ve Türkiye’nin dünya ekonomisi ile entegrasyonu üzerine odakladı. TÜSİAD’ın bu yaklaşımı, Türkiye’nin yeni gelişme modelinin temelini oluşturmaya başladıktan sonra, artık yapılması gereken, piyasa ekonomisinin tüm kuralları ve kurumlarıyla yerleşmesini sağlamaktı.

Ülkemizde demokrasinin standartlarının yükseltilmesi, siyasetin çağdaş normlara göre yapılması, temel ekonomik, toplumsal ve siyasal alanlardaki reformlarla insanlarımızın yaşam standardının yükseltilmesi de ana konu başlıklarımız olmaya başladı.

Türkiye için özlediğimiz yüksek yaşam, yönetim ve piyasa standartlarının kristalleştiği bir model olarak Avrupa Birliği’ni gördük. Enerjimizi AB ile müzakerelerin başlaması üzerinde yoğunlaştırdık.

Bütün bu süreçler mücadele ile geçti. Zaman zaman hükümetlerle ters düştük. Şimşekleri üzerimize çektik. Her zaman spotların altında olduk, takdir ve eleştiri başa baş bir biçimde çabalarımıza eşlik etti.

Geriye dönüp baktığımızda savunduğumuz birçok temel görüşün ülkemizin ekonomik, toplumsal ve siyasal gelişiminde etkili olduğunu görebiliyoruz. Bu etkiyi, her şeyden önce üyelerimizin desteği ve savunduğumuz görüşlerin kamuoyunda kabul görmesi sayesinde sağladık.

Üyelerimizin desteğinin altını çiziyorum. Çünkü, her biri kendine özgü fikirlere sahip, kendi alanlarının lideri olmaya alışmış, farklı siyasi görüşlerden gelen bireylerin, çok önemli konularda temsil iradelerini kurumsal bir yapıya devredebilmeleri azımsanabilecek bir şey değildir. İçimizden çıkan farklı sesler ise zenginliğimiz olmuştur.

TÜSİAD’ı 39 yıl ayakta tutan zenginlik işte bu farklılıkların birliğidir. Her kritik rapordan sonra TÜSİAD’ın çatladığını ileri sürmeye hevesli çevreler ortaya çıkmıştır, ama TÜSİAD güçlenerek yoluna devam etmiştir.

39 yıldır TÜSİAD’ın partiler üstü kalmasını, ekonomide, siyasette, sosyal konularda taraf olup taraftar olmamasını sağlayan da bu yapıdır. Hemen her hükümet, övgü ve takdirlerimizi memnuniyetle karşılarken, gerektiği zaman yönelttiğimiz eleştirilerimizden ise fazlasıyla rahatsız olmuş, hatta zaman zaman konuşmamızı engellemek için demokrasilerde olmaması gereken tarzda polemikler yaratmış, baskılar uygulamıştır. Ön cephede genellikle derneğin başkanı gözüktüğü için, kimi başkanlarımız kişisel olarak da hedef tahtasına oturtulmuştur.

Yeri gelmişken şunu söylemeliyim: TÜSİAD ülkemizde kurumsal yapısını yerleştirmiş nadir sivil örgütlerden birisidir. Hiçbir başkan kişisel görüşlerini TÜSİAD’a mal etmez, etmemiştir. Başkanlarımız kurumsal sözcülerdir, yönetim kurulunun iradesini temsil ederler ve ağızlarından çıkan her sözün arkasında dernek organlarının çalışması vardır. Üyelerimiz, kendi farklı görüşleri olduğunda, bunu da açıkça beyan etme imkânına her zaman sahip olmuştur.

Değerli üyeler,

39 yıllık geçmişimizde zaman zaman, TÜSİAD’ın gücü ve etkililiği de tartışma konusu edildi.

Bu tartışmaların açıldığı dönemlerin, siyasette çatışma ve kutuplaşmaların yükseldiği dönemler olmasına özellikle dikkatinizi çekmek isterim. Bunun nedeni, tarafların TÜSİAD’ı tam ve kesin olarak kendi saflarında görme isteğidir; TÜSİAD’ı kendi zihinlerindeki şablona oturtma çabasıdır. Kuşkusuz, TÜSİAD’ın gücü ve etkisini samimiyetle tartışan dostlarımız hatta üyelerimiz de var. Burada onları tenzih ederek konuşuyorum.

Biz ekonomide, siyasette, sosyal alanda tartışılan konularda görüşlerimizi söyleriz, bunu yaparak da o konu özelinde taraf oluruz. Ama biz tarafımızı kimin neyi savunduğuna göre seçmeyiz. Ülke yararını hangi tezde gördüğümüze bakar, ona göre konuşuruz. Çoğu zaman da alternatif yollar, görüşler üretir, bunları ortaya koyarız. Bir görüş ortaya atmışsak, bunun arkasında mutlaka bir çalışma, araştırma, analiz olmasına özen gösteririz. Bunu yapamamışsak, susup otururuz.

