TSK’ya asıl kötülük hesap sormamaktır - POLİTİKA
Lale Kemal: Başarısızlıklarda TSK’ya da hesap sorulmalı. Terörle mücadelede zafiyet gösterenler Yüksek Askeri Şura toplantısında terfi etirilmemeli
Lale Kemal: Başarısızlıklarda TSK’ya da hesap sorulmalı. Terörle mücadelede zafiyet gösterenler Yüksek Askeri Şura toplantısında terfi etirilmemeli
Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mümtazer Türköne, Türkiye’nin, sorununun askerin siyaset üzerindeki vesayetinin yanında ülke güvenliğini sağlamada gereken reformlara direnmesi olduğunu belirterek ‘’Askeri vesayet istemiyorsanız, askeri vesayet altına almak zorundasınız’’ dedi. Abant Platformu’nun dünkü oturumunda konuşan Türköne “savaş işlerinin askere bırakılamayacak kadar ciddi işler olduğunu, askeri konuları sivillerin askerler kadar iyi bilmesi gerektiğini” söyledi. Türköne, askeri konuları iyi bilmeden askeri vesayet altına almanın çok zor olduğunu kaydetti.
GÜVENLİK REFORMLARINA DİRENİYOR
Savaşların kazanılmasında artık askerin değil, bilginin öne çıktığını belirten Türköne, asker sayısının çokluğunun cephede kazandırmadığını, çok ciddi reforma ihtiyaç duyulduğunu söyledi. Türkiye’nin sorununun askerin siyaset üzerindeki vesayetinin yanında ülke güvenliğini sağlamada gereken reformlara direnmesi olduğunu kaydeden Türköne, ‘’Askeri vesayet istemiyorsanız, askeri vesayet altına almak zorundasınız’’ dedi.
HESAP SORMAMAK ORDUYA KÖTÜLÜK
Gazeteci Lale Kemal ise başarısızlıklarda hesap sormamanın TSK’ya kötülük etmek olduğunu söyledi. Kemal “Geçtiğimiz günlerde, Güney Kore’de yanlış yapan 25 komutan ordudan uzaklaştırıldı. Güney Kore ordusu zaafa mı uğradı, tam tersine güven sağlamış oldular. Hesap sormamak, korkmak orduya kötülük yapmaktır. Terörle mücadelede zafiyet gösterenler YAŞ’ta terfi etirilmemeli’’ dedi.
RÜTBESİZ ASKERLER (!) KONUŞUYOR
Türkiye’nin askeri harcamalar da dahil denetlenemeyen bir orduya sahip olduğunu belhirten star yazarı Prof. Dr. Eser Karakaş da “Mümtaz Türköne’nin söylediği konu çok önemli. Türkiye’de siviller savunma konularını bilmiyor. Türkiye’de bu konulara giren birkaç isim var, ama onlar da askerin söylediğini tekrarlıyor. Rütbesiz askerler yani. Bağımsız bir çalışma hiç yok” şeklinde konuştu.
Düşük yoğunluklu darbe
Abant Platfomu’nda vesayet konusu tartışılmaya devam edilirken birbirinden çarpıcı tespitler yapılıyor. 27 Mayıs darbesinden itibaren zaman zaman yüksek ama kesintisiz olarak düşük yoğunluklu darbe sürecinin yaşandığını belirten aydınlar, 28 Şubat’a kadar bu işi askerin yaptığına dikkat çeken aydınla, son 10 yılda ise bu işlevi Yüksek Yargı’nın yürüttüğüne vurgu yapıyorlar. İşte bazı görüşler:
ÜMİT FIRAT (Gazeteci-Yazar): Türkiye’deki her türlü sosyal, kültürel ve ekonomik sorunun altında vesayet anlayışının izlerini görmek mümkün. Hayatımızın her aşamasında var. Sadece demokraside değil, yargıya eğitime de girmiş bu vesayet anlayışı.
SÜLEYMAN SOYLU (DP eski Genel Başkanı): Türkiye’nin en büyük sorunu bu vesayetçi kurumların Türk siyaseti ve demokrasisi üzerindeki baskısıdır. Bunu aşmadığımız sürece Türkiye silkinip ayağa kurumların değil, demokrasinin ve hukukun vesayetini hakim kılmamız lazım. Yoksa Ergenekon gibi yasa dışı yapılanmaların sonu gelmez.
ALTAN TAN (Yazar): Siyasetin üzerinde sadece asker ya da yargının vesayeti değil, bugün Türkiye’deki en önemli vesayet kurumlarından biri de siyasi partilerdir. Partileri bir genel başkan ve etrafındaki 4-5 kişi yönetiyor. Siz askeri ve yargı vesayetine karşısınız ama kendi içinizde bunu aşamıyorsunuz.
DOÇ. DR. MUSTAFA ŞENTOP: Türkiye’de bir dizi vesayet kurumu var. HSYK, MGK ve Anayasa Mahkemesi. Bir asra yakın süredir bu sıkıntıyı yaşıyoruz. Yaklaşık 10 yıldır daha önce zaman zaman ordunun üstlendiği “vesayet sisteminin koyuculuğunu ve hamiliğini” 28 Şubat sürecinden itibaren yargı üstlendi. Türkiye’de sadece 1960, 12 Mart, 12 Eylül ve 28 şubat darbelerden bu yana düşük yoğunluklu bir darbe ortamı var.
Star Gazete
