ANALIZ - Küresel Dünyanin Küresel Sorunu Açiklamasi Iklim Mülteciligi

Kalkinma ve çevre koruma iliskileri, paradoksal bir çikmaza girmis, sorunlar yerel ölçekten küresel ölçege evrilerek, iklim degisikligi gibi büyük ölçekli çok ciddi sonuçlarla karsi karsiya kalinmistir Çevrenin sistemik özelligi geregi bu sorunlar baska sorunlari da beraberinde getirmis ya da tetiklemistir. 'Iklim mülteciligi' de bu devinim içinde gündeme gelen önemli basliklardan biri olmustur Belirli bir grubun fütursuzca yürüttügü ekonomik çikarlara dayali faaliyetlerin bir sonucu olarak çevre sisteminin arka plana itilmesi, sistemik dengenin bozulmasiyla sonuçlanan bir iklim degisikligi sürecini de beraberinde getirdi Sistemin dengesini bozacak nitelikte emisyon olusturucu faaliyetler öyle bir seviyeye ulasmis durumda ki artik küresel ölçekte politika yapicilar da gerekli önlemler alinmadigi takdirde insanligi ciddi tehlikelerin bekledigini her firsatta dile getirmeye basladilar Iklim mültecileri, iklim degisikliginin unutulmus kurbanlari olarak degil, artik küresel bir sorunun parçasi olarak gündemde Ekonomi ve Baris Enstitüsü’nün 2018 yilinda yayinladigi Ekosistem Tehdit Kaydi adli raporda, 2050 yilina kadar iklim degisikligine dayali yasanabilecek afetler nedeniyle en az 1,2 milyar insanin yerinden olabilecegi ileri sürülüyorIklim mültecilerinin statülerinin tam olarak ne oldugu hususunda tam bir karmasiklik söz konusu. Bu da uluslararasi korumaya iliskin ayricaliklarin verilmesi konusunda uzlasilmis ve kabul edilmis bir mevzuatin olmayisindan kaynaklaniyor

ISTANBUL –IMAM BÂKIR KANLI- Insanoglu, medeniyet kurmaya ve tarih yazmaya basladigi zamandan bu yana sürekli yer degistirmis, hareket halinde olmustur. Göçebe toplumdan yerlesik tarim toplumu düzenine geçtiginde hareketlilik ve ivme yön degistirse de durmamis, devam etmistir. Bugün ise içinde yasadigimiz Endüstri 4.0 dönemi tüm paradigmalari çok çetin sekilde etkileyerek, insanoglunun yer degistirme hareketini, yeni bir medeniyet kurma ve sistem olusturma yönünde yeniden formatliyor.

Kurulacak yeni dünya düzeni için son elli yildir ulusal, bölgesel ve küresel ölçekte sadece akademik camiada degil, politika yapicilar arasinda da tartisilan çevre konusu, stratejik bir ajan olusturuyor. Bunda insanoglunun dogal kaynaklari kullanimi ve çevreye olan duyarsizligindaki rolü elbette yadsinamaz. Ancak çevre degerleri üzerinde olusan baskinin ardinda küresellesme sürecinin ve küresel sermayenin çevre ve dogal kaynaklar üzerinde olusturdugu baski, sahip olma ve kullanma isteginin oldugu bir gerçek. Gelinen asamada kalkinma ve çevre koruma iliskileri, paradoksal bir çikmaza girmis, sorunlar yerel ölçekten küresel ölçege evrilerek, iklim degisikligi gibi büyük ölçekli çok ciddi sonuçlarla karsi karsiya kalinmis durumda. Çevrenin sistemik özelligi neticesinde ise bu sorunlar baska sorunlari da beraberinde getiriyor ya da tetikliyor. “Iklim mülteciligi” de bu devinim içinde gündeme gelen önemli basliklardan biri oldu.

