Dsp Genel Başkanı Türker, Uluslararası Anayasa Kongresi`ne Katıldı

DSP Genel Başkanı Masum Türker, "Anayasa güçlülerin güçsüzleri kanun eliyle ezmesini önleyebilecek esasa dayandırılmalıdır" dedi.

Dsp Genel Başkanı Türker, Uluslararası Anayasa Kongresi`ne Katıldı
Memur-Sen tarafından düzenlenen `Uluslararası Anayasa Kongresi`ne katılan Türker, konuşmacılardan Lütfü Yalman`ın, idam cezasının yeniden getirilmesini istemesini değerlendirdi. Türker, "Ben bir şey hatırlatayım. Ben idam denildiği zaman, üniversitede olduğum dönemde Deniz Gezmiş`in haksız bir şekilde idam edildiğini hatırladığım için asla idamı alkışlamam. 1983`te bugün eleştirdiğimiz anayasaya göre yaşları büyütülerek idam edilenleri düşününce vicdan azabı çekmiyor muyuz? Birileri kötü diye toplumuntümünü kötülükle suçlayamayız. Eski bir laf vardır, `Sui-emsal emsal değildir` diye. İşte bu anayasayı yaparken sui emsallerden yola çıkarsak, emsal diye bunları alırsak yanlış yaparız" dedi. "Şu anda, KHK yetkisi ile hiç Meclis`te tartışmadan, Hükümet isterse bir gecede sizin kapanmanıza karar verebilir. Anayasal teminatınız yok, bitti `Evet diyoruz ama yetmez` dediğiniz yaklaşımla, kendi kendinizle ilgili maddenin kaldırılmasına onay verdiniz. Kamu çalışanlarının şu anda Anayasa`da sendika kurma hakkı kaldırılmıştır. Hükümet`in herkesi `çalışanlar` adı altında tanımlayıp, memurun iş güvencesi kavramını ortadan kaldırma amacında olduğunu biliyoruz. Bunu Sayın Başbakan belli konuşmalarındadile getirdi, hala getiriyor. O zaman bu anayasa ne olmalı, sizin kapatılmanızı engelleyecek ciddi hükümler içermeli" diyen Türker, "Anayasa, güçlülerin kanun eliyle güçsüzleri ezmesini önleyebilecek esasa dayandırılmalıdır. Bu esasa dayanmayan Anayasa, bu esasa dayanmayan zihniyet asla ve asla demokrat olamaz, sosyal bir hukuk devleti inşa edemez, hukuku öncelikli kılamaz. Çünkü güçlüler kanun yapar, bu kanunla birlikte güçsüzler ezilir. Güçlülerin sayısı azdır, güçsüzlerin sayısı fazladır. Ama kanunyoluyla, sayısı fazla olanlar ezilir. İşte bu nedenle anayasayı ele alırken, 2-3 açıdan ele almak lazım" dedi. Kendisinin hem bakanlık hem parlamenterlik yaptığını hatırlatan Türker, "Burada parlamenter olarak bulunan arkadaşlarım var. Eğer egemen hükümet, egemen parti anlayışı, egemen siyasi anlayışla yola çıkılırsa, anayasamız istediği kadar oluşsun, istediği kadar demokrattır denilsin, sulta istediğini yapar. O zaman anayasayı konuşurken, beraberinde Siyasi Partiler Kanunu ve Seçim Kanunları`nı konuşmadığımız sürece halkın iradesiyle yönetilecek bir ülke, bir toplum oluşturamayız. Şimdi diyoruz ki Meclis yüzde95`i temsil ediyor. Nasıl temsil ediyor? Eğer siz baraj koyarsanız, insanları `oyun boşa gitmesin` diye belli bir yere oy vermesi için zorluyorsanız, vicdanen huzursuz olduğu halde o da oraya oy veriyorsa, o yüzde 95 Türkiye`yi temsil etmemektedir. Ama sağ olsun, hem Meclis Başkanı bu konuda öteden beri demokrat yaklaşım içinde. Hem de Başbakan bunun faydasını biliyor. Parlamento dışındaki partilerin, sivil toplum örgütlerinin anayasa konusundaki teklifleri alınacak. Ne kadarı kale alınacak bilmiyoruz.Garantisi nedir bilmiyoruz. Görev, yetki ve sorumluluklarla ilgili olarak kuvvetler ayrılığı ilkesini çok iyi benimsemeliyiz. Şimdi eski Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu 5 kişiyle yanlıştı. Bunun değiştirilmesini biz de önerdik. Ama şimdiki haliyle de yanlış. Şimdiki haliyle açık, apaçık mahkemelerin sonuçlarını etkileyen tayinleri görüyoruz" dedi

