
Osman Gazi Üniveristesi’nden Prof.Dr. Ahmet Kartal’ın yönettiği Panele konuşmacı olarak İstanbul Üniversitesi’nden Öğretim Üyesi Prof.Dr. A.Azmi Bilgin, Yıldırım Beyazıt Üniversitesi’nden Prof.Dr. Ertuğrul Yaman, Yrd.Doç.Dr. Kadir Güler katıldılar.Prof.Dr. Ahmet Kartal’ın “Ham insanı ekmel noktaya taşıyarak insanı kamil yapan, telaffuzu bile insanı ürperttiği ölümü şeb-i aruz olarak gördüren, hissettiren ve tattıran, Peygamber olmayıp kitabı olan Mevlana Celaleddin Rumi’yi tazimle ve saygıyla selamlayarak paneli başlatmak istiyorum sözleriyle başlayan panelde Prof.Dr. Ahmet Kartal, Mevlana gerçek aşıklığın nasıl olmasını gösteren mümtaz şahsiyettir diyerek şunları söyledi:Hem fani alemin hem de bütün mahlukatın yaratılmasına sebep olan topraktan yaratılan maddeyi göklere yükselten Tur dağını raksa getirip paramparça eden toprağı altına dönüştüren bir iksir olan insanı ebedi saadete ulaştıran bazen zindanı bazen de ateşi cennet bahçesine çeviren, insanı meleklerden çok manevi makama yükselten yaratılanı Yaradan kavuşturmada önemli bir vesile olan bizim medeniyetimizin ve klasik şiirimizin ise temelini oluşturan aşkı gönlünde yaşayan, hisseden, zevkini tadan ve bütün benliğiyle duyan duyduğu ve tattığı bu hissi zevki bütün insanlığa tattırmaya çalışan Mevlana bizzat kendi yaşantısıyla aşıklığın nasıl olması gerektiğini ve gerçek aşığın kim olduğunu gösteren önemli bir mihenk taşı olan mümtaz bir şahsiyettir. Bu insanı anlamanın yolu bu aşkı anlamaktan geçer. ”Mevlana’yı yetiştiren çevre konusunda konuşan Prof.Dr. Azmi Bilgin,“ Her şey mutlaka çevresiyle tanınır. Tohumun yeşerebilmesi, dal budak salabilmesi için bir yerden beslenmesi gerekir. Aynen onun gibi insanların da yetişirken çevresinden etkilenmesi de gayet doğaldır. Dolayısıyla Mevlana’yı Mevlana yapan da aslında çevresidir diyebiliriz. Mevlana’nın çevresindeki büyük insanlar büyük alimler tasavvur erbabı kimseler olmasaydı Mevlana’da bugünkü anladığımız manada ne eserlerini ortaya koyabilecekti ne de asırlar sonra böyle canlı bir şekilde yaşayan fikirlerinden bütün dünyanın etkilendiği kişi olabilecekti. Dolayısıyla kişilerin yetişmesinde çevrenin son derece önemli olduğunu bilmemiz gerekir.” şeklinde konuştu.Türk Edebiyatında ayrımları nazara vererek örnekler sunan Bilgin, şairlerin kendi inanç ve tasavvuf anlayışlarını dile getirdiklerini ifade ederek şunları söyledi.“Tasavvuf Edebiyatın şairler belli bir meşrebin temsilcileri durumunda ise, bunlar şiirlerinde dini, tasavvufi konuları ana konu olarak almışlardır. Kendi tanrı, evren ve insan anlayışlarını inanç ve meşreplerini başkalarına aktarılması bu şairlerin esas gayesi olmuştur. Ancak her mutasavvıf şair de bir değildir. Bunların büyük bir kısmı belli bir kalıplara sıkışıp kalmış Mevlana gibi yüzyıllardır çok sayıda ve her çeşit insana onların diliyle hitap etmeyi başarabilmiş mutasavvıf şairlerimiz çok fazla değildir. İşte Mevlana da belli kalıplara sıkışıp kalmadan duygu ve düşüncelerini evrensel bir dille söylemeyi başarmış mutasavvıflarımızdan biridir. Onu insanlık şairi yapan da aslında bu özelliğidir. Mevlana’nın her dinden her meşrepten yaşadığı dönemde de bunu görüyoruz bugün de bunu bizzat müşahede ediyoruz, Mevlana’nın eserleri en çok Amerika’da okunuyor, dolayısıyla her türlü insana hitap etmeyi o günde başarmış bugünde ” şeklinde konuştu.Mevlana’nın etkilendiği çevre ve kişilerden söz eden Bilgin, Mevlana ve oğlu Sultan Veled’in Seyyid Burhaneddin’den çok fazla etkilendiğini söyledi.Dil ve iletişimle ilgili olarak Mevlana’nın eserlerinden çok istifade ettiğini söyleyen Prof.Dr. Ertuğrul Yaman da panelde yaptığı konuşmada dille iletişimin önemine değindiği konuşmasında gönül dilinin önemine değinerek şunları söyledi: “Gökyüzüne fışkıran sular derinlerden çıkan sulardır. Toprağı yarar ve gökyüzüne fışkırır. Mevlana’nın sözlerini, öğretilerini, felsefesini etkili ve kalıcı kılan derinliğidir. Söz gönülden çıkmadıkça maksadına ulaşamıyor.”Mevlana’nın bazı sözlerini dinleyicilerle paylaşan Prof.Dr. Yaman, Mevlana sözden doğan suretin konuşma dilinin fani olduğunu, baki olanın ise gönülden çıkan, derinlerden çıkan olduğunu ifade ediyor dedi.Yaman, Mevlana Hazretlerinin hayatına ve eserlerine bakıldığında onun gönüller sultanı olarak adlandırılmasında kullandığı dilin konuşma dili ya da lisanı-halden çok kalbin dili, gönlün dili olduğu, sözleri derinden çıktığı için bu kadar kalıcı olmuştur dedi.DPÜFen Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd.Doç.Dr. Kadir Kütahya’nın Konya ve Afyon’dan sonra Mevleviliğin üçüncü merkezi olduğunu kaydederek, Kütahya’daki Mevlevi tekkeleri konusunda bilgi verdi. Kütahya’da Mevleviliğin Sultan Veled’in kızı Mütalaa Hatunu Germiyan Savcı Beyin oğluyla evlendirmesi sonrası Kütahya Mevleviliğinin inkişafını sağladığını belirti, Kütahya’da Mevleviliğin gelişim süreciyle ilgili tarihsel bilgiler sundu.