Anayasa Mahkemesi'nin 48. Kuruluş Yıldönümü Töreni

Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, TBMM Genel Kurul'unda görüşülen anayasa değişikliği paketine ilişkin olarak "Bağımsızlık ve tarafsızlık konularında ciddi sorunları olan yargı sistemimizde yapılacak değişikliklerin, tepkisel düşüncelere dayanmaması ve niteliği farklılaşmış yeni bir tarafsızlık ve bağımsızlık sorunu doğurmaması en büyük dileğ

Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, TBMM Genel Kurul'unda görüşülen anayasa değişikliği paketine ilişkin olarak "Bağımsızlık ve tarafsızlık konularında ciddi sorunları olan yargı sistemimizde yapılacak değişikliklerin, tepkisel düşüncelere dayanmaması ve niteliği farklılaşmış yeni bir tarafsızlık ve bağımsızlık sorunu doğurmaması en büyük dileğimizdir" dedi.
Anayasa Mahkemesi'nin 48. kuruluş yıldönümü ve yüksek mahkemeye yeni seçilen üyeleriniçme töreninde konuşan Kılıç, konuşmasında yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı tartışmalarına değindi.Cumhuriyetin 87, Anayasa Mahkemesinin 48 yaşında olmasına rağmen halen bu konuyu tartışmaktan dolayı üzgün olduğunu ifade eden Kılıç, " Türkiye Cumhuriyeti kurumlarının, aradan geçen bunca zamanda elde ettiği birikimlerinin çok önemli boyutlara ulaşmış olmasına rağmen, insan kalitesine bağlı sorunlarını çözme
başarısını gösteremediğini görüyoruz. Yargıda bağımsızlık ve tarafsızlık adına yaşanan tüm olumsuzlukların kaynağında insanı ve ona bağlı niteliklerini buluyoruz" dedi.
Yargının bağımsızlığı, tarafsızlığı, adil yargılanma ve sorunlarla dolu işleyişine ilişkin konularda toplumun çok ciddi kaygısı, endişesi ve şikayeti olduğuna işaret eden Anayasa Mahkemesi Başkanı Kılıç, şunları söyledi: " Bu çığlıklara sebep olan sorunları konuşmadan üstünü örtmek , ötelemek ancak, hastalıklı bir hukuk devletinin böyle devam etmesinden çıkar sağlayanların bilinçli bir yöntemi olabilir. Oysa, insan onuru ve hukukun üstünlüğü temeline oturan tarafsız ve güçlü bir yargı sistemi toplumun
hayat sigortasıdır. Bu nedenledir ki yargının sorunlarını korkuya ve öfkeye kapılmadan konuşacağız. Farklı görüşler arasında olması gereken diyaloglar kurularak sorunlara çözüm projelerini toplumun beğenisine sunacağız. Herkesin, ifade özgürlüğünü sonuna kadar kullanarak yargıyla ilgili hissettiği acılarını bizimle paylaşmalarına imkan tanıyacağız. orunlara çözüm önerileri getirmek yerine suçlamayı tercih eden önyargılı ve saplantılı ideolojik itiraz sahipleri, haklı ve isabetli çözümlerin hayata geçmesini
engellemektedirler."

'BAĞIMSIZLIĞA VE TARAFSIZLIĞA TESLİM OLMAYI REDDEDENLER AYAKTA KALAMAYACAKTIR'
Yargının, sorunlarına ilişkin özeleştirisini yapma cesaretini göstererek çözüm yollarını doğrudan topluma önerebilmesini ve , çocukluk dönemine ilişkin hastalıklarından kurtulma zamanının geldiğini anlamasını isteyen Kılıç, " Bağımsızlığa ve tarafsızlığa teslim olmayı reddedenler ayakta kalamayacaklardır. Demokratik bir hukuk devleti olma mücadelesini işimizden, eşimizden arta kalan zamanlarda değil, tüm varlığımızla sürdürmedikçe yolumuz çok ama çok uzayacaktır. Yargıyı ideolojik vesayet altında tutmaya
çalışanlar bağımsızlık ve tarafsızlıktan en çok rahatsız olanlardır. Her konuda farklı düşünebiliriz, ancak yargının tarafsızlığı konusunda herkesin ittifak etme zorunluluğu vardır. Esasen yargıcın sahip olduğu inançlarını, siyasi görüşlerini, ideolojisini, özetle kutsallarını kararlarına yansıtması çözülmesi gereken en ciddi bağımlılık sorunudur. Bu bağımlılık karşı düşünceyi tahrik etmekte, başka bir yanlışa, farklı bir bağımlılığa davetiye çıkarmaktadır. Yasama, yargı ve yürütme gücünü kim kullanırsa
kullansın, yasal güvencelerin arkasına saklanarak hukuk dışı yöntem ve yollarla ülkeyi, demokrasiyi ve cumhuriyeti kurtarma düşüncesinden vazgeçmelidir"diye konuştu.

