Kürtler hala değişmiyor

Radikal gazetesi yazarlarından Oral Çalışlar Devletin değiştiğini ama Kürtlerin değişmediğini yazdı.

İşte Oral Çalışlar'ın köşe yazısı;

Devlet değişiyor da Kürtler değişmiyor

Doç. Dr. Yalçın Akdoğan, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın en yakınındaki isimlerden. Özellikle demokratikleşme ve toplumsal değişimler alanındaki çalışmalarıyla bilinen bir akademisyen olan Akdoğan’ın pazar günü Star gazetesinin eki Açık Görüş’te yayımlanan ve Kürt sorununun bugün geldiği noktayı değerlendiren yazısını ilgiyle ve merakla okudum.
Akdoğan’ın yazısının başlığı, yazının temel fikrini özetler nitelikteydi: ‘Devlet değişiyor BDP değişmiyor.’
Akdoğan’ın yazıdaki ana saptamalarından biri şu: “BDP’nin siyasallaştırdığı kitle giderek ulusal bir bilinçle hareket ediyor, ayrı bir ulus üretilmeye çalışılıyor, bu kitle ile Türkiye toplumu arasındaki psikolojik mesafe yavaş yavaş açılıyor. Gündemler, tutumlar beklentiler, talepler farklılaşıyor.”
İki toplum arasındaki mesafenin açıldığı, taleplerin farklılaştığı, bölgeyi takip edenlerin uzun süredir gözlemledikleri bir olgu. Ben de bölgeye yaptığım hemen her gezinin ardından bu konudaki büyük değişime ve farklılaşmaya vurgu yapar, Türkiye toplumunun bu gerçekle yüzleşmesi gerektiğini anlatmaya çabalarım.
Akdoğan bu saptamalarının ardından çözüm için şunları söylüyor: “Kürt meselesinde soğukkanlı analizler ve tespitlerin yapılması artık şart. Kürt kökenli vatandaşlarımızın meseleye bakışını önemsemek, çözüme ulaşmak açısından elzemdir. Devletin bakış açısını gözden geçirmesi, temel politikalarını değiştirmesi, demokratik alanda önemli gelişmeler olması, beraberinde Kürt milliyetçiliği ekseninde siyaset yapanların da, bu hareketin etkisi altında olan insanların da değişimini getirmelidir.”
***
‘Devletin değiştiği ama Kürt kimliği hareketinin değişmediği’ tezi, tartışılması gereken bir tez.
Bu tezin temelindeki düşünce mekanizmaları iyi analiz edilirse, ideolojik açıdan birçok ilginç sonuca ulaşılabilir. Kürtler arasında gelişen ‘ulusal bilinç’in yapay bir şekilde Kürt kimliği hareketi tarafından oluşturulduğu ve bu yolla ‘ulus üretilmeye çalışıldığı’ gibi saptamaları da birçok açıdan değerlendirmek ve eleştirmek mümkün.
Kürt ulusal hareketi ve Kürt ulusal bilinci, Türkiye’deki Kürtlere özgü değil. Hemen yanıbaşımızda bizim ‘Kuzey Irak’ olarak tanımladığımız (ama Kürtlerin ve bütün dünyanın Kürdistan adını verdiği) bir özerk bölge bulunuyor. Resmi dili Kürtçe olan bu bölgedeki birçok üniversitede Kürtçe eğitim yapılıyor. Bizim ülkemizdeki Kürtlerin çocuklarının bir kısmı da bu üniversitelerde anadillerinde eğitim görüyorlar.
‘Kürt ulusal bilinci’ Türkiye’deki Kürtlerin çok ötesinde bir olgu. Kürtler bu açıdan son 20 yıl içinde çok büyük bir değişim yaşadılar. Kimlik onlar açısından geri dönülmez bir gerçekliğe dönüştü. Bölgeye gittiğimizde en çok dikkatimizi çeken nokta bu oluyor. Bunun asıl nedeni ne BDP, ne de PKK. Bu olgu, ‘nesnel’ bir olgu. BDP ve PKK da bu değişime paralel olarak kimlik konusunda daha net tavırlar içine girdiler.
Bu bilincin yapay olarak BDP tarafından üretildiğini düşünmenin sakıncalı ve yanlış bir yaklaşım olduğu kanaatindeyim. Çünkü, ‘bilinçlenmeyi önlemek’ gerekçesiyle ‘KCK operasyonları’ düzenlemek, çok sayıda belediye başkanını tutuklamak, bölgedeki Kürt kimliği hareketini baskı altına almak beyhudedir. Bunlar endişe edilen ‘psikolojik mesafe’yi daha da derinleştirir.
‘Devlet değişiyor, BDP değişmiyor’ tezine gelince: Bu da bana gerçekçi görünmüyor. Örneğin, dünkü Taraf gazetesinde Neşe Düzel’e konuşan (ve Kürt kimliği hareketinin etkili sözcülerinden biri olan) Zübeyir Aydar, Akdoğan’ın söylediğinin tersi yönde konuşarak, Kürtlerin değiştiğini ama devletin değişmediğini ifade etmiş: “Türkiye hâlâ Kürtlerin varlığını kabul eden bir duruma gelmiş değil. ‘Bu ülkede Kürt diye bir halk var. Bunların hakları var’ noktasına hâlâ varılamadı. Türkiye Kürtleri hâlâ folklorik bir unsur olarak algılıyor (...) ülkeye barış grupları gönderdik. Kürtler biraz sevindi diye yer yerinden oynadı. Türkiye çözüme yanaşmıyor. Operasyonlar her tarafta çok arttı.”
Şurası bir gerçek ki, Kürt kimliği hareketi de değişti, devletin tutumu da. Ancak her iki taraftaki değişim de çözüm için yeterli düzeyde değil. Örneğin devlete egemen olan anlayış hâlâ Kürtçe’yi ‘desteklenmesi gereken bir anadil’ olarak görmeye yanaşmıyor. Bu konudaki direnç sürüyor. PKK’nın dağdan indirilmesi noktasında devletin inandırıcı bir yol haritasının olduğundan söz etmek de hâlâ mümkün değil.
Kürtler de silahın artık bir çözüm aracı olmadığını gördükleri halde, buna son verecek cesur adımları atamıyorlar.
Türklerin Kürt algısı da, Kürtlerin Türk algısı da hâlâ yeterince rasyonelleşmiş değil...