"ankara`da İki Mükemmeliyet Merkezi Kurduk" Ankara (a.a)
Sağlık Bakanı Recep Akdağ, Türkiye genelinde kadın ve çocuklara yönelik şiddet ve istismara karşı izlem merkezlerini yaygınlaştıracaklarını belirterek, ``Bir erkek evde eşine kötü davranmış, şiddet uygulamışsa, karakoldaki polis ya da savcı `eşindir, kocandır` falan demeyecek.
Dendiği müddetçe bu problem ortadan kalkmaz`` dedi
Anadolu Ajansı Editör Masası`nın ilk konuğu olan Akdağ, sağlık alanında tartışılan güncel konularla ilgili değerlendirmelerde bulundu
Sağlık Bakanı Akdağ`ın röportajı şöyle: Soru: Kadına yönelik şiddet ülke gündeminde önemli bir yer işgal ediyor. Sağlık Bakanlığı, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ile ortak çalışma yürütüyor. Bu konuda neler yapıldı ve yapılması planlanıyor? Akdağ: Uzunca bir zamandır sağlık çalışanlarının da içinde olduğu belli gruplarda eğitimler verdik. Güvenlik kuvvetleri, öğretmenler, sağlık çalışanları... Şiddetin şöyle bir boyutu da var; şiddet çoğu zaman açığa çıkmıyor. Kadına şiddette de böyle, çocuğa şiddette de böyle, her iki gruba cinsel istismarda da böyle... Kapalı, gizli kalıyor. Hatta bunu zaman zaman bu görevliler de gizliyor. Bir öğretmene şiddet gittiği zaman bunun üzerini kapatmayacak. `Kapatmayacak` derken, ortalığa yayacak anlamında değil. Yetkilisine, ilgilisine ulaştırabilecek. Bu sağlık çalışanı için de böyle. Ya da bir erkek evde eşine kötü davranmış, şiddet uygulamışsa, karakoldaki polis ya da savcı `eşindir, kocandır` falan demeyecek. Dendiği müddetçe bu problem ortadan kalkmaz. Bir defa yine işin ahlaki boyutuyla ilgili bir şey söyleyeyim, bir kadına el kaldırıp da vuran bir erkek kadar aciz, zavallı ve vahşi bir insan olamaz. Senin fiziksel gücün ondan fazla diye bunu yapıyorsun ya da neyse... Statün diyelim evin geçimini Anadolu`da bazen erkek sağlayıp kadının bu imkanı olmadığı için de bunlar yapılabiliyor. Her zaman sadece güçten de doğmuyor. Kadın ondan da kuvvetli olabilir, ama kendini güçsüz hissediyor. Böyle bir durumda bir insana fiziksel, ruhsal, her neyse, şiddette bulunmak hakikaten tam bir vahşet. O zaman bunun cezalandırılacağından emin olması lazım. Bilmesi lazım ki bu karşılıksız kalmıyor
Bununla ilgili çok çalışmalar yaptık. Tabii işin bir de şiddeti toplumdan tamamen uzaklaştırıcı çalışmalar var ki o çok daha orta, uzun vadede ancak başarılabilecek bir iş. Peki bütün bunlara rağmen şiddet görmüşse bir kadın, bir çocuk, cinsel istismara maruz kalmışsa o zaman da o andan itibaren artık onu örselemeyip çok ciddi ölçüde korumak lazım
Ankara`da iki mükemmeliyet merkezi kurduk. Birini kurduk, öbürünü kuruyoruz. Birincisi çocukla ilgili olandı, öbürü kadınla ilgili olan... Çocukla ilgili olan çok mükemmel çalışmaya başladı. `Çocuk izlem merkezi` diyoruz. `Koruma` demedik. Öbürü de `kadın izlem merkezi`. Bunları bütün Türkiye`ye yaygınlaştıracağız. Önce modeli geliştirdik. İki senedir bunun üzerinde çalışıyoruz. Model çok mükemmel tuttu. Bunu inceleyen yurt dışından uzmanlar da modeli son derece beğendiler. Şöyle bir şey model; Ankara`daki işleyiş şeklini söylüyorum, bir çocuk cinsel istismara maruz kaldı diyelim ki okulda ya da başka bir yerde, buna şahit olan öğretmen tarafından ya da polis tarafından-onlar eğitim aldığı için- doğrudan çocuk izlem merkezine bildiriliyor. Ve çocukla hiç kimse konuşmuyor. `Konuşmuyor` derken, `nasıl oldu, anlat` denilmiyor. Bu uzmanlık merkezinden doğrudan gelinip çocuk alınıyor ya da aile haber vermişse birlikte merkeze gidiliyor. Merkez hakikaten çok rahatlatıcı bir ortam, mekan da ferah. Orada çocuk bir sosyal hizmet uzmanı ya da psikolog tarafından nöbette kim varsa karşılanıyor. Yaşına uygun bir odaya alınıyor. Küçük bir çocuksa oyuncaklar var. Daha büyükse kitaplar, broşürler var. Varsa ailesiyle birlikte oturmasına fırsat tanınıyor. İfadesinin alınması için hazırlıklar yapılıyor, savcı geliyor. Şimdi mesai içinde sürekli savcı da var artık... İfade odasına alınıyor çocuk... İfade odası dediğimiz yer yine çok rahat bir mekan. Aynalı bir oda. `Söyleşi odası` demek çok daha doğru. Yine yetişmiş, eğitim almış psikologla çocuk orada oturuyor. Genelde bu 1 kişi, bazen 2 kişi de