YARGITAY BAŞKANINA ÜSTÜ KAPALI CEVAP
Kılıç, konuşmasında yargıda yaşanan krizde 'Kurumlar yıpratılmasın' diyen Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker'in sözlerini de değerlendirdi. Kılıç, " Toplumun geleceğe dair korkuları yıllarca istismar edilerek kullanılmış, hukuk dışı davranışların, işkencelerin, faili meçhullerin meşru zemini oluşturulmaya çalışılmıştır. 'Kurumlar yıpranmasın' anlayışının arkasında ülkeye nasıl bir bedel ödettirildiğinin farkında olduğumuzun bilinmesi gerekir. Hangi kurum veya kuruluş mensubu olursa olsun san kalitesine
bağlı sorunlarını çözme başhukukun dışına çıkan bir eylemi sabit olduğunda, onu koruma ve kollama çabaları yerine, bedelini kendisinin ödemesine imkan sağlanması halinde kurumların yıpranması önlenmiş olacaktır. Yargı ise bu bedeli ödetme ve hesap sorma makamıdır. Başka bir anlatımla, yargı gelecek kuşaklara kapanmamış hesap bırakmaması gereken bir güçtür.
Yargı bu hesabı görmeye başladığında elindeki adalet terazisinin ayarını bozarsa toplumun güven duygusunu kaybedecektir. Verdiği kararlarla toplum vicdanını sakinleştiremeyen yargının, hakkını arayanların hukuk dışı yöntemlerle sorunu çözme eğilimlerini güçlendireceği açıktır" dedi.

'YARGIDAN ŞİKAYET EDENLERİN SOSYAL PROFİLLERİNDE CİDDİ BİR EKSEN KAYMASI VAR'
Yargının tarafsızlığından ve bağımsızlığından şikayet edenlerin sosyal profilinde ciddi bir eksen kaymasının olduğunu kaydeden Kılıç, "Yıllardır soruşturma ve kovuşturma hukukunun haksız ve ölçüsüz uygulamalarına konu olmuş olayları ve insanları görmezlikten gelenler, her ne olduysa bugün yargıdan en çok şikayet eden konuma gelmişlerdir. Oysa, hukuk dünyası yargılanan kişilerin itibarı, makamı, unvanı ve rütbesi ile asla ilgilenemez. Ancak uygulamalar bunu teyit etmiyor. Usul yasalarına göre, belli
koşullarda uygulanması gereken tedbir niteliğindeki tutukluluğun erken cezalandırma yöntemine dönüşmesi insan onurunda onarılması güç yaralar açmaktadır. Tutuklulara karşı olan dostluk ve husumet bu gerçeği söylemeye engel olmamalıdır.Zira insan onuru, sadece imtiyazlıların ve itibarlıların değil, insan olma ortak paydasına sahip, kayıtsız şartsız herkesin taşıdığı temel bir değerdir. Bu değerin yaşatılması tarafsız bir yargının güvencesi altında gerçekleşebilir. Ancak, yargı bağımsızlığını, taraf olduğu
değerlerin sığınağı olarak kullananlar yargı güvencesini topluma hissettiremezler. Unutulmamalıdır ki, taraflı ve bağımlı bir yargının hiçbir dönemde kazananı olmamıştır" diye konuştu.

