Devlet Bakanı Ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan:
Avrupa Birliği (AB) Ekonomi ve Maliye Bakanları Toplantısı‘na karıldıktan sonra açıklamalar yapan Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, "Ekonomide AB‘den öğrenecek bir şeyimiz kalmadı ama siyasi reformlar konusunda daha çok eksiğimiz var" dedi.
Toplantının ardından Türk gazetecilerle bir araya gelen Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, soruları yanıtladı. Avrupa Merkez Bankasının Türkiye‘nin 90‘lı yıllarda yaptığı tüm hataları aynen yaptığını savunan Babacan, ekonomik olarak zor durumda olan ülkelerin tahvillerini ikinci piyasalardan toplamak için karşılıksız para basıldığını ve bütçe açığı fazla olan ülkelerin açığı az olan ülkelerin sırtından geçindiğini söyledi. Avrupa‘nın çok güçlü bir ortak bir maliye para politikasına ihtiyacı
olduğunu ileri süren Babacan, sürecin adil ve sürdürülebilir olmadığını kaydetti.
Türkiye‘nin ekonomi alanında Avrupa‘dan öğrenecek bir şeyi kalmadığını savunan Babacan, siyasi reformlar konusunda ise eksikliklerin olduğunu, siyasi reformlar anlamında Türkiye‘nin daha çok adım atması gerektiğini ve bunun için de AB normlarının yol gösterici olmaya devam edeceğini, AB hedefinden hiçbir zaman vazgeçilmeyeceğini söyledi.
IMF Başkanlığı konusuna da açıklık getiren Babacan, bu konuda alınmış herhangi bir prensip kararın olmadığını aktararak şöyle konuştu:
"Alınan karar şu; IMF‘nin bir icra direktörleri heyeti var. Orada yirmi dört sandalye var ve bunların yedisi gelişmiş ülkelere aitti. Bu yedi sayısının beşe düşürülmesine karar verildi ve şimdi o geriye kalan iki sandalyede kim oturacak, bu konuda yoğun bir müzakere devam ediyor. Biz de Türkiye olarak o iki sandalyeden birisine talibiz. Ancak o sandalyeyi almamız için bazı ülkelerle oturup anlaşmamız ve kendi grubumuzu oluşturmamız gerekiyor. Yoksa IMF Başkanlığı ile ilgili alınmış bir karar yok. Bir de
‘Dünya Bankası Başkanı Amerikalı olur, IMF başkanı Avrupalı olur‘ durumu, bir centilmenlik antlaşması durumudur. Yazılı bir durum değildir. Gelişmekte olan ülkelerin dünya ekonomisindeki ağırlıkları arttıkça, bu tür uluslararası kuruluşlardaki talepleri de doğal olarak artacaktır. Yani II. Dünya Savaşı galiplerinin kurduğu BM, Dünya Bankası ve IMF gibi kuruluşların bugünkü şartlarla 50‘lerdeki gibi yönetilmeye devam etmesi gerçekçi değildir."
Türkiye‘deki seçimlere yönelik soruları da yanıtlayan Babacan, bazı eski kötü seçim alışkanlıklarının yeniden hortladığını, yanlış dönemlerin yanlış uygulamalarının tekrar etmeye başladığını ileri sürdü. Muhalefet liderlerinin "kime ne kadar para dağıtacaklarını" açıklamaya başladıklarını ve bu tarz söylemlerin belli kesimlere sempatik geldiğini söyleyen Babacan, "Bunları böyle sofistike projeler olarak sunmaya çalışıyorlar. Tabi kime deseniz ‘ben cebine bu kadar para koyacağım‘ diye sempatik gelir.