olabiliyor. Savcı ve avukat ya da dışarıdan izleme hakkı olanlar aynalı bölümden içeriyi görüyorlar. Ama çocuk dışarıyı görmüyor. Ses mekanizmaları da var. Savcının bütün soruları çocuğun yaşına ve o andaki ruhsal durumuna göre psikolojik tercüme yapılarak çocuğa soruluyor. Cevaplar savcıya uygun biçimde veriliyor. Kayıtlar alınıyor, eğer gerekirse o gün ya da 1-2 gün misafir ediliyor. Çocuğun mahkemeye çıkmasına gerek kalmıyor. Savcılığa gitmesine gerek kalmıyor. Video görüntüler olduğu için mahkemeye gitmesine de büyük ölçüde gerek kalmıyor. Bir hastane içinde damgalamayı önlemek için de giriş çıkışı falan da normal bir hastanenin içinde yaptık
Kadınlar için de yapıyoruz. Bunları bütün Türkiye`ye yaymak için zamana ihtiyacımız var. Eleman yetiştireceğiz. Ama öyle zannediyorum ki önümüzdeki 2 sene içinde bunları bütün Türkiye`ye en azından büyük şehirlere yaymış olacağız. Bunun devamı Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı tarafından şöyle getirilecek; onu da Sayın Bakanla tekrar görüştük. Bu çocuğa ya da ailesine veya kadına, her neyse, mutlaka sosyal ve psikolojik desteğe devam etmek gerekiyor. Bu bir dosya ile daha sonra Sosyal Hizmetler tarafından takip edilecek
Soru: Bazen çocuk veya kadınların bu tür şeyleri istismar edebildiği söyleniyor. Ama muhakkak önlemlerini alıyorsunuzdur
Akdağ: Doğru. Orada da sorgulamaları iyi bilen uzman olursa, bunlar da azalır. İşi hiç bilmeyen bir polisin aldığı ifadeyi düşünün, bu hususta uzmanlaşmamış bir savcının işi devam ettirdiğini düşünün. Bir de bu merkezi düşünün. Böyle bir istismara yeltenen birini anında fark edebileceklerdir
-Kadına yönelik şiddet fotoğrafı- Soru: Kadına yönelik şiddet konusundaki bir gazetede yer alan fotoğrafı nasıl değerlendiriyorsunuz? Akdağ: Aslında ben doğrusu şiddetin ve şiddet haberlerinin birbiriyle ilişkisi nedir, bu işin uzmanı değilim. Ama birtakım uzman görüşlerini dinlediğimde şöyle bir hissiyatım oluyor doğrusu, şiddeti ya da benzeri birtakım davranışları haberleştirmek her zaman da beklendiği gibi bir sonuç vermiyor. Bunu haberleştirenlerin ben genelde kötü niyetinin olduğuna inanmıyorum. Şiddeti gösterelim, bakın herkes ne kadar kötü bir şey olduğunu görsün. Öyle olmuyor. Bazen de bu rol model haline dönüşüyor. Ne kadar doğrudur bilmem. Birisi testereyle birisini kesiyor, bunlar basında çok fazla yer alıyor. Daha önce buna benzer cinayetlere pek rastlanmazken, bunun peşine 5 kişi daha böyle yapıyor. O zaman aslında bunları konuşmak sadece bakanların ya da yetkililerin mi işidir diye bir soruyu ben yine sorayım. Mesela Anadolu Ajansı gibi köklü bir kuruluş bu işin öncülüğünü yapıp da medyada kendi araştırmalarını kendi yapar mı? Yani medya bu işi kendisi oto kontrol sağlamak üzere bir çalışmanın içine girer mi? Girmesi lazım. Bunu Sağlık Bakanlığı çalışacak da bir rapor hazırlayacak ya Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı... Bunu basın kendisi de yapabilir. Bir araştırma yapılır, işi iyi bilen uzmanlara bunun neye yol açtığı görülür, o zaman oturulur belli etik prensipler belirlenir, bu etik prensiplere uymayanlar bir yaptırım alırlar sektörün kendisi tarafından bir yaptırım alırlar. Yani bağışlayın beni ama böyle işte bir zaman kurulan Basın Konseyi gibi tamamen işin ideolojik tarafıyla ilgilenen, işi gücü farklı yaklaşımlar olan bir yaklaşım yerine gerçekten basının da kendi kendisini kontrol edeceği bir sistem kurması lazım. Bu sadece hükümetlerin işi değil. Hep bekleniyor ki bir kural koyalım. Kanun yapalım, madde yazalım, bu sefer yazdığınız kanun bir tarafıyla vatandaşı korurken, öbür taraftan belki sansüre yol açabilecek bir boyuta taşınıyor. Dengesini sağlamak o kadar da kolay değil
AA Genel Müdürü Kemal Öztürk: Anadolu Ajansı olarak önümüzdeki hafta yayın ilkelerimizi yayınlayacağız. Terör ve şiddet konusunda ne yapıyoruz, kendi açımızdan yayınlayacağız. Diğer medya organlarının nasıl davranacağını bilmiyoruz ama kendimize bir etik kural getirdik
Akdağ: Ben diyorum ki Anadolu Ajansı en azından diğer ajanslarla bir araya gelebilir bu anlamda bir çalıştay ya da atölye çalışması yapabilir. Birilerinin öncü olması öncü olacak kuruluşların başında Anadolu Ajansı geliyor