- Küresellesme ve iklim degisikligi

Endüstri 1.0’dan beri insan faaliyetleri ve fosil yakitlarin kullanimi iklim degisikliginin ana unsurlari arasinda yer aliyor. Fosil yakitlarin yanmasi sonucu ortaya çikan karbondioksit (CO2) ve metan (CH4) gibi gazlar sera etkisi olusturarak atmosferdeki isiyi hapsediyor ve sicakliklarin yükselmesine neden oluyor. Sera etkisi yapan bu gazlarin olusumuna neden olan pek çok kaynak bulunuyor. Fosil yakitli araçlar, bina isitmalarinda kullanilan kömür ve çöp depolama alanlari baslica örnekler. Günümüzde artik enerji, sanayi, ulasim, binalar, tarim ve arazi kullanimi, baslica emisyon kaynaklari arasinda yer aliyor.

Insanligin bugün için tercih ettigi küresellesme ekolü ile iklim degisikligi arasinda güçlü bir korelasyonun oldugu pek çok arastirmaci tarafindan kabul ediliyor. Belirli bir grubun fütursuzca yürüttügü ekonomik çikarlara dayali faaliyetlerin sonucu olarak çevre sisteminin arka plana itilmesi, sistemik dengenin bozulmasiyla sonuçlanan bir iklim degisikligini de beraberinde getirdi. Sürecin olumsuz sonuçlarini azaltmak, mümkünse ortadan kaldirmak gayesiyle hükümetler bir araya geliyor. Her ne kadar iklim degisikligine küresel ölçekte ilgi çekilmeye çalisilan ilk toplanti 3-14 Haziran 1992 tarihleri arasinda Rio de Janeiro’da gerçeklesen (“Rio Konferansi” olarak da bilinen) Birlesmis Milletler (BM) Çevre ve Kalkinma Konferansi olsa da -ki konferansin bu baglamda en önemli çiktilarindan biri BM Iklim Degisikligi Çerçeve Sözlesmesi olmustur-, gelinen noktada yeterli basari saglanamadigi, politikalarin ve uygulama planlarinin yeniden gözden geçirilmesi gerektigi asikâr.

Sistemin dengesini bozacak nitelikte emisyon olusturucu faaliyetler öyle bir seviyeye ulasmistir ki artik küresel ölçekte politika yapicilar da gerekli önlemler alinmadigi takdirde insanligi ciddi tehlikelerin bekledigini her firsatta dile getirmeye basladilar. BM tarafindan 2018 yilinda hazirlanan bir rapora göre bilim insanlari, +1,50 (C) dereceyi geçmeyecek bir küresel sicaklik artisinda iklim degisikliginin olumsuz etkilerinin en az düzeyde gerçeklesecegi ve yasanabilir bir iklim sistemine katki saglayacagi görüsünü belirttiler. Mevcut emisyon salinimlarinin hiz ve miktarindaki artisin ayni sekilde devam etmesi durumunda ise yüzyilin sonunda küresel sicaklik artisinin +4,4 (C) dereceye kadar artabilecegini, bunun da dünyanin ve insanligin sonu olacagina dikkat çektiler. Benzer sekilde, BM Genel Sekreteri Antonio Guterres de ülkelerin daha önce taahhüt ettikleri emisyon miktarlarinin düsürülmesi konusunda çok daha duyarli olmalari ve bu kapsamda, 31 Ekim-12 Kasim tarihleri arasinda Glasgow’da (Iskoçya) gerçeklestirilecek 26. BM Iklim Degisikligi Taraflar Konferansi’nda (COP26) çok daha iddiali hedeflerin belirlenmesi gerektigini israrla vurguladi. Öyle ki 2050 yilina kadar “sifir emisyon” konusunda her ölçekte ve sektörde bir uzlasinin saglanmasi için küresel çapta büyük bir “kurtulus savasi” mücadelesi yürütülüyor. Bu mücadele yürütülürken en fazla emisyon yayan 10 ülkenin toplam emisyona yüzde 68 katki yaptigi ve bu baglamda asil büyük sorumlulugun gelismis ekonomilere sahip bu ülkelerde oldugu gerçegini de ortaya koymak gerekiyor.

Iklim degisikligi; sistemik yapisi geregi, pek çok alt sistemi etkileme özelligine sahip. Bu etkilerin en önemli sonuçlarindan bazilari süphesiz; siddetli seller, orman yanginlari, asiri ve beklenmeyen ani hava kosullari ve buna bagli olarak ekosistemin ve içinde yasayan türlerin yok olmasi. Ancak iklim degisikliginin, insanoglunu etkileyen, çok boyutlu yapisiyla da gündem olusturan sonuçlardan biri ise kuskusuz iklime dayali zorunlu göç hareketi.

