Hükümet bir taraf haline gelmiştir
Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Deniz Baykal, partisinin genel merkezinde yargıda yaşanan krizi değerlendirirken çok sert açıklamalarda bulundu.
CHP Lideri Deniz Baykal'ın yaptığı açıklamalar şöyle:
Hukuki bir ihtilaf olarak anlamak vahim. İlk kez oluyor. İlk kez bir adliye basılıp başsavcı tutuklanıyor. Türkiye'de başsavcıların nasıl yargılanacağıyla ilgili çok açık net kanunlar var. Şimdi yargılama değil soruşturma yapıyoruz diyorlar. İlk kez soruşturma aşamasında görevini yapan bir savcıyı tutukluyorsunuz. Adalet Bakanı açıklamasında Adalet Bakanının görevlendirmesiyle yapılacağını açıkladı. Şimdi bir inceleme yapılmadan daha az kıdemli bir savcı tutuklama amacıyla sorgulamaya başlamıştır.
SORUN YETKİ SORUNU DEĞİL
Bu yetki ihtilafı olarak görmek mümkün değil. Hukukta siyasette başka bir temeli vardır. Hukuki değerlendirmeler yapılıyor. HSYK yetki tecavüzü görüp aldı. Bunu kendi yetkisi içinde yaptı. Hükümetin tereddüdü de ortadan kalktı. Hükümet beğenmese de bunu uygulamak zorunda. Tebligatın yapılması yerindedir.
ARKASINDA NE VAR?
Asıl sorun sıra dışı garip uygulamaların arkasında neyin yattığıdır. Neden bu olaylar ortaya çıkmaya başlamıştır. Neden bu kadar büyük bir gerilim yaşatmıştır bunun anlaşılması lazım. O nedenle olayın kısa tarihini hatırlamak gerek. Erzincan'daki başsavcının suçu nedir? Bu konuda toplumun ikna edilmesine ihtiyaç vardır. Bu Erzincan Başsavcısının yaptığı soruşturmayla ilgili. Bu soruşturmadan sonra ciddi tepkiler aldı. Başsavcıya başbakan yardımcısı tarafından telefon edilerek bu işi bırakması gözaltına alınanların bırakılması istendi. Olay öyle başlamıştır. Başsavcı vazgeçmemiştir. Ama arkasından ciddi suçlamalar gelmeye başlamıştır.
BAYKAL'DAN ÇİÇEK'E GÖNDERME
Başsavcıya inandırıcılıktan uzak bir soruşturma dosyası icat edildi. 26 yıl istendi. Lojmana kamelya yaptırarak imar kirlenmesiyle suçlandı. Olayın uydurma belli amaca, savcıyı yönlendirme yıldırmaya yönelik, yargı ile savcıyı tehdit eden bir uygulama ile karşı karşıya olduğumuz açıkça görülüyor. Ve şiddetle o savcının elindeki bu olaylara neden olan soruşturma dosyasını Erzurum'daki savcıya devretmesi talep edilmiştir. Dosyanın da selameti için başsavcı Erzurum’a göndermiştir. Bu soruşturmanın seyri de bu andan itibaren değişmiştir. Tahliyeler olmuştur. Başbakan Yardımcısının talebi doğrultusunda Erzurum savcısı gerekeni yapmıştır.
OLAYIN FAİLİ AKP
İki savcı arasında sorun varken, savcının nasıl yargılanacağıyla ilgili açık hüküm varken, daha az kıdemli birini görevlendirerek, aralarında husumet olması da önemli değil... İşte bu durumda bu kararı hukuka uygun inandırıcı, saygın bir süreç yaklaşımı... Hükümet bu olayın faili olduğu, hükümetin tercihi ile işletildiğini görülüyor. Biz de görüyoruz. Bu iş hukuk işi savcı işi değildir. Hükümetin hukuka savcılara, kamuoyunun aklı vicdanına karşı inadını sergilemektedir. Bir tarafı hükümettir bu olayın. AKP'dir.
