Asırlık Su Sarnıçları Zamana Meydan Okuyor
Kanuni Sultan Süleyman'ın 1520 yılında Rodos seferi öncesinde ordusunun su ihtiyacını karşılamak için Muğla yöresine yaptırdığı 5 asırlık sarnıçlar, hala varlıklarını koruyor.

Sadece sanat tarihî ve mimari açıdan değil, sarnıçlar, bugün de yol kenarlarında bulunanlar, eski devirlerdeki ulaşım yollarının belirlenmesine yardımcı olduklarından, tarihî coğrafya açısından önem taşıyorlar. Sarnıçlar üzerinde son zamanlarda güzel ve temiz görülmesi uğruna, üzerlerinin sıvandığı ve hatta kireçle badana edilerek tek tipleştirilmeyle karşı karşıya. Bugün şehirlerde ve köylerde, evlere şebeke suyu bağlandığı için, yerleşim merkezlerindeki sarnıçlar kullanım dışı kalmış. Fakat, dağ başlarındakiler orijinalliklerini hala koruyor. SU SARNIÇLARININ ÖZELLİKLERİ Sarnıçlarda, daire şekilli istinat duvarı üzerini örten kubbe, taşların ters gerilim tekniğine göre dantel gibi işlenip örülmesiyle ayakta durur ve tam tepesinde kilit taşı yer alır. İstinat duvarlarının yüksekliği bir-bir buçuk metre, kalınlığı ise 40-50 santimdir; ancak bir taş eninde olan kubbe ise 15-20 santim kalınlığındadır. Kubbe, istinat duvarının üstünde ve 25-30 santim içinden başlar. Kapı kısımlarında ve alınlığında, yekpare kesilmiş mermerler veya büyük taşlar yer almaktadır. Kubbe veya tonozun, istinat duvarından 25-30 santim kadar içte kalmasının ve istinat duvarının dış kısmının, biraz yüksek olmasını sebebi, kubbeye düşen yağmur sularının, duvarla kubbenin birleştiği yerdeki dolgu deliklerinden, sarnıcın içine akmasıdır. Son dönemlerde yapılan sarnıçlarda, dolgu delikleri toprak seviyesindedir ve bu yüzden, sarnıca, yağmur suyu ile birlikte, toprak da dolmakta; böylece bir süre sonra sarnıç kullanılmaz hâle gelmektedir. Sarnıca, kapıdan yağmur suyu ile birlikte toprağı sürükleyip gelen suyun girmesini ve sulanmaya gelen hayvanların sarnıca düşmesini önlemek amacıyla, 40-50 santim yükseklikte kare veya dikdörtgen alanlı bir engel duvarı örülür. Sarnıçlar, genellikle dere taşıyla, az da olsa bazıları kırma taş ile yapılmışlardır. Taşları tutturmak için, önceleri yağlı çamur, sonraları ise kireç-kum karışımı harç kullanılmıştır. Orijinallerinde, örme taşların üstünde sıva yoktur ve bu halleriyle, yalın bir güzellik sergilemektedirler .