'TÜRK HALKI BUGÜNKÜ YARGI DÜZENİNDEN ŞİKAYETÇİDİR'
Türk Halkının bugünkü yargı düzeninden şikayetçi olduğunu belirten Anayasa Mahkemesi Başkanı Kılıç, "Hangi yüksek yargı kuruluşunun kaç kişiden oluştuğu, nasıl seçildiği tartışmaları onları doğrudan ilgilendirmiyor. Toplum haksızlıklara karşı tek sığınak olarak gördüğü yargısından aldığı kararın zamanı, sürati, etkisi ve kararı veren hakimin tarafsızlığı konularında kendini doğrudan ilgili görüyor, şikayet ve mutsuzluklarını da bunlar üzerinde yoğunlaştırıyor. Etkin, süratli, tarafsız ve bağımsız bir
yargı konusunda yaşanan olumsuzluklar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne şikayet yolunu cazip ve zorunlu kılmaktadır. Avrupa Mahkemesinin verdiği ihlal kararlarının büyük bölümünün adil yargılanma ilkesine aykırılık üzerine kurulduğu gerçeği de toplumun şikayetini teyit eder niteliktedir" dedi.

'ACİL YARGI REFORMU YAPILMALI'
Türkiye'nin bu yargı sistemi ile çağdaş hukuk devleti niteliğini yakalamasının asla mümkün olmadığını vurgulayan Kılıç, şöyle konuştu: "Halkımızın mutluluğu adına uygar dünya ile bütünleşmiş, her türlü s san kalitesine bağlı sorunlarını çözme başiyasi ve ideolojik etkiden arındırılmış, hızlı ve etkin bir yargı sisteminin kurulması için acil bir yargı reformunun yapılması zorunluluk haline gelmiştir. Nitekim, Avrupa Birliği ilerleme raporlarında da bağımsız, tarafsız, etkin ve hızlı bir yargının
gerekliliğine işaret edilmiş, Türkiye ise Katılım Ortaklığı Belgelerinde bu engelleri ortadan kaldırmak için söz vermiştir. Yargı sürecinde oluşan adalet dağıtımındaki bu aşırı gecikme acil çözüm üretmeyi zorunlu kılmaktadır. Yüksek yargı mensuplarımızın donanımları, bilgi birikimleri ve deneyimleri bu sorunlara çözüm bulmaya fazlasıyla yeterlidir. Ancak, bu birikimlerden sorunların çözümü için yeterince faydalanılmadığı da bir gerçektir. Uyuşmazlıkların yargıya intikal etmesinden önce öngörülecek çözüm
yollarının yetersizliği ve yargılama aşamalarında ara kademelerin hayata geçirilemeyişi, yüksek yargı organlarına başvuru sayısındaki artışın ciddi nedenleridir.Çeşitli hukuk sistemlerinde alternatif çözüm yolları bağlamında müzakere, arabuluculuk, anayasal dayanağı olan çeşitlendirilmiş tahkim ve ombusmanlık gibi uygulamalar yargıya intikal etmeden önce uyuşmazlıkların çözümünde önemli katkılar sağlayacaktır. 1960 sonrasında ABD ve Almanya da yapılan yargı reformu kapsamında özellikle çevrenin ve
tüketicinin korunması, haksız rekabet, iş hukuku, cinsiyet ve ırk ayrımı gibi alanlarda hayata geçirilen,grup davaları yöntemi yargı düzenimize kazandırılmalıdır. Hukuka aykırılıklara karşı benzer davaların toplulaştırılmasını sağlayan bu sistem, dava giderleri ve görülme zamanı yönünden hak aramayı kolaylaştırdığı gibi usul ekonomisine sağladığı imkan nedeniyle mahkemelerin iş yükünü önemli ölçüde hafifletecektir."