Türker, "Hepimiz şimdi terörden şikayetçiyiz değil mi? İstihbarat yok. Türkiye Cumhuriyeti istihbaratını zoraki komşusu ABD`nin onayına bağladı. Oradaki halkın içinden istihbarat alamıyoruz. Alamayız bir daha. Neden alamayız? Çünkü son 15 yıl içinde terörle mücadelede görev almış komutanların yüzde 95`i şu veya bu nedenle tutuklu. Şimdi o istihbaratı verecek olan kişiler istihbarat verdikleri kişileri içerde görünce vermezler. Türkiye İsrail`e mahkum edilir. Türkiye ABD`nin istihbaratına mahkum edilir"diyerek, "Eğer Danıştay sınırların mayınlarının temizlenmesi işini İsrail`e vermeyi öngören düzenlemeyi iptal etmeseydi ve bu iş verilseydi bugün geldiğimiz noktada İsrail`le ilişkilerimizi, bizim Ortadoğu`daki konumumuzu değerlendirin Bu şu noktadan geliyor. Biz insanımızı, biz birlikteliğimizi nasıl düzenlemeliyiz. Bazı kavramlar yanlış yapılmış Anayasa`da. Bilim adamlarımız buna dahil edilmemiş. Mesela biraz önce değerli dostum Lütfü Yalman dedi ki `Atatürk Milliyetçiliği kavramına açıklık getirin`.Atatürk Milliyetçiliği`ne bakın, adı var Anayasa`da, açıklaması yok. Evet doğru. Atatürk Milliyetçiliği`ni Atatürk`ün kendi ifadesiyle açıklayayım size. Atatürk diyor ki, `Türkiye Cumhuriyeti`ni kuran Türkiye halkına, Türk milleti` denir. Bu aynı zamanda anayasal vatandaşlıktır. Yani diyor ki, Hristiyanı, Müslümanı mezhebi ne olursa olsun, bunların tamamı, bu ülkenin kuruluşuna katılmışlarsa o zaman Türk milletini oluşturur. Türk ırkını tanımlamıyor. Ama birileri çıkmış bunu `ırk` şeklinde anlatmış.Şimdi yaptığınız araştırmaya bakıyorum: `Türk kavramı `ırk` bazında yer alsın` diyenlerin sayısı yüzde 11, vatandaşlık bağını tanımlayan Atatürk Milliyetçiliği`ni söyleyenler yüzde 8. Bu konuda Anayasa değişikliğine başlamadan önce, Uzlaşma Komisyonu`nun hepimize vermesi gereken bir garanti var" dedi. Önemli bir endişesinin, Anayasa Parlamento`da konuşulurken güncel olaylar yeniden bu konuda bir yönlendirme yapacak olması olduğunu belirten Türker, "Bizim DSP olarak Anayasa`da eksik bulduğumuz bir konu var. 90. Maddeye göre, uluslararası anlaşmaları biz üst hukuk olarak kabul ediyoruz. Ama biz diyoruz ki, bir başka madde ile bir düzenleme yapalım, o üst hukuku oluşturan organların karar organında biz Türkiye olarak yer almıyorsak, o konuda zorunluluk olmamalı. AİHM`de varız, kabul edelim onunkararlarını. Ama şu anda AB`nin içinde yokuz ve `AB şöyle diyor, biz de böyle yapalım` diyoruz. AB ne diyor, `Ekonomi kriterleri şöyle böyle olsun` Şu anda bu ekonomik kriterleri yerine getirmemiş Yunanistan`a ceza mı verildi. Bu kriterleri yerine getirmemiş olan İspanya`ya, Portekiz`e o mevzuata göre ceza mı vermişler? Neden veremiyorlar? Çünkü sistemin içindeler. Anayasa`da yapılacak olan değişiklikler için bir mutabakat belgesi olmalı. Bazı taraflarınnn faydasını biliyor. Parlamentı beğenmeyebiliriz.Ama mutlaka uzlaşma olmalı" dedi. Şu anda herkesin laikliği öcü olarak gösterdiğini ve bu konuda gösterenlerin de haklı, laikliği korumak isteyenler de haklı olduğunu belirten Türker şunları söyledi: "Peki nasıl dengeleyeceğiz. Öncelikle laiklik, bir devlet yönetimi anlayışıdır. Toplumu yönlendirmez. Toplumu yönlendiren sekülerizmdir. Ama bizde birisi seküler laiklik demiş. Laikliği savunan, nasıl olması gerektiğini anlatmamış. Yuvarlana yuvarlana sanki bir rejim dayatması gibi sunulmuş, dinle devlet işlerinin ayrılması tartışılmaya başlanmış. Biz DSP olarak ne düşünüyoruz? Biz diyoruz ki Anayasa özgürlükçü, hak ve eşitlik anlayışına