Samimi olarak TÜSİAD’ın güç ve etki kaybettiğini düşünen ve bundan endişe duyan dostlarımıza da şunları söylemek isterim:

Birincisi; “güç” bizim tercih ettiğimiz bir kavram değil. Biz demokrasilerde güç kullanmaya değil, konsensusa, uzlaşmaya inanan bir topluluğuz. Etkili olmak ise, elbette, görüş sahibi olan herkesin arzu ettiği bir şeydir. Bu etki bazen bağırarak, bazen fısıldayarak, bazen duruşunu bozmadan sabırla tekrar ederek sağlanabilir.

İkincisi; Türkiye’de süreç daha tamamlanmamış olsa da demokratik gelişme konusunda alınmış epeyi mesafe var. Bizi örnek alan çok sayıda iş dünyası örgütü kuruldu. Artık belirli görüşleri dile getiren tek ses olmaktan çıktık. Bundan da memnuniyet duyuyoruz.

Bizim etkili olma ölçütümüz, hükümetlere yakın olmak değil. Diyalog kanallarının açık olması, ülke çıkarlarını savunduğumuzun anlaşılması yeterli? 39 yıllık tarihimiz bize gösterdi ki, niyetimiz ve bakış açımız bugün anlaşılmazsa, yarın anlaşılıyor. Bizim etkili olma ölçütümüz, iyi muhalefet yapmak da değil. Bu bizim işimiz değil. Biz, konumların değil konuların savunucusuyuz. Herkes kendi işini doğru yaparsa bütün bunlara ihtiyaç kalmaz.

Değerli üyeler,

Hatırlayacaksınız, AB müzakereleri başladığında, TÜSİAD’ın misyonunu tamamladığı yolunda görüşler de ortaya atılmıştı. AB üyeliği ile ilgili durum ortada. Peki misyon olarak benimsediğimiz diğer gelişme alanları, tüzükteki amaç maddesinin ana bileşenleri ne durumda?

İnsan Hakları Evrensel İlkeleri’nin egemenliğini sağlamış durumda mıyız? Düşünce, inanç ve girişim özgürlükleri konusunda işimiz artık bitti diyebilir miyiz? Laik hukuk devleti konusunda içimiz rahat mı? Yüksek standartlı katılımcı bir demokrasiye sahip miyiz? Liberal ekonominin, rekabetçi piyasa ekonomisinin kurum ve kurallarını geri dönülmez biçimde yerleştirebildiğimizi söyleyebilir miyiz? Sürdürülebilir bir çevre dengesi bilincini oluşturabildik mi?

Bu sorulara gönül rahatlığıyla evet diyemiyorsanız, TÜSİAD’ın ne misyonunun tartışılmasına gerek vardır, ne de daha yıllarca yönetim kurullarımız program ve etkinlik sıkıntısı çekecektir.

Bir kısım dostlarımızın ülkede çok seslilik, alternatif çözümler sunma ve takipçisi olma konusunda kaygı duyduklarını görüyorum. Onlara bu kürsüden şu teminatı vermek istiyorum: TÜSİAD 39 yıldır olduğu gibi önüne koyduğu misyonu tümüyle yerine getirmeye devam edecektir. Bunun için yapılması gereken ne varsa yapılacak, söylenmesi gereken ne varsa söylenecektir. Bu geçmişte de böyle olmuştur, gelecekte de böyle olacaktır. Bundan emin olabilirsiniz.

Değerli Üyeler,

Konuşmamı bitirirken, 3 yıldır çok yakın çalıştığım ve TÜSİAD başkanlığı görevini üstün bir başarı ile yürütmekte olan Sayın Arzuhan Doğan Yalçındağ’a ve ekibine buradan teşekkür etmek istiyorum.. Çalışkan ve özverili iş anlayışıyla kurumumuza büyük hizmetleri olan Sayın Yalçındağ’la çalışmak bizler için bir zevkti, kendisini özleyeceğiz.

Bu vesile ile yeni seçilecek Başkan ve Yönetim Kurulu’na da başarı dileklerimi sunmak istiyorum. TÜSİAD içinde yer alan tüm kurullar ve üyelerimiz, her dönem olduğu gibi bu yönetim döneminde de, misyonumuz çerçevesinde yeni Başkan ve Yönetim Kurulu’na destek vermeye devam edecek ve ülkemiz için en yüksek katma değeri yaratmaya çalışacaktır.

Beni dinlediğiniz için teşekkür ediyor, hepinizi bir kez daha sevgi ve saygıyla selamlıyorum."