Güneş Vakfı'nın Cuma Konferansları Devam Ediyor

Güneş Vakfı'nca düzenlenen 'Cuma' konferanslarında konuşan Atatürk Üniversitesi'nden Doç

Güneş Vakfı'nın Cuma Konferansları Devam Ediyor
Güneş Vakfı'nca düzenlenen 'Cuma' konferanslarında konuşan Atatürk Üniversitesi'nden Doç. Dr. Tuncay İmamoğlu, din ve felsefenin ilgilendiği konular aşağı yukarı aynı olduğunu, her ikisinin de gerçekliği bir bütün olarak ele alıp, kuşatıcı bir dünya görüşü ortaya koyma gayretinde olduğunu bildirdi.
Güneş Vakfı tarafından geleneksel hale getirilen Cuma konferanslarının bu haftaki konuğu Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Din Felsefesi Anabilim Dalı Öğretim Üyelerinden Doç. Dr. Tuncay İmamoğlu oldu. Konferansta 'Din - Felsefe İlişkisi Üzerine' konuşan Doç. Dr. İmamoğlu, felsefenin din ile ilişkisine değinerek batı ve İslam felsefecilerinin görüşleriyle din olgusunu açıkladı. Tasavvufun önde gelen isimlerinden Mevlana Celaleddin Rumi, Gazali, İbn-i Rüşd gibi düşünürlerin tasavvufla ilişkileri ve tasavvufla metafiziği açıklayan görüşlerine yer veren Doç. Dr. İmamoğlu, din ve felsefenin ilgilendiği konular aşağı yukarı aynı olduğunu söyledi. Her ikisinin de insanların karşılaştığı önemli problemlerle ilgilendiğini ifade eden Doç. Dr. İmamoğlu, "Gerek felsefe gerekse din, gerçekliği bir bütün olarak ele alıp, kuşatıcı bir dünya görüşü ortaya koyma gayretindedir. Ancak bu gerçekliği ortaya koyma biçimleri farklılık arz etmektedir. Felsefe, varlık ve değer hakkında bir yargıya varmak için, varlığın farklı boyutlarını tutarlı ve kuşatıcı bir şekilde ilişkilendirme yoluna giderek, çoğu kez tümevarımsal bir yol takip ederken, din ise varlığın ve değerin kaynağına ilişkin soruları doğrudan Allah'tan başlayarak tümdengelimsel bir şekilde cevaplandırmaya çalışır. Felsefenin özü düşünmek, dinin özü ise Gazali'nin deyimiyle ruhani bir zevk halini yaşamaktır. Felsefe yaparken bir fikre sahip oluruz. Dini ise yaşarken anlar, duyar ve ibadet ederiz. Fakat dua ve ibadetin tefekkür yanı olduğu gibi, tefekkürün de dini bir boyutu olabilir. Örneğin, Kur'an'ın teşvik ettiği türden bir tefekkür, bir çeşit ibadettir. Bu yüzden İbn Rüşt, hikmetle meşgul olmayı, yani felsefe yapmayı dini açıdan gerekli görmüştür. İbn Rüşt "Fasl'ül-makal" adlı eserini bu görüşünü ispatlamak maksadıyla kaleme almıştır. İbn Rüşt'ün bu görüşünde bir gerçeklik payı olmakla birlikte, Mehmet Aydın'ın da ifade ettiği gibi, din ve felsefenin iki ayrı saha olduğunun söylenmesinde yarar vardır. Kur'an hikmetlerle dolu bir kitaptır ancak yine de o bir felsefe kitabı değildir" diye konuştu.