dayanmalıdır. Ama Anayasa değişikliğini istiyorsak, değiştirilmezdenen ilk 4 maddeyi tartışma konusu yaptığımız zaman bu işi çıkmaza sokarız. Eğer değişiklik istiyorsak, şikayet ettiğimiz konuları değiştirelim. Şimdiki Cumhurbaşkanı`nı beğeniyorsunuz seviyorsunuz. Ama Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu sizi de ilgilendiren Anayasa`nın 135. Maddesine aykırı olarak haklarınızın kısıtlanmasını tavsiye eden raporu yayınlarken neden sessiz kalındı? Nerede sivil toplum örgütleri? Raporda `Sivil toplum örgütlerini yeniden düzenleyin, mevcut haklarını kısıtlayın`deniliyor. 1995 yılında ben de bir sivil toplum örgütünde yöneticiydim, Emek Platformu oluşmuştu. Emek Platformu olarak bütün siyasi partileri gezmiştik. Cumhurbaşkanı`na çıkmıştık ve bu tür kamuya yararlı kuruluşların siyaset yapma yasağını kaldırmıştık. Şimdi tam tersine. Ben bazı konuların tehlikeli olacağını düşünüyorum. Üzülerek söylüyorum. Türkiye bunu hep yaşamalıdır. Necmettin Erbakan vefat etti, Türkiye ona borçludur. Çünkü 5+5 Anayasa değişikliği geldiği gün hem Sayın rahmetli Erbakan`ın, hem otarihlerde davası devam eden tutuklanan Sayın Recep Tayyip Erdoğan`ın siyaset yasağını kaldıracak düzenleme de beraber gelmişti. Biz Plan ve Bütçe Komisyonu`ndaydık. Oy kullanmaya gittik. Bugün AK Parti`yi kuran, o tarihte Fazilet Partisi`nde olan bazı milletvekilleri `red` oyu verdi. Yolda gelirken `neden red oyu verdiniz. Bu düzenleme Fazilet Partisi`nin kapanmasını engelleyecek` dedik, o arkadaş bana `Biz parti kapansın, ayrılıp kendi partimizi kurmak istiyoruz, biz ayrılırsak bize (hain) diyecekler`dedi. O gün, siyasi partilerin kapatılmasıyla ilgili düzenlemelerin tümden kaldırılması düşünülüyordu. Ama o gün, Anayasa`da devrim olabilecek bu değişikliğin yapılmasını engellemişlerdir. Anayasa`da bir başka eksiklik de şu. Yasama organının işleyişi yok. KHK`ların sonucu yok. KHK çıkıyor, Parlamento`da çalışılmıyor. Halen aynen devam ediyor. YÖK`ten şikayetçiyiz. YÖK halen KHK. Anayasa`ya hiç gerek yok. YÖK`ün mevzuatını değiştirmek mümkün. Ama değiştirilmiyor. Gittik, `kaldıralım` dedik. `Dokunma`dediler. Anayasa yapılırken, hangi kurumlar, hangi kurumların içinde tanımlanmalıdır, açıkça sormalıyız. Hangi kurumların özelliklerini niteliklerini vermeliyiz. Üçüncü bir şey var. İçinde yaşadığımız doğanın, çevrenin korunmasıyla ilgili olarak Anayasal teminatlar ne olmalı? Orman diyoruz, çevre diyoruz. Ondan sonra karşımıza çok farklı yaklaşımlar geliyor. DSP Anayasa`nın değiştirilmesinden yanadır. Biz biraz daha farkllfaydasını biliyor. Parlamentı bakıyoruz. Bu yeni bir Anayasa olmayacak. Çünkü bunudeğiştirme kuralları bile mevcut Anayasa`nın 175. Maddesine göre olacaktır. Değişiklik konusunda da Uzlaşma Komisyonu kurulduğu için, muhakkak bir mutabakat sağlanmalıdır. Ben konuşmamı Süleyman Demirel`in bir söylemiyle sonlandırmak istiyorum. Süleyman Demirel Cumhurbaşkanı olduğu güne kadar çıkardı, 1961 Anayasası`nı eleştirirdi. Cumhurbaşkanı oldu çıktı dedi ki `En iyi anayasa 1961 anayasası`. Ona sordular, `Neden 61 Anayasası iyiydi de bu kadar şikayet ettiniz`. dedi ki, `Bu anayasa iyidir ama, bizihazırlanma sürecine katmadılar` Burada önemli olan şey, bu anayasanın hazırlanması sürecine katılmamızdır. Hepimiz bir yerinden katılırsak bu anayasaya, o zaman anayasa bizimdir. Anayasa kadar milli bir yaklaşımla, demokrat bir yaklaşımla hazırlanmalıdır. Bizim bu anayasanın temelini oluşturacak ciddi bir milli hukuk anlayışına ihtiyacımız var."
Kaynak: İHA