HUKUK DÜZENİ TEHLİKEDE
Yandaş yargı gördük. Yandaş yargı hukuku düzeni içinde yer yer ortaya çıkan mevzi bir olay olarak kalırsa sakıncalı ve tehlikelidir ama bunun sınırı vardır. Ama hükümetin bu kadar kabaca bir işin içinde yer alması. Yandaş yargısı mevzi özel olay oymaktan çıkmıştır. Hükümet bir taraf haline gelmiştir. Bu uygulamaların yapıldığı bir ortamda hukukun güvencelerinin işlemez kılındığı, hukuksuz gözaltılar sindirmeler yaşandığı bir düzenin hukuk düzeni olduğunu söyleyemeyiz. Tehlikeye giren hukuk düzeninin kendisidir.
CEMAAT HESAPLAŞMASI YAŞANIYOR
Kadrolaşma siyasi bir kadrolaşmanın yanı sıra bir cemaat kadrolaşmasına dönüştü. Güvenlik güçleri cemaat örgütlenmesi denetimine girdi. Hükümet bu tablodan yarar ummakta. Hükümetin gözetimi altında yargı da güvenlik güçleri de yer yer cemaat kontrolüne geçmiştir. Bu bir cemaat hesaplaşmasıdır.
HERKES TEHDİT TEHLİKE ALTINDA
Yargıya yönelik bu sürece nasıl geldiğini unutmamalıyız. Bu tablonun eğer ortaya çıkan manzara hükümetin anlayışı doğrultusunda yönlendirilmeye devam edecek olursa bundan sonra benzer olayların daha yaygın çıkacağını herkesin iyi değerlendirmelidir. Bu olay bir kırılma noktası olacaktır. Bu olayı yapanlar hedeflerini gerçekleştirirse Türkiye'de artık herkes tehdit altındadır. Herkesin başına gelebilir. Bu artık hukukun güvencesinin kimse için işlemeyeceğini ortaya koyan bir örnektir. Burada tehlikede olan hukuk devletinin kendisidir.
ADALET SİYASALLAŞTIRILIYOR
Bu gidiş, gidiş değil. Devlet hukuka dayanır. Hukuk her şeyin özüdür. Adalet mülkün temelidir. Mülk devlettir. Adaleti tehlike eden en büyük tehlike adaletin siyasallaşmasıdır. Hükümet ve siyasi partilerin adaletin parçası olarak adaletin işleyişine yön vermesi, müdahale etmesi adaletin ortadan kalkması anlamına gelir. Adaletiniz değil devleti de tahrip ediyor. Siyaseti adalete yerleştirme, savcı hâkimlere emir kumanda etme, hükümetin talepleri doğrultusunda tetikçi savcıların devreye sokulmak istenmesi, başbakanların savcı aramaları Türkiye'de adaletin çatırdadığını göstermekte. Adaletin temelinin çatırdaması devletin temelinin çatırdamaması anlamına gelir.
DGM'LER FİİLEN DE KALDIRILMALI
Özel yetkili ağır ceza mahkemeleri DGM yerine kurulmuştur. DGM'lere ihtiyaç kalktı ama ne yazık ki sadece ismi kaldırıldı. Yerlerine özel yetkili ağır ceza mahkemeleri, savcılıkları ortaya çıktı. Hukukta özel durum olmaz. Hukuk geneldir. Yargı acımasızca kullanılıyor. DGM sadece ismen değil fiilen kaldırılmalıdır. Özel yetkili savcılık mahkeme olmalıdır. En temel demokratikleşme adımının atılacağı alan hukukta bu adımı atmaktır.
YARGIYA KUTLAMA
Bu yaşanan olay demokrasiye zarar vermiştir. Türkiye'de hukuk dünyasında AKP bir ekol haline gelmiştir. Bir hukuk kurumu Yargıtay Danıştay, HSYK, Anayasa Mahkemesi gibi bir de AKP'nin yargı değerlendirmesi, kendi siyasi anlayışı Türkiye'ye dayatılmak isteniyor. Yargı kurumları bu tartışmaları iyi değerlendiriyor. Dün arka arkaya yapılan açıklamalar olayın sistematik saldırıyı yargı kurumlarınca iyi kavrandığını, yargıyı savunma iradesini, cesaretini sergilediğini görüyorum. Bu saldırılara karşı ciddi tavır takınmak ihtiyaç haline geldi.
