2010 Yılı 2. Kalkınma Kurulu Toplantısı
İpekyolu Kalkınma Ajansı 2010 yılı 2

Toplantıya katılan Adıyaman, Kilis ve Gaziantep İpekyolu Kalkınma Ajansı üyelerine seslenen Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Ahmet Ertürk ekonomiyle ilgili değerlendirmelerde bulunda. Ertürk, krizlerin yaşanmaması veya hafif atlatılmasıyla ilgili yaptığı önemli tespitleri katılımcılarla paylaşarak kalkınma ajansının da önemine değindi. Ertürk, son 3 yıldır dünyanın konuştuğu bir Türkiye'nin ortaya çıktığını ifade ederek, "Krizlerde mutlaka herkesin bir kusuru var. Hata yada kusur, ekonomi bu. Nasıl firmalar
için doğruysa ekonomiler için de böyle. Hem ulusal ekonomiler hem global ekonomiler için mutlaka bir kriz, bir dengesizlik, bir dalgalanma varsa mutlaka orda iyi gitmeyen şeyler var demektir. Kriz, kriz öncesinin kötü yönetilmesinin getirdiği bir sonuçtur. Kriz öncesi bütün dünyada kötü yönetildi, bu global kriz 1929 buhranından sonraki hatta ondan da daha şiddetli modern çağın son yüzyılın belki en şiddetli krizi. Bunu Türkiye çok yaşamadı hani kendi kıyametimiz bizim daha şiddetli 2001 krizini yaşayan
bir Türkiye. Bu krizi çok fazla yaşamadı ama onu ben çok yakından yaşadım. Dünya gelişmiş ülkeler bunu çok daha şiddetli yaşadı" dedi.
Son 10 yıl içinde yaşanan her iki krizinde beraberinde iki temel varsayımı çökerttiğini ifade eden Ertürk, "Bu iki varsayımdan birisi devletin ekonomiyi daha iyi idare edeceğine dair inanç, diğeri piyasaların ekonomiyi daha iyi idare edeceğine dair olan inançtır. Devletin ekonomiyi yönetmesi gerektiği inancı aslında daha önce çökmüştü onun yerine piyasaların ekonomiyi en iyi yöneten mekanizmalar olduğu inancı ikame edilmişti. Bu kriz bunu da çökertti. Artık piyasalarda devlet de kendi başlarına mutlak
olarak ekonomiyi en iyi şekilde idare eden mekanizmalar değiller. Buradan çıkan şey, devletin ve piyasanın en uygun en optimal birleşimini oluşturmak. Ve zaten modern ekonominin bugün geldiği karmaşık yapı bugün ulaştığı büyük devasa ve karmaşık yapı ne devletin ne piyasa dediğimiz o mevhum şeyin kendi başına yönetemeyeceği kadar komplike bir hale gelmiş durumda" diye konuştu.
Ertürk, bugün gelinin noktanın devletin doğrudan üreten, dağıtan satan, aktör olarak değil ekonomiyi düzenleyen gözetleyen ve denetleyen bir üst mekanizma olarak mutlaka ekonomide varlığını sürdürmesi gerektiğini söyledi. Ertürk, piyasanın asla tek başına bırakılmaması gerektiğine de işaret ederek, "Peki bu piyasalara tek başına bırakılabilir mi? Piyasaların tek başına kaldığı en gelişmiş ülkelerde bu global kriz ortaya çıktı. Düzenleme şart. Sadece düzenleme yetmiyor o düzenlemelere uyulup uyulmadığının
gözetilmesi ve denetlenmesi de şart. Türkiye'de bu süreci 2001 öncesi yaşadı. Devlet bankacılık yapacağına ya da devlet üretim yapacağına devlet piyasaları etkili bir şekilde düzenleyip denetleme işine girse daha verimli daha etkili daha hayırlı sonuçlar çıkar. Bu kriz bunu gösterdi. Sadece Türkiye'de değil bütün dünyada devletin bir düzenleyici üst organ olarak ekonomide mutlaka yer alması gerektiğini gösterdi. Devletin ekonomide mutlaka yer alması gerekiyorsa ki bu bir gereklilik. O zaman devletin de
kendisine yeniden bir çeki düzen vermesi gerekiyor. Bunu bütün dünya için söylüyorum bütün devletler için söylüyorum. Bizim için ilaveten şunu söylemek gerekiyor. Artık bütün ekonominin devlet tarafından planlandığı ve yönlendirildiği bir dönemi geride bırakıp bölgesel sektörel ve stratejik teşvik ve desteklerin uygulandığı bir döneme geçmek zorundayız. Bunun örnekleri dünyada var. Bölgesel olarak bölgesel, sektörel ve stratejik planların yapılması gerekiyor. Bu konuda kalkınma ajansları çok doğru bir
fikir. Kalkınma ajansının uygulamaları da onu gösteriyor ki, bu doğru bir fikir" şeklinde konuştu.