- Iklim mülteciligi

Iklim mültecileri, iklim degisikliginin unutulmus kurbanlari olarak degil artik küresel bir sorunun parçasi olarak gündemde. Iklim mültecileri; çevre sorunlarina dayali yasanan afetlerden etkilenen büyük insan topluluklarinin, karsi karsiya kaldiklari zorluklarla mücadele etme ve hayatlarini sürdürebilmek için yasadiklari topraklardan zorunlu olarak ayrilarak daha güvenli olacaklarini düsündükleri, sinir ötesi baska bir cografi alana göç etmeleri seklinde tanimlanabilir. Bu göçün nedeni olarak da küresel isinma, deprem, tsunami, sel, orman yangini, kuraklik ve çöllesme gibi doga olaylarinin yikici etkileri gösteriliyor. Örnegin, 2011 yilinda Tayland’da yasanan büyük ölçekli sel felaketinden yaklasik 13 milyon insan etkilendi. Benzer sekilde 2014 yilinda Sirbistan, Bosna-Hersek ve Hirvatistan’daki sel felaketlerinde 2,5 milyonu askin insan etkilendi.

Bilim insanlari, iklim mülteciligi ile küresel isinmaya dayali küresel iklim degisikligi arasinda ciddi baglarin oldugunu öne sürüyor. Bu baglamda; yagmur ormanlarinin büyük zarar görebilecegi, buzullarin eriyerek deniz seviyesini yükseltecegi, ozon tabakasinda bozulmalarin yasanacagi, çöllesme ve kuraklasmanin yasanacagi ve büyük ölçekli sel felaketlerinin ve tufanlarin meydana gelecegi gibi öngörüler mevcut. Bu öngörülerin gerçeklesmesi durumunda insanligin etkilenmemesi mümkün degil. Kaldi ki, Nisan ayinda BM Mülteciler Yüksek Komiserligi (UNHCR), 2010 yilindan bu yana iklim degisikligine bagli afetler nedeniyle yerinden olan insan sayisinin 21,5 milyona yükseldigini açikladi. Diger yandan Ekonomi ve Baris Enstitüsü’nün (IEP) 2018 yilinda yayinladigi Ekosistem Tehdit Kaydi (ETR) adli raporda, 2050 yilina kadar iklim degisikligine dayali yasanabilecek afetler nedeniyle en az 1,2 milyar insanin yerinden olabilecegi ileri sürüldü. Benzer sekilde, Banglades’te 2050 yilina kadar deniz seviyesinin yükselmesi nedeniyle ülkenin yüzde 17’sinin sular altinda kalacagi ve burada yasayan 20 milyon insanin evini kaybedecegi tahmin ediliyor.

Dünyanin bugün geldigi noktada iklim mülteciligi çift yönlü olarak toplumlari etkileme gücüne sahip bir olgu olarak karsimiza çikiyor. Deniz seviyesinin yükselmesi nedeniyle evlerini terk edip Yeni Zelanda ve Avustralya’ya yerlesmek zorunda kalan yaklasik 11 bin nüfuslu Tuvalu halkinin sadece bundan etkilendigi, yerlesilen ülkelerin bundan etkilenmedigi söylenemez. Benzer sekilde, geçtigimiz Kasim ayinda yasanan iki büyük kasirganin yol açtigi afet sonucu Honduras, Guatemala ve El Salvador’dan birçok insanin siniri geçerek Meksika’ya gelip ABD sinirina yöneldigi ve neden oldugu sorunlar ve reaksiyonlar biliniyor.

