'Tartışılan şey siyasi rejimdir'
Taraf gazetesi yazarı Nabi Yağcı "12 Eylül dikta rejiminden çıkacak mıyız çıkmayacak mıyız?" sorusunu köşesinde kaleme aldı.

Soru bu, başka soru yok. Şu anda tartışmaya başladığımız anayasa meselesi “sivil demokrasimizi nasıl daha da geliştirebiliriz” meselesi değildir. Karşımızdaki mesele normal bir demokrasiye geçebilmek için içine düştüğümüz karanlık kuyudan nasıl çıkarız, ciğerlerimize biraz taze hava alabilmek için hapsolduğumuz zindanın duvarlarında nasıl delik açabiliriz meselesidir.
Üstelik de anayasa tartışmalarını, halen darbe planlarının yargılandığı, acaba darbe olur mu sorusunun tüketilmiş olmadığı, Genelkurmay Başkanı’nın sürmekte olan davalara müdahale edici söylevler vermekten, “iyi çocuklar” savunması yapmaktan geri durmadığı, yüksek yargının yürütme ve yasama üstüne ipotek koyduğu koşullarda yapağız.
AK Parti iktidarı, hayatın öğretisiyle, hükümet olmakla iktidar olmak arasındaki farkı nihayet biraz geç de olsa anlamış gözüküyor. Devlet diliyle konuşmakla da adamı devlet yapmıyorlar. Asker, yüksek yargı ve diğer devlet bürokrasisi iktidarın attığı önemli reform adımlarını geriye döndürdü. Yetmedi bir de iktidar partisini kapatmaya kalktı. AB ile müzakereler ise, temel bazı reformların yapılamamış olması nedeniyle tıkanma noktasına geldi. Nihayet görüldü ki, yüzde 47 de alsan, devlete biat etmeden 12 Eylül Anayasası’nın jandarmalık yaptığı otoriter devletin vesayetçi rejiminde iktidar olamazsın.
AK Parti’nin hükümet olduğu ilk günden beri yeri geldikçe hep aynı tezimi söyleyip durdum: Tarihsel açıdan AK Parti “iktidardaki muhalefet”, CHP ise “muhalefetteki iktidardır”. Sekiz yıllık iktidar dönemi neredeyse her gün bu gerçeği doğruladı.
CHP ise, sözcülüğünü yaptığı devlet iktidarının yani asker ve yüksek yargı oligarşisinin hikmet-i hükümetinin 12 Eylül Anayasası’yla kaim olduğunu çok iyi bildiğinden, artık 12 Eylül’e karşı olma maskesini de yüzünden çıkarıp attı. Tıpkı Onur Öymen’in Dersim katliamı üstüne söyledikleriyle Kemalist ideolojinin kristal vazosunu kırıp, tuzla buz etmesi gibi.
İşte hendek işte deve! CHP’nin anayasa paketi ile ilgili söylediklerine bakalım. Diyorlar ki, “12 Eylülcüleri yargılamayı engelleyen geçici 15. Madde’yi ayrı getirseydiniz destek verirdik”. Doğrusu milleti aptal yerine koymanın bu kadarı da fazla. Hem 12 Eylül dikta Anayasası’nın kaldırılmasına türlü bahanelerle karşı çıkacaksınız sonra da 12 Eylül’e karşı görünmek için geçici 15. Madde’ye sığınacaksınız. “12 Eylül de yarım kaldı, iktidarı erken bıraktılar, gelip bin yıl iktidarda kalacak, yeni bir kuşak yaratacağız” diyen darbe heveslilerine destek olanlar, Ergenekon’un avukatlığına soyunanlar için durum zor gerçekten. Hükümetin beklenmedik bu çıkışıyla manevra alanları bitti.
Yüksek yargı ne diyor: “Hükümetin getirdiği bu anayasa paketi anayasaya aykırıdır.” İşte sihirli sözcük bu. Eski anayasaya uygun, onu ihlal etmeksizin yeni bir anayasa yapmak ne demektir? Nasıl yapılır ki? Gebe kalmadan çocuk yapmak gibi bir şey mi bu? Fakat bu cümledeki sihir, taşıdığı mantık hatasında değil, gayet tutarlı biçimde bir gerçeğe işaret etmesindedir. “Bu anayasa değiştirilemez” denmek isteniyor. Ya da askerler dışında kimse, TBMM, halk değiştiremez...
Gerçekten de anayasanın başlangıç hükümleri, “değiştirilemez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez” denen hükümler değiştirilmedikçe, altına imza atmış bile olsanız uluslararası sözleşmeleri, AB kriterlerini, evrensel insan haklarını güvence altına alacak yepyeni bir anayasa yapmış olmazsınız. Dahası Anayasa Mahkemesi son kararlarıyla TBMM’nin yasa koyma iradesi üstüne vesayet koymuştur. Mahkeme önüne getirilecek bir davaya esastan da bakacak ve anayasanın ilk üç maddesini de kararları için dayanak yapacaktır. Dolayısıyla her anayasa değişikliğini anayasaya aykırı bulacak ve iptal edecektir. Yani bir labirentteyiz, dönüp dolaşıp aynı yere çıkıyoruz.
Bu nedenle “ilkesel” ve doğru olan, bu 12 Eylül Anayasası’nın tümden değiştirilmesi ve yeni demokratik ve sivil bir anayasa talebi olmalıdır. Ancak bir başka gerçek daha var: Anayasalar sınıfsal, sosyal, siyasal mücadelelerin sonuçlarının ürünüdür, bu sonucu taçlandırırlar. Öyleyse sivil demokrasi yanlıları sivil bir anayasa yapabilmek için bu mücadelede 12 Eylülcü askerî-bürokratik vesayet rejimi yanlılarının statükocu baskılarını geriletmek yani güçler dengesinde bir değişim gerçekleştirmek zorundadırlar.
Hükümetin getirdiği değişiklik paketiyle ilgili söylenecek şeyler elbette var, ilerleyen günlerde bunları tartışacağız ama pakete baktığımda benim görebildiğim şey daha ileri değişiklikler için bu paket statüko duvarında bir delik açmak anlamına geliyor. Bunun için önemli buluyorum.
Aynı nedenle “ilkesel tutum” adına kısmî anayasa değişikliğine karşı çıkmak doğru olmayacak diye düşünüyorum. Bu açıdan BDP’nin ilân ettiği “yapıcı muhalefet” çizgisi de umut verici.
Kaynak: Taraf