Toplantıda konuşan Gaziantep Üniversitesi Rektörü ve TRC1 Bölge Kalkınma Kurulu Başkanı Prıf. Dr. Yavuz Coşkun, kalkınma ajanslarının bölgesel kalkınmada ve bölgesel dinamikleri potansiyeli harekete geçirerek kalkınmanın tüm Türkiye'ye yayılmasını amaçlayan önemli bir enstrüman olduğunu söyledi.
Coşkun, proje ve girişimler sonucunda bölge dinamiklerinin harekete geçeceğini ifade ederek, "Burada yerel potansiyeli ve dinamikleri harekete geçirerek bölgeselin de kapsadığı iller bazında kalkınmayı ateşlemek temel fonksiyonu kalkınma ajanslarının, çalışma ve koordinasyon gerekiyor. Eski köye yeni adetler getirmek zorundayız ve oturarak kalkınamayız büyük Atatürk'ün işaret ettiği çağdaş medeniyeti yakalamak ve aşmak istiyorsak bizim için elimizdeki yegane enstrüman çalışmak olmalıdır. Çalışmadan hazır
yiyerek kalkınmanın olduğu bir ülke mümkün değil. Bölgenin kalkınmasını sağlayacak yeni bir yapılanmaya ihtiyaç vardır. Doğrusu kalkınma ajansı bunun için çok güzel bir enstrüman ve ateşleyici bir yapı. Böyle bir ajansın kurulmasını da çok şiddetle destekleyen tasvif eden bir görüşüm vardır" dedi.
İpekyolu Kalkınma Ajansı Genel Sekreteri Dr. Bülent Özkan ise İpekyolu Kalkınma Ajansı 2010 yılı faaliyetleri ve mali destek programına ilişkin slayt gösterimiyle bilgilendirme yaptı. Özkan, konuşmasında İpekyolu Kalkınma Ajansı'nın bölgesinin kalkınması amacıyla çalışmalar yürüttüğünü ifade ederek, "2010-2013 bölge planı hazırlandı. bölge planında çıkan sonuçlar doğrultusunda da 19 Ekim 2010'da sayın bakanımız Cevdet Yılmaz'ın katılımıyla İpekyolu Kalkınma Ajansı mali desteğine çıktık. Plan kapsamında
bölgenin durum analizi yapıldı, stratejik eksenler belirlendi, bölge vizyonu amaçlar ve öncelikli sektörler belirlendi. Bölge vizyonumuz bölgenin üretken faktörlerini ve dinamiklerini bir araya getirerek üretim ve istihdamı arttırmak sahip olduğu kültürel miras ile turizm zenginliği yaratmak geçmişten gelen ticaret birikimiyle Ortadoğu'da lojistik merkezi haline gelmek tarımdaki çeşitliliği ve sanayideki rekabet gücünü geliştirerek sürdürülebilir kalkınmanın lokomotifi olmaktır. Bölge vizyonu ışığında
belirlenen sektörler ve amaçlar lojistik tarım turizm ve sanayidir. Lojistikte Ortadoğu'da lojistik merkezi haline gelmek tarımda tarımsal işletmeleri rekabetçi ve etkin bir yapıya kavuşturmak, turizmde ise turizm sektöründe destinasyon merkezi olmaktır. Sanayide ise sanayinin rekabet gücünü arttırmaktır. 2010 yılında bu konuda sektörle yönelik çalışmalarımız sürecek. 19 Ekim'de çıktığımız mali destek programı çerçevesinde ise 15.5 milyon ile biz desteğe çıktık. Proje teklif süreçlerimiz normalde 3
Aralık'ta son olmasına rağmen yoğun talep üzerine 20 Aralık tarihine kadar uzatıldı. 371 tane proje kabul ettik. Şu anda idari değerlendirmeleri tamamlandı. Bundan sonraki süreç bağımsız değerlendirme sürecidir bu bağımsız değerlendirme süreci çerçevesinde de kazanan projeler en geç Şubat içinde desteğe sunulacaktır. Bu 15.5 milyonun 8.5 milyon KOBİ'lere, 3 milyonunun kar amacı gütmeyen kuruluşlara, geriye kalan 4 milyon ise küçük ölçekli altyapı projelerine sunuyoruz" dedi.
(HD-HE-Y)