BM Insan Haklari Konseyi, Mart 2018’de, iklim degisikliginin neden oldugu sinir ötesi insan hareketi konusunu, insan haklarinin korunmasi perspektifinden tartisan bir sonuç belgesini kabul etti. Belgede, iklim degisikligi nedeniyle göçe maruz kalan kisiler arasinda, klasik mülteci tanimi içinde kalmayan, bu tanima uymayan çok sayida kisinin bulunduguna dikkat çekiliyor. Çünkü “mülteci” kavrami “iklim mültecileri” kavramini kesinlikle tam olarak karsilamiyor. Ayrica, iklim mültecilerinin insan haklari baglaminda korunmasina iliskin hukuk sisteminin yetersiz oldugu da vurgulaniyor. Özellikle sinir asiri gerçeklesen zorunlu göç hareketlerinde, bu kisilere ne göçmen ne de mülteci statüsü veriliyor. Mülteci kavrami dogasi geregi içinde baski, zulüm, savas, temel insan haklarinin ihlali, iskence gibi birtakim nedenlerle baska bir devletin korumasi altina girmeyi barindiriyor. Oysa ki iklim mültecileri için böyle bir zulüm ve baski ortami söz konusu degil. Iklim mültecileri yasadiklari afet sonucu yasayabilecekleri bir vatan kalmadigi için statü olarak “vatansiz” adlandirilabiliyorlar. Iklim mültecilerinin statülerinin tam olarak ne oldugu hususunda tam bir karmasiklik söz konusu. Bu da uluslararasi korumaya iliskin ayricaliklarin verilmesi konusunda uzlasilmis ve kabul edilmis bir mevzuatin olmamasindan kaynaklaniyor.

Diger yandan, her ne kadar BM tarafindan Aralik 2018 yilinda kabul edilen Güvenli, Sistemli ve Düzenli Göçe Iliskin Küresel Ilkeler Sözlesmesi’nde de (Global Compact on Safe, Orderly and Regular Migration), büyük ölçekli insan hareketlerine neden olan faktörlerden birinin; çöllesme, arazi bozulmasi, kuraklik ve yükselen deniz seviyeleri gibi dogal afetleri de içeren “iklim degisikligi ve çevresel bozulmanin olumsuz etkileri” oldugu açikça ifade edilmis ve sözlesme; çevresel bozulma nedeniyle mense ülkelerinden ayrilmak zorunda kalan göçmenler için, uyum ve geri dönüsün mümkün olmadigi durumlarda, hükümetlerin varis ülkelerindeki iklim mültecilerini korumak için planli yer degistirme ve vize seçenekleri gelistirerek çalismasi gerektigini açikça belirtmis olsa da, bugün iklim mülteciligi kavramina iliskin küresel ölçekte kabul edilmis bir tanimlama yok. Dolayisiyla göçe maruz kalan insanlarin hukuki statülerini tespit ederek haklarini koruyacak etkin bir mekanizma da bulunmuyor.

- Degerlendirme ve sonuç

Göç, insanlik tarihi kadar eski bir kavram. Insanoglu sürekli hareket halinde olmus, bu hareket bazen kendi istegi ile bazen de zorunlu bir sekilde gerçeklesmistir. Zorunlu olarak gerçeklesen göç hareketinin arka planinda can ve mal güvenligini saglamak güdüsü olmustur. Son dönemde ise yeni bir kavram ortaya çikmis bulunuyor; klasik mülteci kavramindan ayrilarak, küresel isinmaya dayali iklim degisikliginin bir sonucu olarak gündemimize giren “iklim mülteciligi” kavrami. Iklim mülteciligi kavraminin çevre ve çevre sorunlari ile bagi asikâr. Bu kapsamda bakildiginda, küresellesme ile yasanan büyük ölçekli ve sinir asan çevre sorunlarinin kuskusuz son yüzyilin en önemli gündem konularindan biri oldugu söylenebilir. Son yillarda dünyanin hemen her yerinde karsilasilan iklim degisikligi, depremler, seller, orman yanginlari, ani ve beklenmeyen hava olaylari gibi faktörler tüm ekosistemi, özelde de insanligi olumsuz yönde etkiliyor. Insanoglu da bu olumsuz etkileri ortadan kaldirmak veya en aza indirmek, baska bir ifadeyle “sürdürülebilirligini” saglamak için, hakli olarak mücadele ediyor. Küresel iklim degisikligi ile mücadele kapsaminda ortaya konulan en önemli parametrelerin basinda ise emisyonlarin azaltilmasi geliyor. Küresel ölçekte politika yapicilar, küresel düzeydeki sicaklik artislarini +1,5 (C) derece ile sinirlandirmak için dünyanin önümüzdeki 10 yildaki emisyonlarinin yariya indirilmesi gerektigini ve yüzyilin ortasina kadar “net sifir karbon” emisyonuna ulasilmasina vurgu yapiyorlar. Bunu saglamak için “enerji sistemlerinin ivedi sekilde degismesi” gerektigi ve fosil yakitlardan, günes veya rüzgâr gibi yenilenebilir kaynaklara geçilmesinin önemli olacagina dikkat çekiliyor.