-Yeni programlar Soru: Bakanlığınızın obezite, sigara, ruh sağlığı gibi konularda eylem planları var, yeni eylem planlarınız söz konusu mu? Akdağ: Bakanlığımızın stratejik hedefleri açısından halk sağlığını korumak, birey sağlığını korumak ve bireyin daha sağlıklı yaşamasını teşvik etmek üzere programlarımız var. Bu programlar aslında birbirine entegre. Bu anlamda temel çerçeve tamamlandı diyebilirim artık. Bundan sonra bu programların hayata geçirilmesi, yaygınlaştırılması süreci... Ama ilave bazı programlarımız olacak. Mesela ağız ve diş sağlığıyla ilgili olarak yaptığımız işler bir ağız ve diş sağlığı programına, akılcı ilaçla ilgili yaptığımız işler akılcı ilaç kullanımı programına dönüşecek
Soru: Okullardaki sağlıksız beslenmeye karşı Milli Eğitim Bakanlığı ile çalışıyorsunuz, ama bununla ilgili yine şikayetler var, ek önlemleriniz olacak mı? Akdağ: Okullarda kısıtlanan yiyeceklerle ilgili bir şeyler yapılıyorsa, milli eğitimle ilgili yetkililer takip ediyorlardır
Fakat şişmanlığı önleme konusunda yapacağımız gıda ve ikram sektörüyle ilgili bütün çalışmaları aslında oturup birlikte çalışacağız, çalışmalıyız. İşin içinde Tarım ve Köyişleri Bakanlığı ile Milli Eğitim Bakanlığının yanı sıra biz varız. Bir tek okul kantinleriyle ilgili bir yaptırım geldi, ne kadar tartıştık. Reklamlardan tutun da lokantalardaki porsiyonlara kadar işin düzenlenmeye çalışıldığı bir alan söyleyin, oradan anlayın ne kadar çok tartışma çıkacaktır. O zaman bunun en kestirme yolu, mümkün olduğunca sektörle anlaşarak ve bunu biraz zamana yayarak yapmak lazım. Bu, sigara gibi herkesin zararlı olduğunda hemfikir olduğu, içenin, hatta satanın bile hemfikir olduğu bir alan değil. Ama bu böyle diye de peşini bırakmayacağız. Şöyle bir soru sorsaydınız `önünüzdeki en önemli işlerden biri bundan sonra nedir?` diye... Hep sorulur ya `en iyi bildiğin konuyu anlat` diye öğrencilerimize... Şişmanlık ve hareketsizlik konusu Türkiye`nin şu anda en önemli sağlık problemi. Bunu söylerken de Allah`a hamdediyoruz, yani Türkiye şimdi enfeksiyon hastalıklarından kırılan, aşıyla önlenebilir hastalıklardan dolayı çocukların SSPE olmaya devam ettiği bir ülke de olabilirdi. Türkiye, sağlıkta dönüşüm programı ve AK Parti hükümetleriyle bunlardan kurtuldu
Soru: Gribal enfeksiyonlarda artış var, domuz gribi gibi salgınlara karşı önlemleriniz neler? Akdağ: Grip ya da nezle dediğimiz halk arasında böyle bilinen hastalık grubunda antibiyotik kullanmanın hastalığın iyileşmesi üzerinde hiçbir olumlu etkisi yoktur. Sıfırdır yani... Yeni bir şey söylüyormuşum gibi geliyor ama bu çok iyi bilinen bir şey. Antibiyotikle daha kolay iyileşir de antibiyotiksiz de iyileşir gibi değil. Antibiyotiğin hastalığın gidişine, seyrine hiçbir olumlu etkisi yoktur. Olumsuz etkisi var mıdır? Vardır. Bir dünya yan etkisi vardır antibiyotiklerin. Üstüne üstlük de o antibiyotik de bize zaman zaman gerekli. Mesela gripte değil, ama zatürrede gerekli ya da ağır kulak iltihabında. İşte o hastalıkları yapan mikroplara karşı antibiyotiklerin etkisizleşmesine yol açıyor, sürekli kullanıldığı zaman. Bir de yan etkileri var. Demek ki grip ya da nezlede asla antibiyotik kullanmamalıyız. Grip ya da nezlede antibiyotik kullanmanız öneriliyorsa bunu mutlaka sorgulayın. Grip ya da nezlede antibiyotik neden kullanılabilir? Bunlarla birlikte kulak iltihabı görülebilir, zatürre ortaya çıkabilir, bunlar varsa tabii ki kullanacaksınız. Ama genelde tek başına grip ya da nezlede antibiyotik kesinlikle kullanılmamalı
-Ambulansların, hastanın adresini kolay bulması için çalışma yapılıyor- Soru: 112 acil servis kullanımıyla ilgili `Ambulans çağırdık, gelmedi` deniliyor ya da hasta sahibi, hastasını kendi imkanlarıyla hastaneye ulaştırmaya çalışıyor. Bu konuda Sağlık Bakanı olarak vatandaşlarımıza öneriniz nedir? Akdağ: Eğer bulundukları yeri doğru tarif edeceklerine inanıyorlarsa mutlaka ambulansı çağırsın ve beklesinler. Hatta yerine göre 112 onlara ambulans yetişinceye kadar o hastaya nasıl davranacaklarını da anlatacaktır. Olay şu, bir ambulans evimize ulaştığı anda hastanın tedavisi başlar, evde kaza geçirmişse evde başlar, yoldaysa yolda başlar. Zaten bir ambulans