Bebeğiyle Türkiye'ye dönen Çetin: Yaşananlar insanlık dışıydı
Gazze'ye insani yardım götüren Mavi Marmara gemisinde 13 aylık bebeği Türker ile İsrail askerlerinin baskınına tanık olan Nilüfer Çetin, yaşadıklarını
Mavi Marmara gemisinde mühendis olarak bulunan eşi Ekrem Çetin ve 13 aylık bebeği ile binen Nilüfer Çetin, İsrailli yetkililerin sınır dışı edilme teklifini kabul ederek bugün sabah saatlerinde bebeği ile birlikte İstanbul'a geldi. İHH Genel Merkezi'nde düzenlenen basın toplantısında konuşan Çetin, dehşet anlarını anlattı. Çetin, Gazze'nin 90 mil açıklarında iken taciz botlarının kendilerine yanaştığını ve askeri gemilerin sayılarının gittikçe artığını belirtti. Çetin, "Geri dönmemiz istendi, kabul edilmeyince askeri gemiler, zodyak botlar ve helikopterler geldi." diye konuştu. Çetin korku dolu anları şöyle anlattı: "Helikopterler ile birlikte İsrail askerleri gemiye çıkmaya başladı 4.30 gibi. O sırada kamarasında olan personel kamerasında kaldı. Köprü üstü personeli görevlerinin dışındaydı. Bundan sonrasına çok fazla şahit olamadım. Bebeğimle birlikte kamarada kaldım. Kurşunlar kamaramın tepesine iniyordu. Arada pencereden bakarak bilgi almaya çalıştım. Eşim köprü üstünden gelerek can yelekleri giymemizi istedi. Gaz maskesini hazırladım. Ondan sonrası tam bir karanlık. Silah sesleri, çığlık, saldırı sesleri duyduk. Vahşi bir çatışma olduğunu biliyorum. İkinci kaptan ile kameralardan görüştük. Eşimin iyi olduğunu onun sayesinde öğrendim. Personelden kimseye zarar gelmediğini öğrenmiş olduk. Beklemeye dayanamadık küçük odada ve kapıyı açarak teslim olduğumu bebeğin ihtiyaçları olduğunu söyledim. Gerekli üst aramasında sonra köprü üstünde yaklaşık 2 saat bekledik. Daha sonra önce personel açık güverteye sonra da ben indim."
"PERSONELDEN BİRİNE İLAÇ ALMAYA GİTTİĞİMDE EŞİMİ GÖRDÜM"
Nilüfer Çetin, "Güverteye çıktıktan sonra rahatsızlanan bir personelin ilaçlarını almaya talip oldum. İçeri gittiğimde eşimi ve İHH Başkanı Bülent Yıldırım'ı gördüm." dedi. Çetin sözlerini şöyle sürdürdü: "Personelden biri rahatsızlandığı için onun ilaçlarını alma görevine sahip oldum. Hem Bülent beyle hem de eşimle temasa geçme şansım oldu.
Hepimizi indirdiler. Ağır yaralılar dahil herkesin elinde plastik kelepçeler var. 98 yaşındaki piskoposta dahil. Güvertede diz çöktürdüler. Gemi ilerledikçe kelepçeleri çözmeye başladılar. Yolculardan biri öğle ezanı okudu. Namaz kılındı. Tuvalete gidip bir şeyler içebildik. Namaz sonrası hepimizi kapalı mekana aldılar ve klimayı da kapattılar. 3.5 saat böyle gittik. Sonra 1.5 saat diğer gemilerin gelmesi için beklettiler liman önünde. İşgalden sonra çok ağır bir müdahale ile karşılaşmadık. Ajite yaptıklarını düşündükleri kişiler için zor kullandılar."
"HERKESE DÖRT SORU SORDULAR"
Bebeğinden dolayı zorluk yaşamadığını söyleyen Çetin, "Bebeğim olduğu için bana kelepçe takmadılar. Benimle birlikte birkaç kişiye daha kelepçe takılmadı. Aşdot limanında Süvari bey (kaptan) indi gemiden elleri kelepçesiz olarak. Şu an isimlerini bilmediğim 2 aktivisti bütün gemiyi sağ oldukların göstermek için dolaştırdılar. İlk çıkan yolcu benim gemiden. Sorgu ve sağlık muayenesine alındık. Yiyecek ve içecek vermek istediler. Oradan havalimanına nezarethane aldılar. Sabah 5 de THY uçağına bindik." diye konuştu.
Çetin, sorgu sırasında herkese 4 soru sorduklarını belirterek şunları söyledi. "Gazze sahil şeridinden gelmenin yasak olduğunu biliyor muydunuz? Geminin hangi amaçla yola çıktığını biliyor muydunuz? diye sordular. Yasak olduğunu bile bile niye geldiniz?. Burada kalmaya direnip tutuklanmak mı yoksa sınır dışı edilmek mi istersiniz? dediler. Hoşlanacağı cevapları verenleri sınır dışı ettiler. Ordu aradan çekildikten sonra İsrail polisi ve bakanlık yetkilileri bir parça daha yumuşak davranmaya çalıştı. İşgalden uçağa binene kadar başımıza gelenler insanlık dışı muayenenin örneği idi. Islak zemin, diz çöktürme gibi. Bazılarını geç müdahaleden kaybettik. Personelin durumundan endişe ediyoruz. Şu an tek amacımız oradaki olan herkesin sağ sağlim ülkelerine ulaşması. Başka bir şey istemiyorum. Eşim ve diğer gemi personeli yaralanmadılar. Aktivistlerden 30 kadar yaralı olduğunu gördük. 19 ölü 14 kayıp olduğunu söylediler. Nezarethane iki taneydi. Biri havalimanı içinde ayrılmış bir bölümdü. Bir de havalimanı dışında hangarların arkasında bir bina şeklinde idi. Oğlum ve ben oradaydık. İçinde iki ranza olan her yer parmaklıkla ve kurşun geçirmez camla çevrili. Kapımızı açık olarak nezarette tutulduk. Bebekten dolayı zorluk çekmedik. Bebeği propaganda amaçlı getirmekle suçlandım, Annelik değerlerim sorgulandı. Ben anneyim. Gazze'deki binlerce bebek de benim oğlum gibi bebekler. Gazze'ye sağ sağlim varabilseydik oğlum o bebeklerle oynayacaktı.Böyle bir organizasyon yeniden olsa oğlumu alıp gitmekten kesinlikle çekinmem. Gemiye uzaktan ağır silahlarla bombardıman yapmadılarsa tek sebebinin Oğlum Türker olduğunu düşünüyoruz. Türker bizim kurtuluşumuzu oldu. Gurur duyuyorum oğlumla cesareti için. Bülent bey ile yaklaşık 1 saat karşılıklı oturduk. Son derece iyiydi. Yaralı değildi. Başta morali bozuktu ama hepimizin ona ihtiyacı vardı o da kendini toparladı. Hafızam beni yanıltmıyorsa kelepçesi yoktu diye hatırlıyorum. Namazdan sonra alt yolcu salonuna alınınca görmedim. Basın mensuplarından da yaralılar vardı ama durumları ağır değildi"