'YÜKSEK YARGIDA YAPILAN SEÇİMLER'
Konuşmasında yüksek yargıda yapılan seçimleri de eleştiren Kılıç, buradaki olumsuzluklara dikkat çekti. Kılıç, "Yüksek yargıda seçim telaşının olmadığı günler sayılıdır diyebiliriz. Seçim sisteminin gereği olan ziyaretler, görüşmeler, kulisler yargıda ciddi zaman kaybına neden olduğu gibi, seçim psikolojisinin yargı mensupları arasında mevcut olan ilişkiler üzerindeki belirleyici etkisi, gruplaşmayı ve ayrışmayı da beraberinde getirmektedir. Yüksek yargıdaki bu seçim sisteminin objektif kriter ve meslek
ilkelerine dayalı çözüm yolları ile yeniden düzenlenmesi ve seçimlik görevlerin sayısının azaltılması yargının tarafsızlık ve bağımsızlık sorununa ciddi katkı sağlayacaktır" diye konuştu.
Yargıda şeffaflık dönemini açılması gerektiğini kaydeden Kılıç, sözlerini şöyle sürdürdü: "Türk Milleti adına karar verenlerin bunu nasıl oluşturduğunu milletin görme ve bilme hakkı vardır. Bu nedenle TBMM'de olduğu gibi Anayasa Mahkemesi başta olmak üzere, Yargıtay ve Danıştay'ın Genel Kurullarındaki görüşme ve müzakerelerin kayda alınması, tutanakların kamu oyuna açıklanması veya önemli görüşmelerin herkese açık olması sağlanmalıdır. Aleniyet ilkesi, toplumun geleceğine yön veren çok önemli kararların
alındığı bu kurullardaki görüşmelerin gizliliğinin haklı gerekçelerini ortadan kaldırmaktadır.

'BİZE san kalitesine bağlı sorunlarını çözme başYAKIN ÖTEKİNE YAKIN HAKİM VE MAHKEME AYIRDININ SÖYLEME DÖNÜŞMESİ HUKUK DEVLETİNİN ÇÖKÜŞ HABERCİSİDİR'
Gerek bakanlığın, gerekse yüksek yargı organlarının kürsü hakim ve savcıları üzerinde oluşturduğu korku ve kaygıların giderilmedikçe bağımsızlıktan söz edilemeyeceğini vurgulayan Kılıç, " Zira tarafsızlığı da sağlayacak olan bağımsızlık yargıcın zihnindeki beklentilerin, yüreğindeki kaygıların giderilmesiyle mümkündür. Toplumun yargıyı nasıl algıladığını yargının mensupları merak etmelidir. Bize yakın ya da ötekine yakın hakim ve mahkeme ayırdının söyleme dönüşmesi yargının da, hukuk devletinin de çöküş
habercisidir. Kamuoyunun dikkatinin yoğunlaştığı önemli davalarda birbiriyle çelişen ve toplum vicdanını ikna edecek hiçbir gerekçeye dayanmayan, günaşırı farklı kararların ortaya çıkması, yargıya olan güveni temelden sarsacak görüntülerdir" dedi.
Konuşmasında YARSAV ve Demokrat Yargı derneklerini de eleştiren Kılıç, şunları söyledi: "Yargı mensuplarının sorunları ve yargının geleceğine ilişkin konularda faaliyet göstermek üzere dernek kurmak ve buna katılmak Anayasamızın ve uluslararası belgelerin güvencesi altındadır. Hakim ve savcıların da bu güvence kapsamında örgütlenme hak ve özgürlüklerini kullanması yadırganamaz. Derneklere ilişkin bu hakların sınırları da aynı Anayasa ve uluslararası belgelerde gösterilmiştir.
Son yıllarda yargı mensuplarının kurduğu dernek ve birliklerin yaptıkları faaliyetlerin bazı sorunları da beraberinde getirdiği yaşanan bir gerçektir. Dernek kurma ve buna üye olma hakkı bağlamında hakim ve savcıların, güvenlik güçlerinin, din adamlarının yaptıkları görev itibariyle toplum içindeki özel konum ve duruşları bunların haklarını kullanırken daha özenli ve sınırlı davranmayı zorunlu kılmaktadır. Yargıç derneklerinin toplumun tüm sorunlarıyla ilgili, öneri, görüş ve düşünce açıklamaları
yargının tarafsızlığı ile doğrudan ilgilidir. Açıklanan görüş ve düşünceler baz alınarak derneklerin farklı siyasi zeminlere oturtulması, yargının siyasallaşması kapsamında ciddi bir tehlikedir. Farklı dünya görüşleri yansıtan derneklere üye olma konusun da hakim ve savcıların esasen endişe ve sorunlar yaşadığı da bir gerçektir. Bu nedenle örgütlenme özgürlüğünün bağımsızlık ve tarafsızlığı olumsuz yönde etkilemeyecek şekilde hakim ve savcıların sadece mesleki sorunları ile ilgili sınırlı bir yapıya
kavuşturulması zorunluluk arz etmektedir."

'ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ TARTIŞMALARI'
Kılıç, konuşmasının sonunda ise TBMM Genel Kurul'unda görüşülen anayasa değişikliği paketine ilişkin mesajlar verdi. Konunun gündemlerine gelme ihtimali nedeniyle bu konuda yorum yapamayacağını ancak temenni halinde görüşlerini söyleyeceğini belirten Kılıç, şunları söyledi: "Bağımsızlık ve tarafsızlık konularında ciddi sorunları olan yargı sistemimizde yapılacak değişikliklerin, tepkisel düşüncelere dayanmaması ve niteliği farklılaşmış yeni bir tarafsızlık ve bağımsızlık sorunu doğurmaması en büyük
dileğimizdir.Anayasalar, toplumdaki bütün farklZE san kalitesine bağlı sorunlarını çözme başılıkları ortak bir payda da buluşturarak bir arada yaşamayı sağlayan ve her sosyal kesimin katıldığı toplumsal bir sözleşme olarak tanımlandığına göre, biraraya gelmiş siyasi düşünce sahipleri ile kültür ve inanç gruplarının eğilim ve beklentilerine cevap veren bir anayasa oluşturulması ihtiyacı açıktır. Esenliğe kavuşmamızın yolu bu farklılıkların eşitlik ve barış temelinde buluşturulmasından geçmektedir.Çoğulcu
ve çoğunlukçu niteliği bulunan demokratik rejimlerde 'Bir sayı fazla ise hepsi benim' biçimindeki sayısal üstünlük anlayışı, temel hak ve özgürlükler alanında asla geçerli olmayan bir ilkedir. Azınlıkta kalan kesimlerin temel hakları da sayıların üstünlüğüne bağlı olmaksızın demokrasinin ve hukuk devletinin güvencesi altındadır. Devletin temel yapısını, yönetim biçimini, devlet organlarının birbirleriyle olan ilişkilerini, kişilerin temel hak ve özgürlüklerini düzenleyen Anayasaların içeriği kadar,
yasalaşma yöntemi de demokratik rejimin dokusuna uygun katılımcı, çoğulcu, özgürlükçü bir süreci yansıtması her yüreğin temennisi ve beklentisidir."