Diger yandan, iklim degisikligi ile mücadelede gösterilecek çaba, sadece kamu sektörünün degil ayni zamanda özel sektör ve sivil toplum kuruluslarinin da üstlenecegi görev ve sorumluluklari barindiriyor. Özellikle hükümetlerin ve sirketlerin mali açidan önemli destek ve yatirimlar yapmalari, bu mücadelede son derece önemli. Sanayilesmis ve emisyon üretimi konusunda basi çeken ülkelerin yesil ekonomiye geçis konusunda taahhüt ettikleri yillik 100 milyar ABD dolari kaynak saglama sözünü gerçeklestirip gerçeklestirmeyecekleri de bu mücadelenin seyrini ve basarisini görme açisindan önemli bir esik olacak.

Sebep sonuç iliskisi içinde birbirine siki sikiya bagli olan ve küresel isinmaya dayali iklim degisikliginin dogrudan bir sonucu olarak görebilecegimiz iklim mülteciligi olgusu ile mücadele edebilmenin basat unsuru kuskusuz emisyonlarin kritik esige kadar azaltilmasi. Bu baglamda dikkat edilmesi ve üzerinde çalisilmasi gereken bir diger konu ise iklim mültecilerinin hukuki haklari. Iklim mültecileri; irk, din veya diger gerekçelerle hakli nedenlere dayanan zulüm korkusu tasiyan kisileri koruyan Mültecilerin Hukuki Statüsüne Iliskin Sözlesme kapsaminda korunmaya uygun bulunmuyorlar. Bu yüzden uluslararasi mevzuatta iklim mültecilerinin net bir taniminin olmamasi ve konuyu ele alacak ve açikliga kavusturacak uluslararasi kurum ve kuruluslarin bulunmayisi, bu konudaki en önemli sistemsel eksikliklerin basinda geliyor. Sorunun, COP 26’da çok daha fazla tartisilacagi düsünülüyor. Dört temel hedef üzerinde ve 190’dan fazla ülkenin temsilcisinin katilimiyla sekillenecek toplantida, ülkelerden, emisyonlarin azaltilmasi konusunda önemli siyasi ve mali taahhütler alinmasi planlaniyor.

Son olarak su noktaya dikkat çekmekte yarar var: Çevre ve çevre sorunlari gibi sistemik sorunlara bütünlesik bir bakis açisiyla yani sistemik olarak bakilmali ve çözüm aranmali. Aksi durumda üretilen politikalar, daha önce de oldugu gibi palyatif çözümün ötesine geçemeyecek, pek çok kaynagin israfina yol açacaktir. Bunun içinse hükümetlerin ortaklik semsiyesi altinda, bütüncül bir paradigma degisimi önermek ve uygulayacak dirayeti göstermek üzere bir araya gelmeleri büyük önem tasiyor. Bu baglamda, sermayenin karar verme gücünü belirleyen, 51’in karsisinda 49’un çikarlarini korumayip, kapitalizmin sisirdigi rüzgârla yol alan küresellesme anlayisinin yerine 99’a karsi 1’in hakkini gözeten hak anlayisina dayali bir sistemin tanimlayacagi küresellesmenin, insanlik için bambaska ufuklar açacagi düsünülüyor. Ortaklik anlayisina dayali kurulacak bu sistemde sürdürülebilir insanlik için tüm kesimler, merkezi yönetimden yerel yönetimlere, kamu sektöründen özel sektör, sivil toplum ve kooperatiflere kadar, halkin da katilimi ile bu büyük sinerji yakalanabilir.

???????Not: Konuyla ilgili detayli bir okuma için bkz: https://www.researchgate.net/publication/329644365_Kuresellesme_ve_Cevre_Sorunlari_Baglaminda_Goc_Iklim_Multecileri

[Doç. Dr. Imam Bâkir Kanli, Marmara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi, Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü, Kentlesme ve Çevre Sorunlari Anabilim Dali’nda Ögretim Üyesidir]
Kaynak: AA