geldiği zaman oradaki yaralının başına inen kişi derhal ilk uygulamaları yapar. Boynuna boyunluk takar ya da belini korumak için tedbir alır. Siz belki de kaza geçiren kişiyi yerinden kaldırırken yapacağınızı yapıyorsunuz, ona nasıl davranacağınızı bilmiyorsunuz çünkü. Dolayısıyla ulaştığı anda hastaneye gitmesine gerek yok, tedavisi başlamıştır. Ambulansların içi tam bir yoğun bakım odası gibidir. Suni solunum yaptırma imkanından tutun da kalp durduğunda elektroşok uygulamaya varıncaya kadar... O zaman yapacağımız iş, yerimizi iyi tarif edebileceğimiz bir yerdeysek mutlaka telefon açıp ambulansı beklemek. Bazen yer tarifi yapılamıyor. Yanlış adres veriliyor, ondan sonra ambulans geliyor, bulamıyor
Sağlık sistemimiz içinde en fedakar, en cefakar çalışanlar bu ekiplerdir. Şunun üzerinde de çalışıyoruz; Türkiye`de bu elektronik sistemler, yer bulma sistemleriyle ilgili hususlarda birtakım gelişmeler var. Ama cep telefonuyla yer bulma sistemi şu anda çok gelişmiş değil. Çok daha dakik yer bulma sistemleri de var. Bunlar üzerinde de çalışıyoruz. Yeri tarif edemeseniz bile açtığınız telefondan yerinizi noktasal olarak bulma imkanına sahip miyiz ya da ne kadar sahibiz. Teknolojiyi bu anlamda da sonuna kadar kullanmaya kararlıyız, üzerinde araştırma yapıyoruz
Vatandaşa söyleyeceğimiz kısaca şu; bir defa 112`yi lüzumsuz arayanlar var. Onlar bunu yapmasınlar. İkincisi de ambulansa telefon açsın ve beklesinler. İlk iş olarak ambulansa telefon açsınlar. Basına düşen bazı haberlerde şunu gördük; deniyor ki, ambulans yarım saatte gelmedi. Bakıyoruz ambulans 5 dakikada gitmiş. Ama ambulans 20 dakika sonra aranmış. Nasıl olduysa o sırada etraftakiler telaş içinde birisi aradı diye düşünerek aramamış. Basındaki `ambulans gecikti` haberlerinin yüzde 90`ı yanlış çıkıyor
-Yüzen hastane yapımı planlanıyor- Soru: Yeni ambulanslar alınacak mı? Deniz ambulansı alınması söz konusu mu? Akdağ: Deniz ambulansı değil de bir hastane gemisi, yüzen hastane... Dünyada da çok örneği yok. Amerikan donanmasında var. Onlarda da sayı fazla değil. Özel yapım bir şey olması gerekiyor. Başbakanımıza arz ettik, prensip olarak makul gördü. Kalkınma Bakanlığından finansman önceliği var mı diye işin bu tarafını tartışıyoruz. Böyle bir hastane yapmaya doğrusu niyetimiz var
-``Spor konusunda iyi bir model değilim``- Soru: İki ayda 8 kilo vermiştiniz. Rejim devam ediyor mu? Spor yapıyor musunuz? Akdağ: Diyet devam ediyor, çünkü 2 kilo geri aldım. Spor konusunda iyi bir model değilim. Bizim gibi çok çalışan insanlar iyi model değildir. Günlük hayatını normal mesaisiyle yaşayanlara bunu sormak lazım. Bu hususu çok başardığımı söyleyemem. Zaman zaman hevesle başlıyorum. Mutlaka yapmak lazım. Maalesef ben Türk toplumunun yüzde 80 ile şu anda birlikteyim. Fiziksel egzersiz yapmayan grup. Yüzde 20`nin içine benim de girmem gerekir
Beslenme ile ilgili olarak da yapmaya çalıştığım az yemek. Bilinen klasik şeyler var, işi çok genişletmemek lazım. Kızartmalar, çok yağlı yiyecekler, margarinler, onlardan oluşan tatlılar, hamur işleri falan, fazla tuz kullanımı çok doğru değil. Ama temelde boğazımızdan içeri ne kadar az şey gönderirsek erişkin insanlar olarak o kadar iyi oluyor. Türk toplumunun üçte biri obez, üçte biri de kilolu olduğuna göre artık varın siz hesap edin
Soru: Evinize düşkün bir eş ve babasınız. Evden şikayet geliyor mu? Akdağ: Ben de birçok insan gibi evime düşkünüm. Eşimle ilgili olarak hemen hemen hiçbir problemim yok. Zaten bu kararları birlikte verdik. Bu çeşit bir çalışma temposuna birlikte karar verdik. Bir ortaklık kurduk. Ben şöyle söylüyorum, ne kadar çalışıyorsam kendi çapımızda hizmet ediyorsam eşimle ortağım bu işte, o ortaklığı yapmış durumdayız. Belki o çocuklara, eve daha çok zaman ayırıyor çalışmadığı için. Belki çok zaman ayıramıyoruz ama ayırdığımız zamanlar keyifli geçiyor doğrusu onu söyleyebilirim
-Bakan Akdağ röportajının devamı yarın yayımlanacak- Sağlık Bakanı Recep Akdağ`ın, ``Anadolu Ajansı Editör Masası``nın ilk konuğu olarak, sağlık alanında tartışılan güncel konular, yürütülen çalışmalar ve yeni projelerle ilgili değerlendirmelerinin yer aldığı röportajın devamı yarın yayımlanacak.
