Wulff herkese ders verdi
Almanya'nın göçmenler ve İslam'a dair söylemi bugünlerde çılgınca yolundan çıktı. Wulff Ankara'da bu söylemi aklın yoluna koymaya çalıştı.
Christian Wulff, kötü retorikle iyi şeyler söyleyen bir cumhurbaşkanı. Şimdi de Ankara’da, rayından çıkmış yabancılar politikası söylemini tekrar aklın yoluna sokmaya çalışıyor.
Alman siyasetçiler onu dinleseydi şimdiye çok daha fazla yol katedilmiş olurdu. Göç konusunda Merkez Bankası’nın eski yöneticisi Thilo Sarrazin’in diliyle konuşmaz, entegrasyona hakaret etmez, hem dünün hem daha eskilerin yabancılar politikası savaşını tekrar tekrar savaşmazlardı.
‘Kuran karşıtı kuduz’ dirildi
Cumhurbaşkanları Johannes Rau, Horst Köhler ve Wulff, Müslüman vatandaşlara saygının üzerinde ısrarla dururdu; bu saygıyı şu an mumla arıyoruz. Hıristiyan-Müslüman uzlaşmasının önde gelen savunucularından Peder Georges Anawati’nin 25 yıl önce sözünü ettiği ‘Kuran karşıtı kuduz’ hastalığı dirildi. Bu kuduz, aslında son derece doğal gerçekleri dile getiren bazı tespitleri duyunca çileden çıkıyor. “İslam Almanya’nın da bir parçası.” Bu, Cumhurbaşkanı Wulff’un bir sözüydü. “Müslüman hayat tarzı, Almanya’da günlük hayatın parçası.” Bu, öncülü Köhler’in sözüydü. “Dindar Müslümanların, teröristlerle aynı kefeye konulması daha fazla devam edemez.” Bu da ondan önceki Cumhurbaşkanı Rau’nun bir sözüydü. Rau’nun 11 yıl önce göreve başlama konuşmasından beri, Alman cumhurbaşkanları entegrasyon ve kültürel çeşitlilik içeren bir Alman toplum için çabalıyor. Dolayısıyla Wulff ne entegrasyon devrimcisi gibi görünmeye çalışan, ne de Hıristiyan Demokrat ağzıyla İslam vaazları veren biri. Kendisi sağlam bir gelenekten geliyor.
Güzelce birlikte yaşamanın adını ister çokkültürlülük, ister kültürel çeşitlilik, ister renkli Almanya, ister entegrasyon koyun: Önemli olan bunun için çaba harcanması.
Wulff Ankara’da Türk parlamentosunda yaptığı konuşmada, Almanya’nın yabancılar, göçmenler ve İslam konusunda çılgınca yolundan çıkmış söylemini yine aklın yoluna sokmaya çalıştı. ‘Çokkültürlülük yanılsamaları’ nedeniyle hafife alınan entegrasyon sorunlarını da görmezden gelmedi. Köktendinciliğe karşı çıktı ve ‘aşırılıkçılığın hiçbir türüne’ hoşgörü göstermedi.
Merkel’i de doğrudan eleştirdi
Bunlara, ‘Almanya’nın göçmenlere ihtiyacı olmadığını’ söyleyen CSU lideri ve koalisyon ortağı Horst Seehofer’in de dahil olduğu siyasi merkez aşırılıkçılığı da dahil artık. Fakat Wulff tabii ki bundan bahsetmedi. Wulff son derece diplomatikti, ama sözlerinin anlamı da gayet açıktı.
İslam’ın Almanya’nın parçası olduğuna dair 3 Ekim’de söylediği cümleyi, şimdi de Hıristiyanlığın ‘hiç şüphesiz’ Türkiye’nin parçası olduğu cümlesiyle tamamladı. AB’nin Türkiye’yle üyelik müzakerelerin ‘adil ve sonuca açık biçimde yürütülmesi’ gerektiği ifadesi de, bu üyeliği sadece ‘imtiyazlı ortaklık’ olarak tahayyül edebilen Başbakan Angela Merkel’e eleştiri niteliğindeydi. İmtiyazlı bir ortaklık zaten var: Türkiye 1963’te Avrupa Ekonomik Topluluğu’yla ortaklık anlaşması yapmıştı.
Wulff, kötü retorikle iyi şeyler söyleyen bir cumhurbaşkanı. Böyle bir başkanı, Seehofer gibi son derece gösterişli ama aptalca konuşan birine defalarca tercih ederiz.
19 Ekim 2010.
