Müsiad Başkanı Vardan: Ortak akıl platformu oluşturmalıdır
Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD) Başkanı Ömer Cihad Vardan; 'Hükümet, IMF ile anlaşmaya karar vermeden önce özel sektör ile bir ortak akıl platformu oluşturmalıdır' dedi.
MÜSİAD'ın 2009 yılı değerlendirmesi ve 2010 yılının beklentilerinin paylaşıldığı toplantıda konuşan MÜSİAD Başkanı Vardan, 2009 yılının, dünyada son yüzyılın ikinci en büyük krizi olarak kayıtlara geçtiğini hatırlattı. Kriz karşısında alınan tedbirlerin, paniği geçiştirdiğini ve piyasalara güven geldikçe kredibilite inşasının başladığını belirten Vardan, "Nitekim yılın üçüncü çeyreği itibariyle eldeki veriler, krizde en kötünün geride kaldığını göstermektedir. Bu gelişmeye rağmen yine de 'temkinli iyimser' olmamızı gerektirecek birtakım kırılganlıklar devam etmektedir. Dikkat çeken ilk nokta, eski yanlışların tekrarlamasını önleyecek ikna edici ve kredibilite oluşturucu düzenlemelerin henüz hayata geçirilmemiş olmasıdır. Nitekim daha ekonomiler güven verici bir şekilde kalkışa geçemeden, piyasalardaki ucuz maliyetli ve bol miktardaki likiditeden dolayı, hisse senedi, para ve emtia piyasalarındaki aşırı şişme 'eski tas, eski hamam' yönündeki endişeleri desteklemektedir" dedi.
Krize, Türkiye'nin bir yandan hazırlıklı, öte yandan da bazı kırılganlıklar içinde girdiğinin görüldüğünü söyleyen Vardan, krizde daha önce yapılan reformların ödülü finans sektöründe alındığını ancak 2007 yılı Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden bu yana "bozulmuş siyasi istikrar ortamında" yapılmayan reformların faturasının da ödenmek zorunda kalındığını belirtti.
Bankacılık kesiminin sapasağlam ayakta olduğu bir ortamda, 2009 yılında Türkiye ekonomisinin yılın ilk dokuz ayında yüzde 8,4 oranında küçülmesi, işsizliğin yüzde 13,4 oranına yükselmesi ve ihracatın yüzde 27 düşmesinin açıklanmaya muhtaç olduğunu ifade eden Vardan, "Bizce bunun 4 ana sebebi vardır. Öncelikle krizin başlangıcıyla birlikte ülkemizde bazı çevreler, sanki krizden medet umarcasına insanları ve ortamı panik havasına soktular. Bu şekilde ortamda bir güvensizlik oluştu. İç pazarda tüketicilerin panik psikolojisine girmeleri ve güvensizlik ortamının hakim olması, tüketimleri azalttı. Böylece üretim de azaldı, dolayısıyla yatırımlar durdu ve istihdam azaldı. Bankaların 2001'deki kriz tecrübesi nedeniyle paniğe kapılarak finans musluklarını adeta kapatması, bu şekilde hem kişileri hem de firmaları zor durumda bırakmaları, az miktarda var olan finansın da maliyetlerini yükseltmeleri reel sektörde büyük bir sıkıntı oluşturdu. Bizim başlıca ihracat pazarımız olan AB pazarlarına ve diğer tüm ihracat pazarlarımıza yönelik ihracatımız yaklaşık yüzde 30 düştü. Bunun genel ihracatımıza etkisi de yüzde 27 civarında oldu. Bütün bunlar neticesinde Türkiye ekonomisi, maalesef büyük bir oranda küçüldü" dedi.
2010 yılına girerken dünya ekonomisinde sınırlı bir büyüme, işsizlikte ise hala artışın beklendiğini kaydeden Vardan, Türkiye'nin, krizden sonra parlayan potansiyeliyle dikkati çektiğini söyledi.
