'Medya, Teröre Karşı Ortak Duruş Sergilemeli'
İstanbul Ticaret Üniversitesi (İTİCÜ) İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Yusuf Özkır, medyanın bir bütün olarak terörü üreten ve taşıyan yapılara karşı ortak bir tutum sergileyerek, dışlayıcı bir dil kullanması gerektiğini söyledi.
Aynı zamanda SETA Medya Masası araştırmacısı olan, medya ve terör konusunda araştırmaları bulunan Özkır, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Türkiye'de medyanın çok çeşitli olduğunu ve her kesimin bir şekilde medya organlarında yer alabildiğini kaydetti.
Terör örgütleriyle ilişkili medya organlarının da var olduğunu ancak bu medya organlarının yayınlarının çok sınırlı bir kesime hitap edebildiğini ifade eden Özkır, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Terör örgütlerinin geniş kitlelere ulaşabilmesi ve propagandalarını yapabilmesi için ticari kitle medyasına veya ideoloji temelli basın yayın organlarına ihtiyacı vardır. Maalesef Türkiye'de bu anlamda PKK gibi örgütlere nefes aldıracak şekilde yayın yaparak onlara kendi propagandalarını geniş kesimlere ulaştırabilmelerini sağlayan yayın organlarının olduğu görülmektedir. İster bilinçli, isterse belirli siyasi hesaplarla yapılsın bu durum bir şekilde PKK'nın işine yaramakta ve genel olarak Türkiye'nin birliğine zarar vermektedir."
Özkır, bazı medya gruplarının terör örgütleri DHKP-C ve PKK tarafından işlenen suçların afişe edilmesi ve terörün kaynağına yönelik eleştirel bir söylemin üretilmesi konusunda çekimser davrandığını savundu.
Medyanın teröre karşı birlikte hareket etmesinin önemine değinen Özkır, "Yapılması gereken şey, medyanın bir bütün olarak terörü üreten ve taşıyan yapılara karşı dışlayıcı bir dil kullanması ve ortak duruş sergilemesidir. Bu anlamda uluslararası kriterler de açık ve nettir. Savaş, terör ve doğal afetler gibi olaylar karşısında medyanın yayınlarında belirli ilkelere uygun şekilde hareket etmesi gerekir" diye konuştu.
- "Terörün çarkına su taşınmamalı"
Özkır, medyadaki bazı yayınların, "suça teşvik edici ve suç işleyeni yeniden suç işleyebilmesi açısından cesaretlendiren" nitelikleri de olabildiğini söyledi. Bu tür yayınlara örnekler veren Özkır, şunları kaydetti:
"Mesela PKK'nın saldırılarından sonra verilen haberlerde eleştirinin yönü terör örgütüne değil de sivil siyaset yapan insanlara yönelik olursa bu yayın anlayışı PKK'yı bir sonraki saldırısı için teşvik anlamına gelir. Örgütün esas amacının da bunu başarmak olduğunu belirtelim. Örgüt yöneticileri bu haberleri ellerini ovuşturarak izliyordur. Bombalı saldırılarda sivilleri öldürüyorsunuz, araçları yakıyorsunuz, yaşam merkezlerine bomba koyuyorsunuz, ambulansları kurşunluyorsunuz ve ekmek almaya giden çocukları vuruyorsunuz; fakat medyada güçlü bir yayın ağı olan medya grupları sizin saldırılarınızı eleştirmiyor."
Özkır, medyanın cinayeti işleyeni eleştirmemesinin, cinayeti işleyen açısından dolaylı teşvik anlamına geldiğini bildirdi.
Terör örgütünün isteğinin de bu olduğuna dikkati çeken Özkır, "Terör örgütü bundan başka ne isteyebilir ki? Medya organları bu şekilde yayın yapıyor ve kendilerine yönelik eleştirilere aldırış etmiyorlarsa bilinçli ya da bilinçsiz şekilde terörün medyası haline gelmiş durumdadırlar. Bir şekilde terörün çarkına su taşıyor görünümündedirler" ifadelerini kullandı.
- Irkçı ve nefret söylemi içeren yayınlar
Marmara Üniversitesi (MÜ) İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Artun Avcı ise savaş kışkırtıcılığı yapan, ırkçı ve nefret söylemi içeren yayınların yasaklanmasının, demokratik toplumun korunması için gerekli olduğunu vurguladı.
