12 Eylül Darbesine İlişkin Dava Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesine Sunulan Dilekçe

'İhtilalleri ahlaki bulmamak başka şeydir, ihtilalleri yargılamaya kalkışmak başka şeydir. Buna 'restorasyon' denmektedir'' ''İddianamede faillere isnat edilen suçun tamamlanmış bir şekli yoktur ki teşebbüsü olsun.

12 Eylül Darbesine İlişkin Dava Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesine sunulan dilekçesinden : ''İddianamedeki iddianın mantığı geçerli ise 26 Mayıs 1960 tarihinden sonraki her türlü kamusal işlem yetkisini 1924 Anayasası'ndan almadığı için hükümsüzdür. İddianamedeki bu düşünce doğru ve geçerli ise şu anda iddianameyi kabul ederek yargılama yapmakta olan mahkemenin her türlü işlemi de zorunlu olarak hükümsüzdür'' ''İhtilalleri ahlaki bulmamak başka şeydir, ihtilalleri yargılamaya kalkışmak başka şeydir. Buna 'restorasyon' denmektedir'' ''İddianamede faillere isnat edilen suçun tamamlanmış bir şekli yoktur ki teşebbüsü olsun.

Uygar ülkelerin ceza kanunlarında kurucu iktidar olmak fiilini cezalandıran bir hükme rastlanmış değildir. Herhalde bu Türk icadıdır'' ANKARA 12 Eylül darbesine ilişkin mahkemeye sunulan dilekçede, iddianamedeki iddia mantığına göre 26 Mayıs 1960 tarihinden sonraki her türlü kamusal işlem yetkisini 1924 Anayasası'ndan almadığı için hükümsüz olduğu ileri sürülerek, ''İddianamedeki bu düşünce doğru ve geçerli ise şu anda iddianameyi kabul ederek yargılama yapmakta olan mahkemenin her türlü işlemi de zorunlu olarak hükümsüzdür'' görüşü dile getirildi

12 Eylül Darbesine ilişkin davanın sanıklarından dönemin Genelkurmay Başkanı, 7. Cumhurbaşkanı Kenan Evren ve Hava Kuvvetleri Komutanı emekli Orgeneral Tahsin Şahinkaya'nın avukatı Bülent Acar, davaya ilişkin bazı tespit ve itirazların bulunduğu dilekçeyi, Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesi'ne sundu. Milli Güvenlik Konseyi Başkanı ve üyesinin anayasal düzeni oluşturma ve kurma, 1982 Anayasası'nı yapma ve yürürlüğe koyma, TBMM'nin faaliyete geçmesine kadar anayasal görevini sürdürme ve anayasal düzeni ortadan kaldırma fiil ve işlemlerinden dolayı hukuki güvenliklerinin bizzat ve doğrudan 1982 Anayasası ile sağlandığı belirtilen dilekçede, ''Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nde erkini, yetkisini, görevini 1982 Anayasası'ndan alan kişi, organ ve kurum 'restorasyon yapma' girişiminde bulunmadan, Milli Güvenlik Konseyi Başkanı ve üyesinin belirtilen fiil ve işlemlerinden dolayı, bizzat ve doğrudan 1982 Anayasası ile güvence altına alınan ve korunan hukuki güvenliklerine dokunamaz, dokunmaya cesaret bile edemez'' denildi.