Kaynak: AA
Anadolu Ajansı Editör Masası`nın ilk konuğu olan Akdağ, sağlık alanında tartışılan güncel konularla ilgili değerlendirmelerde bulundu
Sağlık Bakanı Akdağ`ın röportajı şöyle: Soru: Kadına yönelik şiddet ülke gündeminde önemli bir yer işgal ediyor. Sağlık Bakanlığı, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ile ortak çalışma yürütüyor. Bu konuda neler yapıldı ve yapılması planlanıyor? Akdağ: Uzunca bir zamandır sağlık çalışanlarının da içinde olduğu belli gruplarda eğitimler verdik. Güvenlik kuvvetleri, öğretmenler, sağlık çalışanları... Şiddetin şöyle bir boyutu da var; şiddet çoğu zaman açığa çıkmıyor. Kadına şiddette de böyle, çocuğa şiddette de böyle, her iki gruba cinsel istismarda da böyle... Kapalı, gizli kalıyor. Hatta bunu zaman zaman bu görevliler de gizliyor. Bir öğretmene şiddet gittiği zaman bunun üzerini kapatmayacak. `Kapatmayacak` derken, ortalığa yayacak anlamında değil. Yetkilisine, ilgilisine ulaştırabilecek. Bu sağlık çalışanı için de böyle. Ya da bir erkek evde eşine kötü davranmış, şiddet uygulamışsa, karakoldaki polis ya da savcı `eşindir, kocandır` falan demeyecek. Dendiği müddetçe bu problem ortadan kalkmaz. Bir defa yine işin ahlaki boyutuyla ilgili bir şey söyleyeyim, bir kadına el kaldırıp da vuran bir erkek kadar aciz, zavallı ve vahşi bir insan olamaz. Senin fiziksel gücün ondan fazla diye bunu yapıyorsun ya da neyse... Statün diyelim evin geçimini Anadolu`da bazen erkek sağlayıp kadının bu imkanı olmadığı için de bunlar yapılabiliyor. Her zaman sadece güçten de doğmuyor. Kadın ondan da kuvvetli olabilir, ama kendini güçsüz hissediyor. Böyle bir durumda bir insana fiziksel, ruhsal, her neyse, şiddette bulunmak hakikaten tam bir vahşet. O zaman bunun cezalandırılacağından emin olması lazım. Bilmesi lazım ki bu karşılıksız kalmıyor
Bununla ilgili çok çalışmalar yaptık. Tabii işin bir de şiddeti toplumdan tamamen uzaklaştırıcı çalışmalar var ki o çok daha orta, uzun vadede ancak başarılabilecek bir iş. Peki bütün bunlara rağmen şiddet görmüşse bir kadın, bir çocuk, cinsel istismara maruz kalmışsa o zaman da o andan itibaren artık onu örselemeyip çok ciddi ölçüde korumak lazım
Ankara`da iki mükemmeliyet merkezi kurduk. Birini kurduk, öbürünü kuruyoruz. Birincisi çocukla ilgili olandı, öbürü kadınla ilgili olan... Çocukla ilgili olan çok mükemmel çalışmaya başladı. `Çocuk izlem merkezi` diyoruz. `Koruma` demedik. Öbürü de `kadın izlem merkezi`. Bunları bütün Türkiye`ye yaygınlaştıracağız. Önce modeli geliştirdik. İki senedir bunun üzerinde çalışıyoruz. Model çok mükemmel tuttu. Bunu inceleyen yurt dışından uzmanlar da modeli son derece beğendiler. Şöyle bir şey model; Ankara`daki işleyiş şeklini söylüyorum, bir çocuk cinsel istismara maruz kaldı diyelim ki okulda ya da başka bir yerde, buna şahit olan öğretmen tarafından ya da polis tarafından-onlar eğitim aldığı için- doğrudan çocuk izlem merkezine bildiriliyor. Ve çocukla hiç kimse konuşmuyor. `Konuşmuyor` derken, `nasıl oldu, anlat` denilmiyor. Bu uzmanlık merkezinden doğrudan gelinip çocuk alınıyor ya da aile haber vermişse birlikte merkeze gidiliyor. Merkez hakikaten çok rahatlatıcı bir ortam, mekan da ferah. Orada çocuk bir sosyal hizmet uzmanı ya da psikolog tarafından nöbette kim varsa karşılanıyor. Yaşına uygun bir odaya alınıyor. Küçük bir çocuksa oyuncaklar var. Daha büyükse kitaplar, broşürler var. Varsa ailesiyle birlikte oturmasına fırsat tanınıyor. İfadesinin alınması için hazırlıklar yapılıyor, savcı geliyor. Şimdi mesai içinde sürekli savcı da var artık... İfade odasına alınıyor çocuk... İfade odası dediğimiz yer yine çok rahat bir mekan. Aynalı bir oda. `Söyleşi odası` demek çok daha doğru. Yine yetişmiş, eğitim almış psikologla çocuk orada oturuyor. Genelde bu 1 kişi, bazen 2 kişi de olabiliyor. Savcı ve avukat ya da dışarıdan izleme hakkı olanlar aynalı bölümden içeriyi görüyorlar. Ama çocuk dışarıyı görmüyor. Ses mekanizmaları da var. Savcının bütün soruları çocuğun yaşına ve o andaki ruhsal durumuna göre psikolojik tercüme yapılarak çocuğa soruluyor. Cevaplar savcıya uygun biçimde veriliyor. Kayıtlar alınıyor, eğer gerekirse o gün ya da 1-2 gün misafir ediliyor. Çocuğun mahkemeye çıkmasına gerek kalmıyor. Savcılığa gitmesine gerek kalmıyor. Video görüntüler olduğu için mahkemeye gitmesine de büyük ölçüde gerek kalmıyor. Bir hastane içinde damgalamayı önlemek için de giriş çıkışı falan da normal bir hastanenin içinde yaptık