Medyanın savaş ya da terör propagandası yapması, şiddete açık tahrik etmesi, ulusal, ırksal ve dinsel düzeyde kin ve nefret yaratarak ayrıma, düşmanlığa ve şiddete yol açabilecek görüşlerin yayılmasını sağlamasının, ulusal ve uluslararası hukuk düzeninin korunmadığı söylem biçimleri olduğunu vurgulayan Avcı, şunları anlattı:
"Medya özgürlüğü demokratik toplumun olmazsa olmazıdır. Buna karşın uluslararası hukuk, terörü, ırkçılığı ve nefret söylemini içeren yayınları koruma dışında bırakmıştır. Medya özgürlüğü ile demokrasi arasındaki ilişki öylesine dolaysızdır ki bu özgürlük uluslararası hukuk düzeninde neredeyse mutlak bir koruma altındadır. Demokrasiyi ortadan kaldırmayı amaçlayan ifadelerin, nefret ve ırkçı söylemin, şiddete teşvikin ifade ve medya özgürlüğü koruması altında olmadığını biliyoruz."
Avcı, özellikle ulusal hukuk mevzuatı için bağlayıcı bir karar organı olan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) birçok kararında, ırkçı ideolojileri savunan, şiddeti teşvik eden, düşmanlık ve ırkçı ayrıma teşvik eden ifadelerin koruma alanın dışında kaldığına dikkati çekti.
AİHM'in kararlarında, taraf devletlerin sayılan gerekçelerle müdahalesinin asgari düzeyde olması gerektiğini belirttiğini aktaran Avcı, "Öncelikli amaç, ifade ve medya özgürlüğünün korunması olmalıdır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ni imzalayan taraf devletler, kamu düzeni, toprak bütünlüğü, kamu güvenliği ve milli güvenlik ile ifade özgürlüğü arasında denge kurmalıdır" ifadelerini kullandı.
Avcı, bazı ifade özgürlüğü davalarında AİHM'in taraf devletlerin takdir haklarının geniş olarak yorumlanması gerektiği yönünde kararlar verdiğini anımsatarak, şunları kaydetti:
"AİHM'in içtihat kararları doğrultusunda ETA, IRA ya da PKK örnekleri dikkate alındığında toprak bütünlüğü, ulusal güvenliği ve kamu güvenliği tehdit altında olan bir devletin takdir hakkı daha geniştir. Elbette takdir hakkının keyfi değil açık olarak kullanılması gerekir. Taraf devlet, 'medya özgürlüğüne' yönelik müdahalesinin 'acil bir toplumsal gereksinime' dayandığını ve aynı amaca daha az kısıtlayıcı bir şekilde müdahale eden önlemlerle ulaşabilmesinin imkan dahilinde bulunmadığını ispat etmelidir. Amaç demokrasiyi korumak olmalıdır. Demokrasiyi ortadan kaldırmayı amaçlayan ırkçı, şiddet ve nefret söylemleri, ifade ve basın özgürlüğünün korunması kapsamında değildir."
Kaynak: AA
Terör örgütleriyle ilişkili medya organlarının da var olduğunu ancak bu medya organlarının yayınlarının çok sınırlı bir kesime hitap edebildiğini ifade eden Özkır, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Terör örgütlerinin geniş kitlelere ulaşabilmesi ve propagandalarını yapabilmesi için ticari kitle medyasına veya ideoloji temelli basın yayın organlarına ihtiyacı vardır. Maalesef Türkiye'de bu anlamda PKK gibi örgütlere nefes aldıracak şekilde yayın yaparak onlara kendi propagandalarını geniş kesimlere ulaştırabilmelerini sağlayan yayın organlarının olduğu görülmektedir. İster bilinçli, isterse belirli siyasi hesaplarla yapılsın bu durum bir şekilde PKK'nın işine yaramakta ve genel olarak Türkiye'nin birliğine zarar vermektedir."
Özkır, bazı medya gruplarının terör örgütleri DHKP-C ve PKK tarafından işlenen suçların afişe edilmesi ve terörün kaynağına yönelik eleştirel bir söylemin üretilmesi konusunda çekimser davrandığını savundu.
Medyanın teröre karşı birlikte hareket etmesinin önemine değinen Özkır, "Yapılması gereken şey, medyanın bir bütün olarak terörü üreten ve taşıyan yapılara karşı dışlayıcı bir dil kullanması ve ortak duruş sergilemesidir. Bu anlamda uluslararası kriterler de açık ve nettir. Savaş, terör ve doğal afetler gibi olaylar karşısında medyanın yayınlarında belirli ilkelere uygun şekilde hareket etmesi gerekir" diye konuştu.
