Yeni anayasa çalışması
Stratejik Düşünce Enstitüsü (SDE) Yüksek İstişare Kurulu Başkanı ve Turgut Özal Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Sacit Adalı, "Biz beraber yaşamanın mutabakatını, kontra-sosyalliğini çok erken yapmışız.

Anayasaların toplumsal sözleşme metinleri olduğunu ifade eden Aktay, toplumun kendi arasında yaptığı ve devleti de var eden bir sözleşme olduğunu söyledi. Aktay, "Toplumun sözleşmesinden önce, meşru bir devlet yoktur. Devlet ancak toplumun sözleşmesiyle,toplumun kendi arasında mukavelesi ile meşru hale gelir, kurulur ve var olur. Devletin aslında meşruiyeti, toplumun onayıyla gerçekleşen bir anayasa ile mümkün olabilmektedir" dedi.
Anayasayı yazan bir grup oluştuğunu ve kendi isteklerine göre zorla anayasayı kabul ettirdiklerini belirten Aktay, "Şimdiye kadar anayasayı yapma prosedürlerimiz ne yazık ki bundan öteye gidememiştir. O yüzden zaten Türkiye, bir arada bulunma konusunda kendi iç sorunlarını sürekli olarak nüksetmektedir. Genelde belli bir taraf, kesim, vesayetçi, odağı çıkarlarını gözeten, sınırlı mahdut anlayışlarını gözeten ve yansıtan metinler şeklinde olmuştur" şeklinde konuştu.
Aktay, 1961 ve 1981 anayasalarının halkı kucaklamadığının altını çizerek, metinlerin dilinin son derece bozuk olduğunu ifade etti. Aktay, hoşnutsuzlukların temelinde daha adil, özgürlükçü bir anayasa talebi olduğunu ifade ederek, "Bir anayasanın Türkiye‘de daha insanların özgürlüklerini garanti altına alan, bunlara en azından dokunmamayı, onları bazı zümrelerin çıkarları ve istekleri doğrultusunda ele alınması gerekiyor" dedi.
Anayasanın kurucu meclis tarafından yapılmasının işin normali değil teamülü olduğunu belirten Aktay, tüm kesimlerin anayasa hakkındaki görüşlerinin alınması gerektiğini vurguladı.
"İÇ BARIŞ MUKAVELESİ YAPMAK MECBURİYETİNDEYİZ"
SDE Yüksek İstişare Kurulu Başkanı Prof. Dr. Sacit Adalı ise tam zamanında yapılmış bir anayasa çalışması olduğunu söyleyerek Türkiye‘nin konumunun özel bir yer olduğunu ve çok kültürlü bir toplum yapısından oluştuğunu belirtti. Çok kültürlü olmanın bir mutabakat yapılmış olduğu anlamına geldiğini belirten Adalı, "Biz beraber yaşamanın mutabakatını kontra sosyalliğini çok erken yapmışız. Ama dağılmış nasıl olmuşsa. Şimdi yeni bir kontra sosyal, sosyal mukavele, bir başka ifadeyle iç barış mukavelesiyapmak mecburiyetindeyiz" dedi.
Adalı, atalarının Türkiye için bedeller ödediğini, kendi nesillerinin bedavaya almış gibi kıymetini bilmediklerini ve iç barışı zedelediklerini belirterek, şimdi onun revizyonu safhasında olduklarını ifade etti. Adalı, "Sadece bir kişinin, grubun, partinin değil, düzinelerce hazırlanan taslakların bir araya gelmesiyle toplumun hangi konularda temayül gösterdiği, hangi konulara ağırlık verdiği ortaya çıkacak. Hangi konularda mutabık kalındığı, bunları ortaya çıkartmak, hangi konuların daha çok tekraredildiğini tespit etmek, hangi kavramların daha fazla yazıldığını göstermek ve hangi yeni kavramların ortaya atıldığını belirlemek.
Bakalım biz klasik anayasa modifikasyonu tüm taslaklar üzerinde mi durmuşuz, toplu şekilde incelendiği zaman klasik bakış açısıyla mı ele aldığımız yoksa yepyeni kavramlar yepyeni bir hayat tarzı mı meydana getirmek istendiği de ortaya çıkacak" diye konuştu.
SDE Yüksek İstişare üyesi Prof. Dr. Ali Şafak da, 1982 Anayasa‘sının uzun olmasına dikkat çekerek, 1924 Anayasa‘sının sivil inisiyatifinin hazırlamış olduğu Anayasa‘nın bazı aydınlar tarafından tercih edildiğini söyledi. Demokrasilerde hakimiyet kaynağı halk olduğunu belirten Şafak, halka ait hakimiyeti halkın seçtiği kişilerin tarafından kullanıldığını belirtti.
"BİZ DİYORUZ Kİ, ANA ÖZGÜRLÜĞÜNE KAVUŞSUN"
SDE Yüksek İstişare üyesi Prof. Dr. Doğu Ergil ise, "Ana‘nın üzerinde bir otorite olarak ‘baba‘ var. Baba bizim kültürümüzde devleti temsil ediyor. Ananın doğuracağı yasaları baba belirliyor. Biz diyoruz ki, ‘ana‘ özgürlüğüne kavuşsun" ifadelerini kullandı.