Hukuki bir ihtilaf olarak anlamak vahim. İlk kez oluyor. İlk kez bir adliye basılıp başsavcı tutuklanıyor. Türkiye'de başsavcıların nasıl yargılanacağıyla ilgili çok açık net kanunlar var. Şimdi yargılama değil soruşturma yapıyoruz diyorlar. İlk kez soruşturma aşamasında görevini yapan bir savcıyı tutukluyorsunuz. Adalet Bakanı açıklamasında Adalet Bakanının görevlendirmesiyle yapılacağını açıkladı. Şimdi bir inceleme yapılmadan daha az kıdemli bir savcı tutuklama amacıyla sorgulamaya başlamıştır.
SORUN YETKİ SORUNU DEĞİL
Bu yetki ihtilafı olarak görmek mümkün değil. Hukukta siyasette başka bir temeli vardır. Hukuki değerlendirmeler yapılıyor. HSYK yetki tecavüzü görüp aldı. Bunu kendi yetkisi içinde yaptı. Hükümetin tereddüdü de ortadan kalktı. Hükümet beğenmese de bunu uygulamak zorunda. Tebligatın yapılması yerindedir.
ARKASINDA NE VAR?
Asıl sorun sıra dışı garip uygulamaların arkasında neyin yattığıdır. Neden bu olaylar ortaya çıkmaya başlamıştır. Neden bu kadar büyük bir gerilim yaşatmıştır bunun anlaşılması lazım. O nedenle olayın kısa tarihini hatırlamak gerek. Erzincan'daki başsavcının suçu nedir? Bu konuda toplumun ikna edilmesine ihtiyaç vardır. Bu Erzincan Başsavcısının yaptığı soruşturmayla ilgili. Bu soruşturmadan sonra ciddi tepkiler aldı. Başsavcıya başbakan yardımcısı tarafından telefon edilerek bu işi bırakması gözaltına alınanların bırakılması istendi. Olay öyle başlamıştır. Başsavcı vazgeçmemiştir. Ama arkasından ciddi suçlamalar gelmeye başlamıştır.
BAYKAL'DAN ÇİÇEK'E GÖNDERME
Başsavcıya inandırıcılıktan uzak bir soruşturma dosyası icat edildi. 26 yıl istendi. Lojmana kamelya yaptırarak imar kirlenmesiyle suçlandı. Olayın uydurma belli amaca, savcıyı yönlendirme yıldırmaya yönelik, yargı ile savcıyı tehdit eden bir uygulama ile karşı karşıya olduğumuz açıkça görülüyor. Ve şiddetle o savcının elindeki bu olaylara neden olan soruşturma dosyasını Erzurum'daki savcıya devretmesi talep edilmiştir. Dosyanın da selameti için başsavcı Erzurum’a göndermiştir. Bu soruşturmanın seyri de bu andan itibaren değişmiştir. Tahliyeler olmuştur. Başbakan Yardımcısının talebi doğrultusunda Erzurum savcısı gerekeni yapmıştır.
OLAYIN FAİLİ AKP
İki savcı arasında sorun varken, savcının nasıl yargılanacağıyla ilgili açık hüküm varken, daha az kıdemli birini görevlendirerek, aralarında husumet olması da önemli değil... İşte bu durumda bu kararı hukuka uygun inandırıcı, saygın bir süreç yaklaşımı... Hükümet bu olayın faili olduğu, hükümetin tercihi ile işletildiğini görülüyor. Biz de görüyoruz. Bu iş hukuk işi savcı işi değildir. Hükümetin hukuka savcılara, kamuoyunun aklı vicdanına karşı inadını sergilemektedir. Bir tarafı hükümettir bu olayın. AKP'dir.