Ancak keşke bu projelere harcanan vaktin onda biri, kaynak üretimi ve oluşturma projeleri için harcansa, daha ayağı yere basan, gerçekçi uygulamalar olarak bunları görürüz. Ben şimdiye kadar bu kaynaklara ilişkin hiçbir partinin hiçbir çalışmasını görmedim. Dün bir muhalefet partisinin genel başkanı diyor ki, partisinin genel merkezini bir üniversite gibi çalıştırmış. Ben de dedim ki ‘keşke bir odada da bunun kaynağını çalışsaydınız da tam bir çalışma haline gelseydi‘. On tane proje kitabı gösteriliyor
keşke kaynak kitabı da gösterilse."
Kaynak: İHA
olduğunu ileri süren Babacan, sürecin adil ve sürdürülebilir olmadığını kaydetti.
Türkiye‘nin ekonomi alanında Avrupa‘dan öğrenecek bir şeyi kalmadığını savunan Babacan, siyasi reformlar konusunda ise eksikliklerin olduğunu, siyasi reformlar anlamında Türkiye‘nin daha çok adım atması gerektiğini ve bunun için de AB normlarının yol gösterici olmaya devam edeceğini, AB hedefinden hiçbir zaman vazgeçilmeyeceğini söyledi.
IMF Başkanlığı konusuna da açıklık getiren Babacan, bu konuda alınmış herhangi bir prensip kararın olmadığını aktararak şöyle konuştu:
"Alınan karar şu; IMF‘nin bir icra direktörleri heyeti var. Orada yirmi dört sandalye var ve bunların yedisi gelişmiş ülkelere aitti. Bu yedi sayısının beşe düşürülmesine karar verildi ve şimdi o geriye kalan iki sandalyede kim oturacak, bu konuda yoğun bir müzakere devam ediyor. Biz de Türkiye olarak o iki sandalyeden birisine talibiz. Ancak o sandalyeyi almamız için bazı ülkelerle oturup anlaşmamız ve kendi grubumuzu oluşturmamız gerekiyor. Yoksa IMF Başkanlığı ile ilgili alınmış bir karar yok. Bir de
‘Dünya Bankası Başkanı Amerikalı olur, IMF başkanı Avrupalı olur‘ durumu, bir centilmenlik antlaşması durumudur. Yazılı bir durum değildir. Gelişmekte olan ülkelerin dünya ekonomisindeki ağırlıkları arttıkça, bu tür uluslararası kuruluşlardaki talepleri de doğal olarak artacaktır. Yani II. Dünya Savaşı galiplerinin kurduğu BM, Dünya Bankası ve IMF gibi kuruluşların bugünkü şartlarla 50‘lerdeki gibi yönetilmeye devam etmesi gerçekçi değildir."
Türkiye‘deki seçimlere yönelik soruları da yanıtlayan Babacan, bazı eski kötü seçim alışkanlıklarının yeniden hortladığını, yanlış dönemlerin yanlış uygulamalarının tekrar etmeye başladığını ileri sürdü. Muhalefet liderlerinin "kime ne kadar para dağıtacaklarını" açıklamaya başladıklarını ve bu tarz söylemlerin belli kesimlere sempatik geldiğini söyleyen Babacan, "Bunları böyle sofistike projeler olarak sunmaya çalışıyorlar. Tabi kime deseniz ‘ben cebine bu kadar para koyacağım‘ diye sempatik gelir.
Ancak keşke bu projelere harcanan vaktin onda biri, kaynak üretimi ve oluşturma projeleri için harcansa, daha ayağı yere basan, gerçekçi uygulamalar olarak bunları görürüz. Ben şimdiye kadar bu kaynaklara ilişkin hiçbir partinin hiçbir çalışmasını görmedim. Dün bir muhalefet partisinin genel başkanı diyor ki, partisinin genel merkezini bir üniversite gibi çalıştırmış. Ben de dedim ki ‘keşke bir odada da bunun kaynağını çalışsaydınız da tam bir çalışma haline gelseydi‘. On tane proje kitabı gösteriliyor
keşke kaynak kitabı da gösterilse."