Kadınlar için de yapıyoruz. Bunları bütün Türkiye`ye yaymak için zamana ihtiyacımız var. Eleman yetiştireceğiz. Ama öyle zannediyorum ki önümüzdeki 2 sene içinde bunları bütün Türkiye`ye en azından büyük şehirlere yaymış olacağız. Bunun devamı Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı tarafından şöyle getirilecek; onu da Sayın Bakanla tekrar görüştük. Bu çocuğa ya da ailesine veya kadına, her neyse, mutlaka sosyal ve psikolojik desteğe devam etmek gerekiyor. Bu bir dosya ile daha sonra Sosyal Hizmetler tarafından takip edilecek
Soru: Bazen çocuk veya kadınların bu tür şeyleri istismar edebildiği söyleniyor. Ama muhakkak önlemlerini alıyorsunuzdur
Akdağ: Doğru. Orada da sorgulamaları iyi bilen uzman olursa, bunlar da azalır. İşi hiç bilmeyen bir polisin aldığı ifadeyi düşünün, bu hususta uzmanlaşmamış bir savcının işi devam ettirdiğini düşünün. Bir de bu merkezi düşünün. Böyle bir istismara yeltenen birini anında fark edebileceklerdir
-Kadına yönelik şiddet fotoğrafı- Soru: Kadına yönelik şiddet konusundaki bir gazetede yer alan fotoğrafı nasıl değerlendiriyorsunuz? Akdağ: Aslında ben doğrusu şiddetin ve şiddet haberlerinin birbiriyle ilişkisi nedir, bu işin uzmanı değilim. Ama birtakım uzman görüşlerini dinlediğimde şöyle bir hissiyatım oluyor doğrusu, şiddeti ya da benzeri birtakım davranışları haberleştirmek her zaman da beklendiği gibi bir sonuç vermiyor. Bunu haberleştirenlerin ben genelde kötü niyetinin olduğuna inanmıyorum. Şiddeti gösterelim, bakın herkes ne kadar kötü bir şey olduğunu görsün. Öyle olmuyor. Bazen de bu rol model haline dönüşüyor. Ne kadar doğrudur bilmem. Birisi testereyle birisini kesiyor, bunlar basında çok fazla yer alıyor. Daha önce buna benzer cinayetlere pek rastlanmazken, bunun peşine 5 kişi daha böyle yapıyor. O zaman aslında bunları konuşmak sadece bakanların ya da yetkililerin mi işidir diye bir soruyu ben yine sorayım. Mesela Anadolu Ajansı gibi köklü bir kuruluş bu işin öncülüğünü yapıp da medyada kendi araştırmalarını kendi yapar mı? Yani medya bu işi kendisi oto kontrol sağlamak üzere bir çalışmanın içine girer mi? Girmesi lazım. Bunu Sağlık Bakanlığı çalışacak da bir rapor hazırlayacak ya Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı... Bunu basın kendisi de yapabilir. Bir araştırma yapılır, işi iyi bilen uzmanlara bunun neye yol açtığı görülür, o zaman oturulur belli etik prensipler belirlenir, bu etik prensiplere uymayanlar bir yaptırım alırlar sektörün kendisi tarafından bir yaptırım alırlar. Yani bağışlayın beni ama böyle işte bir zaman kurulan Basın Konseyi gibi tamamen işin ideolojik tarafıyla ilgilenen, işi gücü farklı yaklaşımlar olan bir yaklaşım yerine gerçekten basının da kendi kendisini kontrol edeceği bir sistem kurması lazım. Bu sadece hükümetlerin işi değil. Hep bekleniyor ki bir kural koyalım. Kanun yapalım, madde yazalım, bu sefer yazdığınız kanun bir tarafıyla vatandaşı korurken, öbür taraftan belki sansüre yol açabilecek bir boyuta taşınıyor. Dengesini sağlamak o kadar da kolay değil
AA Genel Müdürü Kemal Öztürk: Anadolu Ajansı olarak önümüzdeki hafta yayın ilkelerimizi yayınlayacağız. Terör ve şiddet konusunda ne yapıyoruz, kendi açımızdan yayınlayacağız. Diğer medya organlarının nasıl davranacağını bilmiyoruz ama kendimize bir etik kural getirdik
Akdağ: Ben diyorum ki Anadolu Ajansı en azından diğer ajanslarla bir araya gelebilir bu anlamda bir çalıştay ya da atölye çalışması yapabilir. Birilerinin öncü olması öncü olacak kuruluşların başında Anadolu Ajansı geliyor