Hizmetkarın efendi olduğu, babanın da kendilerine babalık rolü yapmadığı bir anayasa istediklerini söyleyen Ergil, eşitlikçi, özgürlükçü, katılımcı ve müzakereci bir düzen istediklerini ifade etti.
Stratejik Düşünce Enstitüsü Anayasa Çalışma Grubu Başkanı Prof. Dr. Yusuf Şevki Hakyemez ise, anayasa içeriğinde neler olması gerektiğine odaklandıklarını belirterek, "Yeni anayasada şu vizyonun açıkça ortaya konması gerekmektedir: İnsan onuruna dayanan bir anayasa olması gerekiyor. Bizim 1982 Anayasa‘sında insan onuruna dayanma gibi bir ifade söz konusu değil. Anayasalar özgürlükleri, bireyi güvence altına alan hukuk metinleri olarak kabul edilmek durumundadırlar. İnsan onuruna dayanması gerekiyor.
Onun yanında anayasanın tam demokrasiyi hedeflemesi gerekiyor. Vesayetsiz bir rejim hedefliyoruz. Hukukun üstünlüğünü gerçek anlamda tesis eden bir anayasa hedefliyoruz. Türkiye‘de haklar noktasında, farklılıklar olduğunu bildiğimiz için, çeşitliliği ve çoğulculuğu esas alan bir sistem hedefledik‘ ifadelerini kullandı.
Bireyi esas almayan bir anayasanın sorunlu olduğunu ifade eden Hakyemez, bireyi esas alan bir anayasada özgürlüğün kural, sınırlamaların ise istisna olası gerektiğini söyledi. Hakyemez, herkesin insan onurundan kaynaklanan, kişiliğine bağlı, dokunulmaz, vazgeçilmez ve devredilemez haklara sahip olduğunu söyleyerek, herkesin din, inanç ve kanaat özgürlüğüne sahip olduğunu ve hiç kimsenin ibadete, ayin, törenlere katılmaya zorlanamayacağını belirtti.
Yüksek yargı kurumlarında görev ve yetkileri konusunda revizyonlar yapılması gerektiğinin altını çizen Hakyemez, referandumla bazı değişikliklerin yapıldığını fakat bunların yeterli olmadığını söyledi. Egemenliğin halka ait olduğu vurgulanması gerektiğini ifade eden Hakyemez, vicdani red hakkı tanınması ve vatan hizmetinin diğer kamu kurumlarında yerine getirilmesine ilişkin açık hükümlerin ihtiva etmesi gerektiğini belirtti.
Hakyemez, ayrıca ‘sıkıyönetimin‘ bir olağanüstü yönetim modeli olmakta çıkarılması, siyasi parti kapatmanın zorlaştırılması, Yüksek Seçim Kurulu‘nun çeşitlendirilmesi, Genelkurmay Başkanlığı‘nın Milli Savunma Bakanlığı‘na bağlanması, Milli Güvenlik Kurulu‘nun anayasal kurum olmaktan çıkarılması gerektiğini ifade etti.
"BAŞKANLIK SİSTEMİNİN FAYDALI OLACAĞI GÖRÜŞÜNDE DEĞİLİZ"
Daha sonra Anayasa konusunda çalışanlar basının ve dinleyenlerin sorularını cevapladı. Başkanlık sistemi ile ilgili soruya Hakyemez, Türkiye‘de temel sorunun Cumhurbaşkanı‘nın güçlü olmasından kaynaklandığını söyledi. Hakyemez, "Türkiye‘de Başkanlık sistemi sadece Başbakan‘ın konumuyla değerlendirsek eksik bir değerlendirme yapmış oluruz. Sistemin içinde başka ciddi sorunların olacağını bilmemiz gerekir.
Türkiye‘de parti sayısı fazladır, güçlü olan partilerin sayısı fazladır. Partilerimiz disiplinlipartilerdir. Disiplinli partilerin olduğu bir ülkede Başkan‘la Parlamento çoğunluğunun farklı partilerden olması durumunda Başkan‘ın başarı şansı zayıftır. Ciddi sorunlarla karşı karşıyadır. Yürütmede zafiyetler ortaya çıkabilir. Onların düşünülmesi gerekir. Başkanlık sisteminin faydalı olacağı görüşünde değiliz" ifadelerini kullandı.
Federasyon kurulması konusunda ise Vahap Coşkun, yerel idare modelini yeniden revize etmesi gerektiğini söyleyerek, "Revize edilme sürecinde bütün modeller tartışılabilecektir. Bunun içinde federasyon, özerklik talebi olanlarda bunu rahatlıkla dile getirebilirler" şeklinde konuştu.
Bir basın mensubunun taslakta laiklik vurgusunun yapılmadığını söylemesi üzeren Bekir Berat Özipek, laikliğin bugünkün kavram karışıklığına yer vermeyecek şekilde olmasının gerekli olduğunun altını çizdi. Din ve vicdan özgürlüğünün bütün inanç grupları için herkes için garanti olması olduğunu belirten Özipek, laiklik yer alacaksa devletin dinler arasında tarafsız olması gerektiğini yazılacak şekilde olması gerektiğini ifade etti.