Milli Güvenlik Konseyi Başkanı ve üyesinin hukuki güvenliğinin, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nde en yüksek dereceli korumaya sahip hukuki güvenlik olduğu ifade edilen dilekçede şunlar kaydedildi: ''Cumhurbaşkanının hukuki güvenliği bile bu kişilerin hukuki güvenliğinin derecesinden azdır. Çünkü bu kişiler, kurucu iktidardır. Milli Güvenik Konseyi Başkan ve üyesinin eylem ve işlemlerinden soruşturulmaya ve yargılanmaya kalkışılması demek, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nde bizzat 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası hükümleri ile en yüksek hukuki güvenliğe sahip kişilerin, yetkisiz, fiili, hukuka aykırı, keyfi soruşturulmaları, yargılanmaları bu kişilerin hukuki güvenliklerinin keyfi olarak çiğnenmeye kalkışılması demektir.'' Davanın iddianamesine ilişkin eleştirilerde bulunulan dilekçede, ''İddianameye göre, 1982 Anayasası, erksiz, yetkisiz, fiili, yani keyfi bir işlemle yapıldığından 'yetkisizlikten' hukuken yok hükmündedir. İddianamedeki iddianın mantığına göre, hukuken yok hükmündeki 1982 Anayasası'nın halkoyuyla yürürlüğe konulması ve Resmi Gazete'de yayınlanması da hukuken yok hükmündedir'' ifadesine yer verildi. -''Mahkemenin işlemleri hükümsüzdür''- Dilekçede, şu görüşler ileri sürüldü: ''İddianamedeki iddianın mantığına göre, ihtilali veya darbeyi yapan fiili güç, hep fiili güç olarak kalmaktaysa 27 Mayıs 1960 tarihinde ihtilal veya darbe yaparak Milli Birlik Komitesi adını alan askeri fiili güç de hukukilik kazanamaz ve kurucu iktidar olamaz. Sonuç olarak iddianamedeki iddianın mantığına göre, 1961 ve 1982 Anayasaları ile bu Anayasalarla kurulan anayasal düzenler ve bu Anayasalardan yetki alınarak yapılan her türlü yasama, yürütme, yargı işlemleri hükümsüzdür. İddianamedeki iddianın mantığı ve hukukiliği geçerliyse bugün için yürürlükteki Anayasa, 491 sayılı Teşkilatı Esasiye Kanunu'dur. İddianamedeki iddianın mantığı geçerli ise 26 Mayıs 1960 tarihinden sonraki her türlü kamusal işlem yetkisini 1924 Anayasası'ndan almadığı için hükümsüzdür. İddianamedeki bu düşünce doğru ve geçerli ise şu anda iddianameyi kabul ederek yargılama yapmakta olan mahkemenin her türlü işlemi de zorunlu olarak hükümsüzdür. 26 Mayıs 1960 tarihinden sonraki her türlü kamusal işlemin hükümsüzlüğü, Türk hukuk düzeninde kargaşaya yol açar.

Tek başına açıklanan sonuçlar, iddianamedeki iddianın mantığının ve hukukiliğinin geçerli olmadığını göstermektedir. Böyle olunca, iddianamedeki iddia hukuki geçerlilikten, değerden ve dayanaktan yoksundur.'' -''Davanın reddi talebi''- ''İddianamede güdülen mantık, azı cezalandıran bir kanunun çoğu da cezalandırdığını ileri sürerek, ihtilale veya darbeye teşebbüsü tamamlanmış suç gibi görerek, kanunun suç saymadığı bir fiilden faillerin cezalandırılmasının istenmesi, ayrı bir yüksek dereceli hukuki yanlıştır'' denilen dilekçede, ''İddianamede faillere isnat edilen suçun tamamlanmış bir şekli yoktur ki teşebbüsü olsun. Uygar ülkelerin ceza kanunlarında kurucu iktidar olmak fiilini cezalandıran bir hükme rastlanmış değildir. Herhalde bu Türk icadıdır'' görüşü dile getirildi. Kanunda olmayan bir hükümle hiç kimseyi, hiç kimsenin yargılayamayacağı ifade edilen dilekçede, ''İhtilalleri ahlaki bulmamak başka şeydir, ihtilalleri yargılamaya kalkışmak başka şeydir. Buna 'restorasyon' denmektedir.

Bu, öğretide ihtilalcinin bir başka ihtilalci tarafından yargılanmasıdır'' ifadesi kullanıldı. İddianamenin ve kamu davasının ''erk yokluğu/yetkisizlik'' nedeniyle hukuken yok hükmünde olduğunun tespit edilmesi talep edilen dilekçede, dosyanın ilgili makama iadesi veya davanın reddine karar verilmesi istendi. İhtilal veya darbe yapma fiilini suç sayan bir ceza normunun olup olmadığının tespiti istenen dilekçede, bu kapsamda bu fiili suç sayan bir ceza normu varsa bunun bildirilmesi talebinde bulunuldu .