-Yeni programlar Soru: Bakanlığınızın obezite, sigara, ruh sağlığı gibi konularda eylem planları var, yeni eylem planlarınız söz konusu mu? Akdağ: Bakanlığımızın stratejik hedefleri açısından halk sağlığını korumak, birey sağlığını korumak ve bireyin daha sağlıklı yaşamasını teşvik etmek üzere programlarımız var. Bu programlar aslında birbirine entegre. Bu anlamda temel çerçeve tamamlandı diyebilirim artık. Bundan sonra bu programların hayata geçirilmesi, yaygınlaştırılması süreci... Ama ilave bazı programlarımız olacak. Mesela ağız ve diş sağlığıyla ilgili olarak yaptığımız işler bir ağız ve diş sağlığı programına, akılcı ilaçla ilgili yaptığımız işler akılcı ilaç kullanımı programına dönüşecek
Soru: Okullardaki sağlıksız beslenmeye karşı Milli Eğitim Bakanlığı ile çalışıyorsunuz, ama bununla ilgili yine şikayetler var, ek önlemleriniz olacak mı? Akdağ: Okullarda kısıtlanan yiyeceklerle ilgili bir şeyler yapılıyorsa, milli eğitimle ilgili yetkililer takip ediyorlardır
Fakat şişmanlığı önleme konusunda yapacağımız gıda ve ikram sektörüyle ilgili bütün çalışmaları aslında oturup birlikte çalışacağız, çalışmalıyız. İşin içinde Tarım ve Köyişleri Bakanlığı ile Milli Eğitim Bakanlığının yanı sıra biz varız. Bir tek okul kantinleriyle ilgili bir yaptırım geldi, ne kadar tartıştık. Reklamlardan tutun da lokantalardaki porsiyonlara kadar işin düzenlenmeye çalışıldığı bir alan söyleyin, oradan anlayın ne kadar çok tartışma çıkacaktır. O zaman bunun en kestirme yolu, mümkün olduğunca sektörle anlaşarak ve bunu biraz zamana yayarak yapmak lazım. Bu, sigara gibi herkesin zararlı olduğunda hemfikir olduğu, içenin, hatta satanın bile hemfikir olduğu bir alan değil. Ama bu böyle diye de peşini bırakmayacağız. Şöyle bir soru sorsaydınız `önünüzdeki en önemli işlerden biri bundan sonra nedir?` diye... Hep sorulur ya `en iyi bildiğin konuyu anlat` diye öğrencilerimize... Şişmanlık ve hareketsizlik konusu Türkiye`nin şu anda en önemli sağlık problemi. Bunu söylerken de Allah`a hamdediyoruz, yani Türkiye şimdi enfeksiyon hastalıklarından kırılan, aşıyla önlenebilir hastalıklardan dolayı çocukların SSPE olmaya devam ettiği bir ülke de olabilirdi. Türkiye, sağlıkta dönüşüm programı ve AK Parti hükümetleriyle bunlardan kurtuldu
Soru: Gribal enfeksiyonlarda artış var, domuz gribi gibi salgınlara karşı önlemleriniz neler? Akdağ: Grip ya da nezle dediğimiz halk arasında böyle bilinen hastalık grubunda antibiyotik kullanmanın hastalığın iyileşmesi üzerinde hiçbir olumlu etkisi yoktur. Sıfırdır yani... Yeni bir şey söylüyormuşum gibi geliyor ama bu çok iyi bilinen bir şey. Antibiyotikle daha kolay iyileşir de antibiyotiksiz de iyileşir gibi değil. Antibiyotiğin hastalığın gidişine, seyrine hiçbir olumlu etkisi yoktur. Olumsuz etkisi var mıdır? Vardır. Bir dünya yan etkisi vardır antibiyotiklerin. Üstüne üstlük de o antibiyotik de bize zaman zaman gerekli. Mesela gripte değil, ama zatürrede gerekli ya da ağır kulak iltihabında. İşte o hastalıkları yapan mikroplara karşı antibiyotiklerin etkisizleşmesine yol açıyor, sürekli kullanıldığı zaman. Bir de yan etkileri var. Demek ki grip ya da nezlede asla antibiyotik kullanmamalıyız. Grip ya da nezlede antibiyotik kullanmanız öneriliyorsa bunu mutlaka sorgulayın. Grip ya da nezlede antibiyotik neden kullanılabilir? Bunlarla birlikte kulak iltihabı görülebilir, zatürre ortaya çıkabilir, bunlar varsa tabii ki kullanacaksınız. Ama genelde tek başına grip ya da nezlede antibiyotik kesinlikle kullanılmamalı
-Ambulansların, hastanın adresini kolay bulması için çalışma yapılıyor- Soru: 112 acil servis kullanımıyla ilgili `Ambulans çağırdık, gelmedi` deniliyor ya da hasta sahibi, hastasını kendi imkanlarıyla hastaneye ulaştırmaya çalışıyor. Bu konuda Sağlık Bakanı olarak vatandaşlarımıza öneriniz nedir? Akdağ: Eğer bulundukları yeri doğru tarif edeceklerine inanıyorlarsa mutlaka ambulansı çağırsın ve beklesinler. Hatta yerine göre 112 onlara ambulans yetişinceye kadar o hastaya nasıl davranacaklarını da anlatacaktır. Olay şu, bir ambulans evimize ulaştığı anda hastanın tedavisi başlar, evde kaza geçirmişse evde başlar, yoldaysa yolda başlar. Zaten bir ambulans geldiği zaman oradaki yaralının başına inen kişi derhal ilk uygulamaları yapar. Boynuna