'SİYASET KURUMUNUN İÇ İŞLEYİŞİNDEKİ OLUMSUZLUKLAR HAYATİ ÖNEMLİ SORUNLARIN ÇÖZÜMÜNÜ GÜÇLEŞTİRMEKTEDİR'
Siyaset kurumunun iç işleyişindeki olumsuzlukların hayati derecede önemli sorunlarının çözümünü güçleştirdiğini belirten Kılıç, "Oysa, demokratik bir rejimde siyaset sorun yaratmak değil, sorunları çözme sanatı olarak tarif ediliyor. Siyasetin gerilim yaratma sanatı olmadığını görmek halkımızın en doğal hakkıdır. Toplumun en masum sorunlarının bile ideolojik bir bakıştan geçirildikten sonra rejim krizinedönüştürülmesi siyasal ayrışmanın keskinleşmesini besleyen en önemli kaynaktır. Zira yaratılan siyasi
gerilim bireyleri taraf olmaya zorlamakta, yanlış da olsa ait olduğu siyasi kesimin doğrularını inatla savunmaya mecbur bırakmaktadır. Çağdaş dünya uygulamaları ile örtüşmeyen demokrasi, laiklik ve hukuk devletine ilişkin sorunlarımıza yeterli derinliğin kazandırılamaması, devlet aygıtı içinde hukuk dışı yapılanmaların derinlik kazanmasına neden olmuştur. Tüm hukuk dışılıklara rağmen olgunluğundan, vakarından ve onurundan hiçbir şey kaybetmeden olayları büyük bir soğukkanlılıkla takip eden yüce halkımızın
varlığı en büyük şansımız olmuştur. Tahrikler, tehditler ve siyasi rant hesapları farklı yaşamların farklı kültür sahiplerinin bir arada yaşama bilincini ve kararlılığını ortadan kaldırmaya yetmemiştir. Bu güzelliklerin karşılığı halkımıza verilmelidir. Halkın beklentisi, çözüm projeleri üzerinde anlaşma sağlanamasa bile, siyaset önderlerinin demokratik bir zeminde buluşması ve sorunların konuşulabildiğini göstermesidir. Bunu beceremeyenler bilin ki barış üretemezler.Hukuk devleti, demokrasi ve laiklik gibi
evrensel değerlerin genetik yapısı değiştirilerek bize özgü modeller yaratılması sorunlarımızı çoğaltmaktan başka sonuç doğurmamıştır. Ancak, sürmekte olan tartışmalar, eleştiriler ve yeni paradigmalar bu evrensel değerlerin orijinalini arama bağlamında umut verici gelişmeler olarak değerlendirilmektedir" diye konuştu.

'ONURLU İNSAN GÜÇLÜ TÜRKİYE' san kalitesine bağlı sorunlarını çözme baş
Anayasa yargısını ilgilendiren boyutu ile temel insan hakları ve özgürlükleri alanında yaşanan küreselleşme, hukuk sistemlerinde de bütünleşme dönemini getirdiğini belirten Kılıç, "Çoğulcu, özgürlükçü, katılımcı, demokratik bir düzende yaşama bilinci bütünleşme ve dayanışmayı önemli ölçüde zorunlu kılmaktadır. Bu birliktelik çağın dışında kalan görüş ve düşünceleri sorguluyor, değiştiriyor ve doğal insan onuruna aykırı ne varsa ezip geçiyor. En önemlisi de, karanlık ve derin dünyaların tüm hukuk dışı
eylemleri aydınlanmakta, egemen olan otoriter düzenler demokratik alana kayarak yer değiştirmekte, farklı kültür, inanç ve yaşayışların kökünü kazıma anlayışı yerini demokratik sabır ve olgunluğa bırakmaktadır. Ülkemizde temel hak ve özgürlükler ile rejim sorunlarının tartışıldığı bir dönemde, dünyada ikinci, üçüncü, hatta dördüncü kuşak haklara ilişkin yaşanan önemli gelişmeler, halkımıza sunulan refah ve mutluluk seviyesindeki yetersizliği net bir şekilde ortaya koymaktadır" Yüce Atatürk'ün
temellendirdiği Türkiye Cumhuriyetine vatandaşlık bağı ile tutunmuş herkesin düşüncelerini, inançlarını ve duygularını dolu dolu yaşamaları için gerekli zemini oluşturmak demokratik bir hukuk devletinin en temel ödevidir. Böyle bir devletin yeni sorunlara eski cevaplarla karşılık verme hakkı yoktur. Çağı yakalama inancıyla hazırlanmış, evrensel değerlerle örtüşen ekonomik, sosyal, siyasal ve hukuksal çözüm önerileri insan onurunu yücelten en aziz toplum projeleridir" dedi. Kılıç konuşmasında Genelkurmay'ın
'Güçlü Ordu, Güçlü Türkiye' sloganına atıfta bulunarak, "Son söz olarak önerim şudur 'Onurlu insan güçlü Türkiye'" sözleriyle bitirdi.
Öte yandan Anayasa Mahkemesi'nin kuruluş yıldönümü nedeniyle yüksek mahkemeye çok sayıda çelenk geldi, Yargıtay tarafından gönderilen çelengin üzerinde yanlışlıkla 'Yargıtaş Başkanı Hasan Gerçeker' yazması dikkat çekti.