Türkiye'nin 20 aydır IMF'ye gitmeden ve dış finansman desteği almadan krizi atlatmasının büyük bir başarı olduğunu belirten Vardan, 2010 yılı için Türkiye'ye yönelik yurt dışından yatırım akışlarının hızlanmasının da beklenebileceğini ifade etti.
2010 yılı ve sonrası için işletmelere, Hükümete, muhalefete ve toplumun tüm kesimine düşen ödevler olduğuna dikkati çeken Vardan, işletme sahiplerinin, değişen pazar şartlarına, yeni rakiplere, yeni teknolojilere, değişen müşteri beklentilerine ve kriz sonrasının sunacağı yeni fırsatlara şirketlerini hazırlaması gerektiğini söyledi. Vardan, işletmelerin, Ar-Ge, inovasyon, tasarım ve markalaşma konularında kendilerini yapılandırması gerektiğini de belirtti. Hükümetin de iş adamlarının önünü açacak düzenlemeleri yapmaya ve ortamı hazırlamaya devam etmesinin oldukça önemli olduğunu söyleyen Vardan, "Özellikle kriz sonrası toparlanmanın hızını artıracak, doğrudan ve dolaylı desteklere devam edilmeli, beraberinde direkt üretim maliyetlerini olumsuz etkileyen tüm alanlarda iyileştirmelere gidilmeli, iş ve yatırım ortamını daha rekabetçi kılacak ikinci nesil reformlar derinleştirilerek sürdürülmelidir. Son 20 aydır ve özellikle küresel kriz ortamında dahi başarılı
bir şekilde sürdürdüğü IMF'siz ekonomik programa devam ederek, olası bir anlaşmanın ülkeye sıcak para akışına sebebiyet vereceğini ve akabinde ihracatımızı menfi etkileyebilecek, rekabet gücümüzü azaltacak kur düşüşlerinin oluşacağını iyi hesap etmelidir. Hatta Hükümet, bu konuda karar vermeden önce özel sektör ile bir ortak akıl platformu oluşturmalıdır" diye konuştu.
2009 yılında önemli bir kaynak girişi olarak vazife gören Varlık Barışı projesinin bir sonraki ayağı niteliğinde ve özellikle bu dönemde sıkıntıya düşen firmaların bir an önce kalkınmasına ve fatura keser duruma gelmesine vesile olabilecek, Varlık Barışı'na benzer bir 'Vergi Barışı' projesinin de geliştirilmesi gerektiğini kaydeden Vardan, "Ayrıca, böylesi firmaların yükümlülükleri altında bulunan gecikmiş borçlarının tasfiyesinde, bugünkü enflasyon ortamında fahiş boyutlara ulaşan vergi cezalarının makul seviyelere çekilmesi ve uzun vadeli bir şekilde yapılandırılmasının önü açılmalıdır. 2023 yılındaki dünyanın en büyük ilk 10 ekonomisi arasında yer almamıza vesile olacak, ülkemizin hızla ilerlemesinin önünü açacak, siyasi çekişmeleri önleyecek yargı reformu, kamu yönetimi reformu, eğitim reformu ile sivil ve özgürlükçü yeni bir anayasanın bir an önce hayata geçirilmesi gerekmektedir" dedi.
Geçtiğimiz yıllarda hükümet-muhalefet ilişkilerinin toplumda gerginlik oluşmasına sebebiyet verdiğini kaydeden Vardan, 2010 yılı ve sonrası için Türkiye'de muhalefetin de, halkın iradesine saygı göstererek kendilerine tanımlamış muhalefet görevini layıkıyla yerine getirmesi gerektiğini söyledi. Bundan sonraki dönem için Türkiye'nin ekonomik anlamda ilerlemesini engelleyebilecek herhangi bir siyasi kaosa, hiçbir kimse, kurum veya kuruluş tarafından sebep olunmaması gerektiğini ifade eden Vardan, "Türkiye'de yaşayan her vatandaşın kanunlar önünde eşit muamele göreceği, hukukun üstünlüğünün esas olduğu, insanların barış, kardeşlik ve huzur içinde yaşadığı bir ortamın oluşması için toplumun tüm kesimleri gayret sarf etmeli ve bu yolda yardımcı olmalıdır" dedi.