boyunluk takar ya da belini korumak için tedbir alır. Siz belki de kaza geçiren kişiyi yerinden kaldırırken yapacağınızı yapıyorsunuz, ona nasıl davranacağınızı bilmiyorsunuz çünkü. Dolayısıyla ulaştığı anda hastaneye gitmesine gerek yok, tedavisi başlamıştır. Ambulansların içi tam bir yoğun bakım odası gibidir. Suni solunum yaptırma imkanından tutun da kalp durduğunda elektroşok uygulamaya varıncaya kadar... O zaman yapacağımız iş, yerimizi iyi tarif edebileceğimiz bir yerdeysek mutlaka telefon açıp ambulansı beklemek. Bazen yer tarifi yapılamıyor. Yanlış adres veriliyor, ondan sonra ambulans geliyor, bulamıyor
Sağlık sistemimiz içinde en fedakar, en cefakar çalışanlar bu ekiplerdir. Şunun üzerinde de çalışıyoruz; Türkiye`de bu elektronik sistemler, yer bulma sistemleriyle ilgili hususlarda birtakım gelişmeler var. Ama cep telefonuyla yer bulma sistemi şu anda çok gelişmiş değil. Çok daha dakik yer bulma sistemleri de var. Bunlar üzerinde de çalışıyoruz. Yeri tarif edemeseniz bile açtığınız telefondan yerinizi noktasal olarak bulma imkanına sahip miyiz ya da ne kadar sahibiz. Teknolojiyi bu anlamda da sonuna kadar kullanmaya kararlıyız, üzerinde araştırma yapıyoruz
Vatandaşa söyleyeceğimiz kısaca şu; bir defa 112`yi lüzumsuz arayanlar var. Onlar bunu yapmasınlar. İkincisi de ambulansa telefon açsın ve beklesinler. İlk iş olarak ambulansa telefon açsınlar. Basına düşen bazı haberlerde şunu gördük; deniyor ki, ambulans yarım saatte gelmedi. Bakıyoruz ambulans 5 dakikada gitmiş. Ama ambulans 20 dakika sonra aranmış. Nasıl olduysa o sırada etraftakiler telaş içinde birisi aradı diye düşünerek aramamış. Basındaki `ambulans gecikti` haberlerinin yüzde 90`ı yanlış çıkıyor
-Yüzen hastane yapımı planlanıyor- Soru: Yeni ambulanslar alınacak mı? Deniz ambulansı alınması söz konusu mu? Akdağ: Deniz ambulansı değil de bir hastane gemisi, yüzen hastane... Dünyada da çok örneği yok. Amerikan donanmasında var. Onlarda da sayı fazla değil. Özel yapım bir şey olması gerekiyor. Başbakanımıza arz ettik, prensip olarak makul gördü. Kalkınma Bakanlığından finansman önceliği var mı diye işin bu tarafını tartışıyoruz. Böyle bir hastane yapmaya doğrusu niyetimiz var
-``Spor konusunda iyi bir model değilim``- Soru: İki ayda 8 kilo vermiştiniz. Rejim devam ediyor mu? Spor yapıyor musunuz? Akdağ: Diyet devam ediyor, çünkü 2 kilo geri aldım. Spor konusunda iyi bir model değilim. Bizim gibi çok çalışan insanlar iyi model değildir. Günlük hayatını normal mesaisiyle yaşayanlara bunu sormak lazım. Bu hususu çok başardığımı söyleyemem. Zaman zaman hevesle başlıyorum. Mutlaka yapmak lazım. Maalesef ben Türk toplumunun yüzde 80 ile şu anda birlikteyim. Fiziksel egzersiz yapmayan grup. Yüzde 20`nin içine benim de girmem gerekir
Beslenme ile ilgili olarak da yapmaya çalıştığım az yemek. Bilinen klasik şeyler var, işi çok genişletmemek lazım. Kızartmalar, çok yağlı yiyecekler, margarinler, onlardan oluşan tatlılar, hamur işleri falan, fazla tuz kullanımı çok doğru değil. Ama temelde boğazımızdan içeri ne kadar az şey gönderirsek erişkin insanlar olarak o kadar iyi oluyor. Türk toplumunun üçte biri obez, üçte biri de kilolu olduğuna göre artık varın siz hesap edin
Soru: Evinize düşkün bir eş ve babasınız. Evden şikayet geliyor mu? Akdağ: Ben de birçok insan gibi evime düşkünüm. Eşimle ilgili olarak hemen hemen hiçbir problemim yok. Zaten bu kararları birlikte verdik. Bu çeşit bir çalışma temposuna birlikte karar verdik. Bir ortaklık kurduk. Ben şöyle söylüyorum, ne kadar çalışıyorsam kendi çapımızda hizmet ediyorsam eşimle ortağım bu işte, o ortaklığı yapmış durumdayız. Belki o çocuklara, eve daha çok zaman ayırıyor çalışmadığı için. Belki çok zaman ayıramıyoruz ama ayırdığımız zamanlar keyifli geçiyor doğrusu onu söyleyebilirim
-Bakan Akdağ röportajının devamı yarın yayımlanacak- Sağlık Bakanı Recep Akdağ`ın, ``Anadolu Ajansı Editör Masası``nın ilk konuğu olarak, sağlık alanında tartışılan güncel konular, yürütülen çalışmalar ve yeni projelerle ilgili değerlendirmelerinin yer aldığı röportajın devamı yarın yayımlanacak.