- "Terörün çarkına su taşınmamalı"
Özkır, medyadaki bazı yayınların, "suça teşvik edici ve suç işleyeni yeniden suç işleyebilmesi açısından cesaretlendiren" nitelikleri de olabildiğini söyledi. Bu tür yayınlara örnekler veren Özkır, şunları kaydetti:
"Mesela PKK'nın saldırılarından sonra verilen haberlerde eleştirinin yönü terör örgütüne değil de sivil siyaset yapan insanlara yönelik olursa bu yayın anlayışı PKK'yı bir sonraki saldırısı için teşvik anlamına gelir. Örgütün esas amacının da bunu başarmak olduğunu belirtelim. Örgüt yöneticileri bu haberleri ellerini ovuşturarak izliyordur. Bombalı saldırılarda sivilleri öldürüyorsunuz, araçları yakıyorsunuz, yaşam merkezlerine bomba koyuyorsunuz, ambulansları kurşunluyorsunuz ve ekmek almaya giden çocukları vuruyorsunuz; fakat medyada güçlü bir yayın ağı olan medya grupları sizin saldırılarınızı eleştirmiyor."
Özkır, medyanın cinayeti işleyeni eleştirmemesinin, cinayeti işleyen açısından dolaylı teşvik anlamına geldiğini bildirdi.
Terör örgütünün isteğinin de bu olduğuna dikkati çeken Özkır, "Terör örgütü bundan başka ne isteyebilir ki? Medya organları bu şekilde yayın yapıyor ve kendilerine yönelik eleştirilere aldırış etmiyorlarsa bilinçli ya da bilinçsiz şekilde terörün medyası haline gelmiş durumdadırlar. Bir şekilde terörün çarkına su taşıyor görünümündedirler" ifadelerini kullandı.
- Irkçı ve nefret söylemi içeren yayınlar
Marmara Üniversitesi (MÜ) İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Artun Avcı ise savaş kışkırtıcılığı yapan, ırkçı ve nefret söylemi içeren yayınların yasaklanmasının, demokratik toplumun korunması için gerekli olduğunu vurguladı.
Medyanın savaş ya da terör propagandası yapması, şiddete açık tahrik etmesi, ulusal, ırksal ve dinsel düzeyde kin ve nefret yaratarak ayrıma, düşmanlığa ve şiddete yol açabilecek görüşlerin yayılmasını sağlamasının, ulusal ve uluslararası hukuk düzeninin korunmadığı söylem biçimleri olduğunu vurgulayan Avcı, şunları anlattı:
"Medya özgürlüğü demokratik toplumun olmazsa olmazıdır. Buna karşın uluslararası hukuk, terörü, ırkçılığı ve nefret söylemini içeren yayınları koruma dışında bırakmıştır. Medya özgürlüğü ile demokrasi arasındaki ilişki öylesine dolaysızdır ki bu özgürlük uluslararası hukuk düzeninde neredeyse mutlak bir koruma altındadır. Demokrasiyi ortadan kaldırmayı amaçlayan ifadelerin, nefret ve ırkçı söylemin, şiddete teşvikin ifade ve medya özgürlüğü koruması altında olmadığını biliyoruz."
Avcı, özellikle ulusal hukuk mevzuatı için bağlayıcı bir karar organı olan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) birçok kararında, ırkçı ideolojileri savunan, şiddeti teşvik eden, düşmanlık ve ırkçı ayrıma teşvik eden ifadelerin koruma alanın dışında kaldığına dikkati çekti.
AİHM'in kararlarında, taraf devletlerin sayılan gerekçelerle müdahalesinin asgari düzeyde olması gerektiğini belirttiğini aktaran Avcı, "Öncelikli amaç, ifade ve medya özgürlüğünün korunması olmalıdır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ni imzalayan taraf devletler, kamu düzeni, toprak bütünlüğü, kamu güvenliği ve milli güvenlik ile ifade özgürlüğü arasında denge kurmalıdır" ifadelerini kullandı.
Avcı, bazı ifade özgürlüğü davalarında AİHM'in taraf devletlerin takdir haklarının geniş olarak yorumlanması gerektiği yönünde kararlar verdiğini anımsatarak, şunları kaydetti:
"AİHM'in içtihat kararları doğrultusunda ETA, IRA ya da PKK örnekleri dikkate alındığında toprak bütünlüğü, ulusal güvenliği ve kamu güvenliği tehdit altında olan bir devletin takdir hakkı daha geniştir. Elbette takdir hakkının keyfi değil açık olarak kullanılması gerekir. Taraf devlet, 'medya özgürlüğüne' yönelik müdahalesinin 'acil bir toplumsal gereksinime' dayandığını ve aynı amaca daha az kısıtlayıcı bir şekilde müdahale eden önlemlerle ulaşabilmesinin imkan dahilinde bulunmadığını ispat etmelidir. Amaç demokrasiyi korumak olmalıdır. Demokrasiyi ortadan kaldırmayı amaçlayan ırkçı, şiddet ve nefret söylemleri, ifade ve basın özgürlüğünün korunması kapsamında değildir."