MÜSİAD'ın 2010 yılına ilişkin tahminlerine de değinen Vardan, Türkiye'de yüzde 4'ün üzerinde büyüme yüzde 15 civarında ihracat artışı, yüzde 6-6,5 bandında enflasyon beklediklerini, bütçe açığının GSYH'ya oranının yüzde 5 civarında, cari açığın GSYH'ya oranının da yüzde 3 civarında olacağını tahmin ettiklerini söyledi.
Krize, Türkiye'nin bir yandan hazırlıklı, öte yandan da bazı kırılganlıklar içinde girdiğinin görüldüğünü söyleyen Vardan, krizde daha önce yapılan reformların ödülü finans sektöründe alındığını ancak 2007 yılı Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden bu yana "bozulmuş siyasi istikrar ortamında" yapılmayan reformların faturasının da ödenmek zorunda kalındığını belirtti.
Bankacılık kesiminin sapasağlam ayakta olduğu bir ortamda, 2009 yılında Türkiye ekonomisinin yılın ilk dokuz ayında yüzde 8,4 oranında küçülmesi, işsizliğin yüzde 13,4 oranına yükselmesi ve ihracatın yüzde 27 düşmesinin açıklanmaya muhtaç olduğunu ifade eden Vardan, "Bizce bunun 4 ana sebebi vardır. Öncelikle krizin başlangıcıyla birlikte ülkemizde bazı çevreler, sanki krizden medet umarcasına insanları ve ortamı panik havasına soktular. Bu şekilde ortamda bir güvensizlik oluştu. İç pazarda tüketicilerin panik psikolojisine girmeleri ve güvensizlik ortamının hakim olması, tüketimleri azalttı. Böylece üretim de azaldı, dolayısıyla yatırımlar durdu ve istihdam azaldı. Bankaların 2001'deki kriz tecrübesi nedeniyle paniğe kapılarak finans musluklarını adeta kapatması, bu şekilde hem kişileri hem de firmaları zor durumda bırakmaları, az miktarda var olan finansın da maliyetlerini yükseltmeleri reel sektörde büyük bir sıkıntı oluşturdu. Bizim başlıca ihracat pazarımız olan AB pazarlarına ve diğer tüm ihracat pazarlarımıza yönelik ihracatımız yaklaşık yüzde 30 düştü. Bunun genel ihracatımıza etkisi de yüzde 27 civarında oldu. Bütün bunlar neticesinde Türkiye ekonomisi, maalesef büyük bir oranda küçüldü" dedi.
2010 yılına girerken dünya ekonomisinde sınırlı bir büyüme, işsizlikte ise hala artışın beklendiğini kaydeden Vardan, Türkiye'nin, krizden sonra parlayan potansiyeliyle dikkati çektiğini söyledi.
Türkiye'nin 20 aydır IMF'ye gitmeden ve dış finansman desteği almadan krizi atlatmasının büyük bir başarı olduğunu belirten Vardan, 2010 yılı için Türkiye'ye yönelik yurt dışından yatırım akışlarının hızlanmasının da beklenebileceğini ifade etti.