HUKUK DÜZENİ TEHLİKEDE
Yandaş yargı gördük. Yandaş yargı hukuku düzeni içinde yer yer ortaya çıkan mevzi bir olay olarak kalırsa sakıncalı ve tehlikelidir ama bunun sınırı vardır. Ama hükümetin bu kadar kabaca bir işin içinde yer alması. Yandaş yargısı mevzi özel olay oymaktan çıkmıştır. Hükümet bir taraf haline gelmiştir. Bu uygulamaların yapıldığı bir ortamda hukukun güvencelerinin işlemez kılındığı, hukuksuz gözaltılar sindirmeler yaşandığı bir düzenin hukuk düzeni olduğunu söyleyemeyiz. Tehlikeye giren hukuk düzeninin kendisidir.
CEMAAT HESAPLAŞMASI YAŞANIYOR
Kadrolaşma siyasi bir kadrolaşmanın yanı sıra bir cemaat kadrolaşmasına dönüştü. Güvenlik güçleri cemaat örgütlenmesi denetimine girdi. Hükümet bu tablodan yarar ummakta. Hükümetin gözetimi altında yargı da güvenlik güçleri de yer yer cemaat kontrolüne geçmiştir. Bu bir cemaat hesaplaşmasıdır.
HERKES TEHDİT TEHLİKE ALTINDA
Yargıya yönelik bu sürece nasıl geldiğini unutmamalıyız. Bu tablonun eğer ortaya çıkan manzara hükümetin anlayışı doğrultusunda yönlendirilmeye devam edecek olursa bundan sonra benzer olayların daha yaygın çıkacağını herkesin iyi değerlendirmelidir. Bu olay bir kırılma noktası olacaktır. Bu olayı yapanlar hedeflerini gerçekleştirirse Türkiye'de artık herkes tehdit altındadır. Herkesin başına gelebilir. Bu artık hukukun güvencesinin kimse için işlemeyeceğini ortaya koyan bir örnektir. Burada tehlikede olan hukuk devletinin kendisidir.
ADALET SİYASALLAŞTIRILIYOR
Bu gidiş, gidiş değil. Devlet hukuka dayanır. Hukuk her şeyin özüdür. Adalet mülkün temelidir. Mülk devlettir. Adaleti tehlike eden en büyük tehlike adaletin siyasallaşmasıdır. Hükümet ve siyasi partilerin adaletin parçası olarak adaletin işleyişine yön vermesi, müdahale etmesi adaletin ortadan kalkması anlamına gelir. Adaletiniz değil devleti de tahrip ediyor. Siyaseti adalete yerleştirme, savcı hâkimlere emir kumanda etme, hükümetin talepleri doğrultusunda tetikçi savcıların devreye sokulmak istenmesi, başbakanların savcı aramaları Türkiye'de adaletin çatırdadığını göstermekte. Adaletin temelinin çatırdaması devletin temelinin çatırdamaması anlamına gelir.
DGM'LER FİİLEN DE KALDIRILMALI
Özel yetkili ağır ceza mahkemeleri DGM yerine kurulmuştur. DGM'lere ihtiyaç kalktı ama ne yazık ki sadece ismi kaldırıldı. Yerlerine özel yetkili ağır ceza mahkemeleri, savcılıkları ortaya çıktı. Hukukta özel durum olmaz. Hukuk geneldir. Yargı acımasızca kullanılıyor. DGM sadece ismen değil fiilen kaldırılmalıdır. Özel yetkili savcılık mahkeme olmalıdır. En temel demokratikleşme adımının atılacağı alan hukukta bu adımı atmaktır.
YARGIYA KUTLAMA
Bu yaşanan olay demokrasiye zarar vermiştir. Türkiye'de hukuk dünyasında AKP bir ekol haline gelmiştir. Bir hukuk kurumu Yargıtay Danıştay, HSYK, Anayasa Mahkemesi gibi bir de AKP'nin yargı değerlendirmesi, kendi siyasi anlayışı Türkiye'ye dayatılmak isteniyor. Yargı kurumları bu tartışmaları iyi değerlendiriyor. Dün arka arkaya yapılan açıklamalar olayın sistematik saldırıyı yargı kurumlarınca iyi kavrandığını, yargıyı savunma iradesini, cesaretini sergilediğini görüyorum. Bu saldırılara karşı ciddi tavır takınmak ihtiyaç haline geldi.