2010 yılı ve sonrası için işletmelere, Hükümete, muhalefete ve toplumun tüm kesimine düşen ödevler olduğuna dikkati çeken Vardan, işletme sahiplerinin, değişen pazar şartlarına, yeni rakiplere, yeni teknolojilere, değişen müşteri beklentilerine ve kriz sonrasının sunacağı yeni fırsatlara şirketlerini hazırlaması gerektiğini söyledi. Vardan, işletmelerin, Ar-Ge, inovasyon, tasarım ve markalaşma konularında kendilerini yapılandırması gerektiğini de belirtti. Hükümetin de iş adamlarının önünü açacak düzenlemeleri yapmaya ve ortamı hazırlamaya devam etmesinin oldukça önemli olduğunu söyleyen Vardan, "Özellikle kriz sonrası toparlanmanın hızını artıracak, doğrudan ve dolaylı desteklere devam edilmeli, beraberinde direkt üretim maliyetlerini olumsuz etkileyen tüm alanlarda iyileştirmelere gidilmeli, iş ve yatırım ortamını daha rekabetçi kılacak ikinci nesil reformlar derinleştirilerek sürdürülmelidir. Son 20 aydır ve özellikle küresel kriz ortamında dahi başarılı
bir şekilde sürdürdüğü IMF'siz ekonomik programa devam ederek, olası bir anlaşmanın ülkeye sıcak para akışına sebebiyet vereceğini ve akabinde ihracatımızı menfi etkileyebilecek, rekabet gücümüzü azaltacak kur düşüşlerinin oluşacağını iyi hesap etmelidir. Hatta Hükümet, bu konuda karar vermeden önce özel sektör ile bir ortak akıl platformu oluşturmalıdır" diye konuştu.
2009 yılında önemli bir kaynak girişi olarak vazife gören Varlık Barışı projesinin bir sonraki ayağı niteliğinde ve özellikle bu dönemde sıkıntıya düşen firmaların bir an önce kalkınmasına ve fatura keser duruma gelmesine vesile olabilecek, Varlık Barışı'na benzer bir 'Vergi Barışı' projesinin de geliştirilmesi gerektiğini kaydeden Vardan, "Ayrıca, böylesi firmaların yükümlülükleri altında bulunan gecikmiş borçlarının tasfiyesinde, bugünkü enflasyon ortamında fahiş boyutlara ulaşan vergi cezalarının makul seviyelere çekilmesi ve uzun vadeli bir şekilde yapılandırılmasının önü açılmalıdır. 2023 yılındaki dünyanın en büyük ilk 10 ekonomisi arasında yer almamıza vesile olacak, ülkemizin hızla ilerlemesinin önünü açacak, siyasi çekişmeleri önleyecek yargı reformu, kamu yönetimi reformu, eğitim reformu ile sivil ve özgürlükçü yeni bir anayasanın bir an önce hayata geçirilmesi gerekmektedir" dedi.
Geçtiğimiz yıllarda hükümet-muhalefet ilişkilerinin toplumda gerginlik oluşmasına sebebiyet verdiğini kaydeden Vardan, 2010 yılı ve sonrası için Türkiye'de muhalefetin de, halkın iradesine saygı göstererek kendilerine tanımlamış muhalefet görevini layıkıyla yerine getirmesi gerektiğini söyledi. Bundan sonraki dönem için Türkiye'nin ekonomik anlamda ilerlemesini engelleyebilecek herhangi bir siyasi kaosa, hiçbir kimse, kurum veya kuruluş tarafından sebep olunmaması gerektiğini ifade eden Vardan, "Türkiye'de yaşayan her vatandaşın kanunlar önünde eşit muamele göreceği, hukukun üstünlüğünün esas olduğu, insanların barış, kardeşlik ve huzur içinde yaşadığı bir ortamın oluşması için toplumun tüm kesimleri gayret sarf etmeli ve bu yolda yardımcı olmalıdır" dedi.
MÜSİAD'ın 2010 yılına ilişkin tahminlerine de değinen Vardan, Türkiye'de yüzde 4'ün üzerinde büyüme yüzde 15 civarında ihracat artışı, yüzde 6-6,5 bandında enflasyon beklediklerini, bütçe açığının GSYH'ya oranının yüzde 5 civarında, cari açığın GSYH'ya oranının da yüzde 3 civarında olacağını tahmin ettiklerini söyledi.
